2 0cak 2007 / Evrensel / Ulaş Emre
“Edebiyat hapiste ayakta kalmaya yarar”
Mahsus mahal derler kalırım zındanda
Kalırım kalırım dostlar yandadır
İk'elleri kızıl kandadır kanda
Ölürüm ölürüm kardeş aklım sendedir
(Mahsus Mahal'den)
Üç aylık hapishane ve edebiyat dergisi olan “Mahsus Mahal” yeni yılla birlikte yayın hayatına başladı. Bir dönem tutukluların konulduğu özel hücrelere verilen isim olan “Mahsus Mahal”ler, ozan Ruhi Su'nun cezaevinde yaptığı bir türküye de ismini veriyor. Hakim karşısına çıkarıldığında, “Bizi tabutluklara koydular” diyen Ruhi Su'ya hakimin, “Onlar tabutluk değil, mahsus mahal” dediği ve ozanın da yaşadıklarına duyduğu tepkiyle, mahpusluk döneminde eşi ve yoldaşı Sıdıka Su için bu parçayı yaptığı rivayet ediliyor.
Son yıllarda yaşanan F tipleri süreciyle cezaevleri hızlı bir şekilde hücre sistemine, “Mahsus Mahal”e dönüyor. Dergi ise bu hücrelerin kapısını sanatsal ve edebi olarak dış dünyaya açmayı hedeflerken aynı zamanda mahpusların hangi koşullarda ürettiğini göstermeyi amaçlıyor. Derginin yayın kurulunda Önder Birol Bıyık, Mehmet Göcekli, Aytekin Yılmaz, Mehmet Taşdemir dışında hala mahpus olan Nevzat Güngör, Veysel Avcı, Ruşen Özkan, Yalçın Hafçı da bulunuyor. Daha çok mahpusların yazdığı şiirlere, öykülere, denemelere, makalelere yer verecek olan dergi, cezaevlerinde yaşanan sorunları da göz ardı etmeyecek. Her sayıya konuya duyarlı yazarlar ve çizerler de katkıda bulunacak. Ece Temelkuran, Sennur Sezer, Ragıp Zarakolu, Su Yücel, Ender Özkahraman, Haydar Ergülen, Müge İplikçi ilk sayının duyarlı yazar ve çizerleri arasında...PEN Hapisteki Yazarlar Komitesi projesi olan Mahsus Mahal'in ilk sayısını vesile ederek Genel Yayın Yönetmeni Aytekin Yılmaz'la görüştük.
Hapishane ve edebiyat dergisi çıkarma fikri nasıl ortaya çıktı?
“Cezaevi Duvarlarını Aşmak” adıyla üç yıldır devam eden bir proje kapsamında “Hapishaneden Şiirler”, “Hapishaneden Öyküler”, “Hapiste Çizmek”, “Hapiste Yazmak”, “Yeniden Başlayabilirdim”, “Yedi Mavi Renk” ve “ Sevgili Kardeşim” adlarıyla yedi kitap yayınladık. O vesileyle bir çok mahpus yazarla yazışma imkanım oldu. Dışarıya dair sitem dolu mektuplar aldım. Bir mahpus dışarının duyarsızlığına bir tepki olarak yazmayı bıraktığını ama bu kitaplar yayınlanmaya başlayınca yeniden yazmaya başladığını ifade ediyordu. Bir başka mahkum ise yaptığımız bu çalışmalarla kırgınlıklar denizine yelken açtığımızı belirtmişti. Toplam 100 hapishaneden 400'e yakın mahpusun yoğun katılımı oldu. Projenin sonunda gördük ki içeride okumaya, şiire, öyküye, denemeye, karikatüre, resme meyilli olan çok sayıda mahpus var. Bunların ürünlerini nasıl değerlendirebiliriz sorusu bizi dergi fikriyle buluşturdu. Aynı zamanda PEN Hapisteki Yazarlar Komitesi üyesiyim. PEN yönetimine sunduğum dergi projesi onlar tarafından da kabul edildi. Dolayısıyla Hapisteki Yazarlar Komitesi'nin de bir projesi oldu. Biz Uluslar arası PEN dernekleriyle de iş birliği içinde olacağız. Böylece tüm dünyada hapiste bulunan yazar ve sanatçılar derginin de doğal yazarları olacak.
Derginizin amaçları ve hedeflerinden kısaca bahsedebilir misiniz?
Bu ülkenin belki en fazla acı çeken, yoksunluğu en fazla yaşayan bireyleri mahpuslardır. Bilindiği gibi hapishane yasaklar ve imkansızlıklar ortamıdır. Hapishanede denetleniyorsunuz. Bu denetim ister istemez oto sansüre dönüşüyor. Yazılan yazı idarenin denetiminden geçer mi kaygısı her daim yazarı düşündürüyor. Hadi diyelim içerideki sansürü aştınız. Yazınızı nereye göndereceksiniz? İçerideki sansürün bir de dışarıdaki aşamaları var. Dışarıdaki basın-yayın kurumları başka bir sorun. Mahpusluk koşullarında okuyup yazmalarına rağmen, dışarıdaki yazar ve yayıncıların yeterince ilgi göstermediği mahpuslar tarafından hep dile getirilir. Hatta daha ileri gidilerek dışarının bu duyarsızlığı adı konulmamış bir sansür olarak değerlendirilir. 1990'lardan sonra Türkiye'de bir çok yayınevi tanınan ve popülist isimlerin kitaplarına yöneldi. İçeride yazan, genç tanınmamış yazarlar geri planda kaldı. Buna yumuşak sansür diyorum. Dışarıda yazan, çizen ve yayıncılık yapan çevrelere haksızlık etmek istemem ama reel durum bu. Ne yazık ki içerideki potansiyel edebiyat dünyasında hak ettiği yeri göremiyor. Bu duruma sitem etmek yerine çözüm üretmek gerekiyor. Bir köprü kurma iddiasıyla mahpusların sesini duyurmak, onların kendilerini ifade edebilecekleri bir platform oluşturmak istedik. Dergimiz aracılığıyla hapishanelerde üretilen eserleri ve yazarlarını yayın dünyasıyla buluşturmayı amaçlıyoruz. Yazarlık, yazmak desteklerle yürüyecek bir uğraş değil ama söz konusu hapishaneler olunca bence bu değişiyor. Çünkü içeride yazan insanın kendisini ifade edebilmesi için bir ortamın oluşması gerekiyor. İçeriye kendilerini besleyecek kaynakların gönderilmesi gerekiyor. Bu sıkıntı dışarıdan destekle aşılabilir. Yürüttüğümüz projeyle aydın ve sanatçıları da hapishanelere duyarlı hale getirmek istiyoruz. Böylece çok olumlu bir isteğe de cevap vermiş olacağız.
İlk sayısınıza mahpusların ilgisi nasıl oldu?
Dergi hazırlığına girişmeden önce, ulaşabildiğimiz cezaevlerinden mahpusların her konuda düşünce ve önerilerine baş vurduk. Sonrasında cezaevlerinden yazılar istemeye başladık. Yoğun bir katılım olduğunu söyleyebiliriz. Bu durum da bizi hayli sevindirdi. Tabii gelen bütün ürünlere bir sayımızda yer vermemiz mümkün olmadığı için bu konuda anlayış bekliyoruz. Bu sayımızda 20 mahpusun yazısına, öyküsüne, denemesine ve karikatürlerine yer verdik.
Hapishane ve edebiyat arasındaki ilişkiye değinirsek 9,5 yıl cezaevinde yatmış biri olarak neler söylemek istersiniz?
Bana göre yazmak sözü olanların işidir. Söylemek isteyip de söyleyemeyenlerin, derdi olanların uğraşıdır. Ben hapishaneye girmeden önce de bir şeyler yazıyordum ama çok kapsamlı değildiler. Hapishane deyince aklıma Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Kerim Korcan gibi isimler gelirdi. Kerim Korcan'la vefatından birkaç yıl önce tanışmıştık. Bir gün kendisine onca yıl cezaevinde yattıktan sonra geriye ne kaldı dediğimde çantasındaki kitapları göstererek “bu yazdığım kitaplar kaldı” demişti. Hapishanelere dair ilk bilgileri Kerim Korcan'dan almıştım. Ve hapishanede bir mahpusun yapması gereken en önemli şeyin okuyup yazmak olduğunu yine ondan öğrenmiştim. Zaman açısından çok uygun olması bakımından hapishane sürecini en iyi okuyup yazarak değerlendirmek gerekiyor. Bir mahpusu ayakta tutacak şey okuyup yazmaktır. İnsan en çok baskı altında tutulduğu zaman kendini ifade etmek istiyor. İnsan dışarıya açılamadığı zaman içine dönüyor. İçeri dönmesi bu yoğunlaşmalara yol açıyor. Bana edebiyat ne işe yarar diye sorsalar edebiyat hapiste ayakta kalmaya yarar derim.
Dergiye ulaşmak ve daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler www.mahsusmahal.com'u ziyaret edebilir.