1 Ocak 2007 / Birgün / Ulaş Gürpınar
Hücreye inat, edebiyat
Üç yıldır devam eden ve Anadolu Kültür tarafından yürütülen 'Cezaevi Duvarlarını Aşmak' projesinin bir uzantısı niteliğindeki edebiyat dergisi 'mahsus mahal' çıktı. Aytekin Yılmaz'ın genel yayın yönetmenliğinde yaşamına başlayan derginin yayın danışma kurulunda Vecdi Sayar, Müge İplikçi, Eşber Yağmurdereli, Müge Sökmen, Eugene Schoulgin, Sezer Duru, Ragıp Zarakolu, Şeyhmus Diken, Sezai Sarıoğlu, Nevzat Çelik, Haydar Ergülen, Tanıl Bora, Feray Salman, Derviş Zaim, Sinan Kılıç, Lal Laleş, Halil İbrahim Özcan ve Sabri Kuşkonmaz yer alıyor. Pen Yazarlar Derneği'nin sürdürdüğü 'Hapisteki Yazarlar Komitesi Projesi'nin de desteklediği dergi üç aylık olarak yayınlanacak. Mahsus mahal adı 'hücre'den geliyor. Dergiye emek verenler de bu hücrelerin kapısını sanatsal ve edebi olarak dış dünyaya açmak istedikleri için bu adı seçtiklerini belirtiyorlar.
"İçerikte, siyasal olandan ziyade sanatsal olanla ilgiliyiz. Yazınsal açıdan öykü, şiir, anı, deneme, mektup, mizah gibi edebi makaleleri yayınlamayı amaçlıyoruz" diyerek tüm mahpusların dergisi ve sesi olmayı amaçlayan mahsus mahal'in genel yayın yönetmeni Aytekin Yılmaz'la proje hakkında yaklaşık bir ay önce yaptığımız görüşmede şu ifadeleri kullanmıştı: Yüz cezaevinden dört yüz şiir ve öykü yazan insan eserlerini gönderdi bize. Ben de yattığım dönemden biliyorum ki yayınevleri cezaevinden gelen eserlere ilgi göstermiyor. Ben de sürekli yolladım ama içerdeyken hiçbiri yayımlanmadı. Ama çıktıktan sonra hepsini yayınladılar.
Ya hapishane gerçeği ne olacak?
Ben aslında yazarlara destek olunmasından yana değilim. Yazı uğraşıları, desteklerle yürümez. Eğer sizin yazdıklarınızda edebi bir şey varsa, o zaten er ya da geç karşılık bulur. Ama söz konusu cezaeviyse, işte burada destek olmak gerekiyor. Bir kere oraya kitap göndermek zorundasın; çünkü orada kitap yok.
Sonra, içeride yazdığı çalışmalara kendini ifade edebileceği ortamı hazırlamak zorundasın. Dergiyse dergi, kitapsa kitap. Yoksa dünyanın hiçbir yerinde "ben yazar olmak istiyorum ne yapmalıyım" diyene kendinden başka kimse yardım edemez. İşte biz bu insanlara 1980 döneminde bu konuda yaşanan sorunların yaşanmaması için küçük bir destek olduk. Benim yattığım 1990 sonrası dönemde, kütüphanemizde 20 bin kitap vardı ama 1980'lerin Metris'ini falan düşünsenize. Bir kitap bile bulamazdınız. Faucoult, "ceza infaz sisteminde değişiklik yapılmadan hiçbir şey yapamazsınız hapishanelerde" diyor, işte bu proje öyle olmadığını gösteriyor. Pratikte görüyoruz işte, bir şeyler değişiyor. Demek ki buradan da başlanılabilir.
Arada bir diyorlar ki bana "Hapishanelerle uğraşıyorsun ama ben hapishanenin kendisine karşıyım" Eee ben de karşıyım. Hadi ikimiz de karşı olalım, peki şu anki hapishane gerçekliği ne olacak?