.......................................................
Sizden Gelenler.............................
.......................................................
Bir Tek Hüzün Paklar Beni
sularım durulmuyor
içimde yabanıl yağmurların
uğultusu
kendi yangınımın kundakçısıyım
bir şeyleri anlatmaya yetmiyor
kelimelerim
yüzümü döktüğüm defterlerim
bomboş
dolmuyor sayfaları kalbimin
eski sorularımı yeniden çıkarıyorum
çekmecemden
(şairlerin sormayı pek sevdiği):
-kaç geceden oluşuyor içime çöken
karanlık
-kaç kişi taşıyorum içimde?
Kelimeler kötü biten bir aşk tadı bırakıyorken
ağzımda,
kaç cümleyle açıklayabilirim dünyayı?
Mutsuzluk gizli mesleğimdir, demiştim
bir keresinde
artık mutsuz bile olamıyorum
şehrin günahlarını çoğaltan yağmurlarda
ıslanamıyorum
linç güruhları dolaşıyor damarlarımda
şiire dönüşemiyor sözlerim
sırtımda kırbacı tarihin lanetinin
girdiğim her sokakta yolumu kesiyor
nefretin bekçileri
vahşetin kol gezdiği bir sokak gibi
içim
içim yakılmış bir kentin terkedilmiş göğü
Şehmus Ay
...............................................
GEL
Senin için kurumuş göl kenarına salıncak yaptım,
Dağların başını da eğdim,
Gel artık.
Toprakta ayak kokunu bırakmadan gel,
Köpekler kokunu almasın.
Gecenin ayazında ısınacak mumumuz da var.
Gel dememi beklemeden gel.
Yansımanı izleyecek bir kova su buldum.
Koşarak değil,
Uçarak değil,
Doğarak gel.
Yiyecek bir de yumurtamız var,
Sarısını sen yersin,
Akını ben.
Susuz kalmazsın, ben nisan damlası içiyorum.
Işıksız da kalmayacağız, güney duvarımız çatlak.
Gasp edilen çocukluğunu da geri aldım,
Bir sürü uçurtman var artık.
Senin için özlemlerinin hepsini topladım,
Gel de al.
Senden çalınan her şeyi kapıma bırakmışlar,
Sen bana gelesin diye
Geliyorum de, sen bendesin
26.08.08
Atilla YAŞRİN
...............................................
Memed
Söylemez gülmez idi
Belki bir sevdanın içinde uyumuş idi
Ergen masum ve boş yere
Yemin etmeden günahlara
İç suyunu döktü sağır geceye
Başının üstünde hiç kent göğü
Oraya taşıdılar onu
Okşadılar önce bilmediği bir dille
Buz gibi mermere yatırdılar
Buz kesecek yüreği soğuyacakmış
Gitmeden önce öteye
Soluktu üşümüş gölgesi
Rengin Özesmi
...............................................
GECE GELEN GARDİYAN
Usul çek kürekleri
Mehtap derin uykuda
Sükun tembihlerinde
Gece gelen gardiyan
Karanlık delik deşik
Cirit atar yıldızlar
Uçsuzluk kervanında
Samanyolu toz duman
Koğuşlarca haneler
Uykunun fetvasında
Gün görmenin çilesi
Dolmaz sızıp kalmadan
Zifiri gerdanlarda
Cıngıllı prangalar
Kırılsa ah şu kiriş
Ağaracak er geç tan
Gün olur döner devran
Geceler kara zindan
Yıldız yıldız kaymalar
Ensemizde an be an
Can Ceylan
...............................................
EMEĞİN ÇOCUKLARINA HİKAYE
kızıl gün bitti
çocuklar artık ekmek kırıntıları arasında özgürlüğünü aramayacak
yeniden başlamak gerekiyor aslında
hayata ve aşka
hayata ve aşka yeniden başlanırsa
yalanlarını kendine bile gizleyemeyen adamlar
şimdinin salıncağında boşuna salınmayacaktır
hem de delilerin gülesiye sevdiği yerde
ama ben umudumu kesmiş değilim
çalgıcılardan ve borsacılardan
çünkü ne zaman göğe baksam ellerimle
bir atlı
gelinlik giymiş bir kadını güldürürdü atalarından
ilker gören
...............................................
GICIRTILI GECE
Üstünde işlek düşlerin ışıltısı
Sarı bir ıslık çalıyor,uzuyor raylar...
Tramvaylar geçiyor kulaklarımdan
Tramvaylar demir gıcırtılı,çığlıksı...
Bir bulut kaynıyor kafamda,içime yağmur yağıyor
Ah şimşekler düşüyor kalbimin kara sularına...
Bir balık zıplıyor birden ıslanıyor karanlık
Ala bir balık,kırmızı sarı pullu...
Yanıp sönüyor pulları dalıyor suya
Sıkıyorum dişlerimi,dişlerimin arasında
Orlon bir örgü oluyor zaman
Tüylerim diken üstünde bir ordu...
Bir ses geliyor sesler içinden
Bir radyo,yeşil yeşil bakıyor
bir şarkının gözlerinden...
Gene karıştı dalgaları
Radyo hışırtılı.
Bu gece her şey yeşil
Bu gece her şey gıcırtılı
Dolap,radyo,kapı...
Dört yan duvar
Duvarda yeşil gece havaları...
Yine bir tramvay geçiyor kulaklarımdan
Şimdi de bir nöbetçi ıslığı
Gözlerim bir açık,bir kapalı...
Bülent Şamcı
Sincan F Tipi Cezaevi
...............................................
ÇIĞLIK ÇIĞLIĞA
Fazla bu aynadaki ruj, ip iriyse kuklalar cani
İntihar ağzının içinde gizli, fayton akşamında kus
Titrek masal yuvaları bir de, üşütme gözlerini yaprak
Yarın bütün şeytanlar namaza duracak, en eski seneli
İçtiğim dudakların yassında yaslanmış aklıma nay, us
Tura acısı bu toplama kamplarında yalnızlık, delinmiş
Hor görülmüş bir sokakta yalınayak koştuğum çaylak
Kızım ben dünyanın erittiği bir forumsuz edebiyatım
Giderek siyanürleşen akşam haberlerine akordeon, teşne
Sevdiğim bütün kadınları aynı limanda yitirdim, acının
Yozu yoktur, acı acıdır, yalnızlığım sokağına muhtaçtır
Dalına mı susadın Yaprak, annesiz elma ağacının örs
Ünde büyür uzun bir yatılı doğu penceresinde heves
Dağlarımız var kardan, çatısız aşklarımız, aşksız parçalığımız
Kadınlarımız var hüzünlerine kına yakan, talihsiz
Şakşaklarımız var, omuzlarda taşınan çeyizlerimiz
Kimden döndüysem yağız bir bulut damlası, damıtılmamış
Beden kilitli anılara, günah sesten sıyrılmamış, patavatsız yol
Gittikçe yiten bir çocukluk, yittikçe beni arsız kılan, moralin
Bozuksa süt sağ zarı patlamış gecenin kirli gelinliğinde nay
Sisler uzuyor, gelincikler kuruyor, masalar kurşun mezesi
Sahneyi daralttık, bölünmüş ne kadar uyku varsa kanattık
Sömürgelerin tarihidir insanlık, senin gözlerinde çiftleşen
Hüznümün annesidir, uçurumu kopmuş bir düş, bağ
Evlerinde soğuk almış eski kara kırgın göçebe çıplak!
Sanma bu yaralar bir gün elbet yağmurla yamanacak
Dahası var nay, gör ki kaç yaprak şiirin kudretinde
Yüreğine batmış o afacanlıkla gülüşür, yine gör ki ışıklar
Beni parçalayacak köpeklikte değildir, git bir hayır kurumunda
Evet dağıt çocuklara, git bedenini bozdur bir kuytuda, sonra suyun
Derininde kanayan o uçsuz suçsuzluğuna dal,
Şimdi sen olsan, her şeyden öte gelsen, çay koysam sana
Yakandan düşürdüğün kurdeleyi yarama sarsan, olsan
Eski fotoğraflardan bir sonbahar yaratsak bu haneye
Sen olsan olur muydu, metal çalın lan, forumsuzu
Kan kusan talihsiz kopyacılar sizi, metal çalın
Metalı duvarların ve alt kültürün dimağına çalın
Akvaryum büyüyor odasında, hırslara fırıldak çevirin
Çevirin umutları, bırakın kendiliğinden süzülsün kanım
Sen dudaklarını getir (si) dizgince, sinsisizce, sahipsiz
Alın teri kokuyor güller, iskeletler özgürlüğün vatanında
Kesilmiş sütü hayatın, susmuş, pusmuş altmış üçlüler, seksen
De seksek oynamış üniformalar ve kırbaçlar, Nazım içeri
Girdi, nazım kimdir baba, nedir bir babanın paltosunda üşümek
Tankları devirecek bu ağaçlar nay, sirenleri susacak güneşsizliğin
Merhamet hürleşecek ömer, ömürler küsleşmeyecek, yaprak yine
Böyle gülecek fotoğrafta, okul önünde onu bir kadın
Alıp sinemaya götürecek, mavilikler olacak, sakalları
Uzamayacak hasretin, oyunlar caddelerde de oynanacak
Bunlar olabilecek yaprak, sen burada ol ama, yanımda kal
Beni yanımdayken unut, unutacaksan…
TANER CİNDORUK
...............................................
Basında Mahsus Mahal
2 Haziran 2008 / Radikal / Sadık Elhan
13 Şubat 2007 / Birgün / Seray Şahiner
27 Ocak 2007 / Birgün / Şeyhmus Diken
17 Ocak 2007 / Radikal / Haydar Ergülen
06 Ocak 2007 / Birgün / Çiğdem Mater
05 Ocak 2007 / HaberTe
02 Ocak 2007 / Evrensel / Ulaş Emre
01 Ocak 2007 / Birgün / Ulaş Gürpınar
28 Aralık 2006 / Diyarbekir.Net
05 Ocak 2007 BİA Haber Merkezi / (AÖ/TK)
"Mahsus Mahal" Dergisi Cezaevinden Çıktı
Cezaevindeki tutuklu ve hükümlülerin öykü ve şiirlerini içeren ve PEN Hapisteki Yazarlar Komitesi projesi olan "mahsusmahal" dergisinin ilk sayısı çıktı. Derginin hedefi "duvarların ötesindeki kalemleri dışarıdaki hayatla buluşturmak".
Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin yazdığı öykü ve şiirlerden oluşan üç aylık "Mahsus Mahal" dergisinin ilk sayısı çıktı.
Uluslararası Yazarlar Birliği (PEN) Hapisteki Yazarlar Komitesi'nin projesiyle gerçekleştirilen derginin yayın yönetmenliğini, daha önce Hapishaneden Şiirler, Hapishaneden Öyküler, Hapiste Yazmak kitaplarının da yazarı olan Aytekin Yılmaz üstlendi.
Derginin bu ayki sayısında, Nusret Yıldız, Şeyhmuz Ay, Aytekin Yılmaz, Nibel Genç, Sezai Sarıoğlu, Hasan Koç, Sezer Duru, Şanar Yurdatapan, Ece Temelkuran, Nevzat Güngör, Haydar Ergülen, Sennur Sezer, Müge İplikçi, Şeyhmuz Diken, Ruşen Özkan, Yalçın Hafçı, Önder Birol Bıyık, Burak Kayaoğlu, Veysel Avcı, Mehmet Boğatekin, Mehmet Taşdemir, Şadiye Manap, Celalettin Can, Ragıp Zarakolu, Bülent Şamcı, Özgür Soylu, Ahmet Akgün, Kenan Eksin, Abdullah Altun, Barış Işık, Özgür Tüzün, Özlem N. Yılmaz, Mehmet Göcekli, Naif Bal, Özgür Tuna, Yalçın Hafçı, Muzaffer Tansu, Mitat Çelik'in yazıları bulunuyor.
"Edebiyat dünyası, duvarların ötesiyle bağını kopardı"
Derginin ilk sayısı nedeniyle yapılan açıklamada, 90'lardan bu yana edebiyat dünyasında cezaevinden yazan insanlara rastlanmama nedenini, edebiyat dünyasının duvarların ötesiyle bağlarını koparmasına bağlanıyor.
"mahsusmahal, epeydir unutulan tutuklu kalemlerin, edebiyat dünyamıza açılması ve içeriyle dışarı arasında yazınsal bir köprü oluşturma amacıyla yayın hayatına başlıyor."
Dergi, çıkış amacını "soğuk duvarların ötesindeki kalemleri dışarıdaki hayatla buluşturabilmek, kalemlere beyaz bir sayfa olmak, içerdeki edebiyatla dışarı arasında sözcüklerden bir köprü inşa etmek" olarak özetliyor. |
|