|
|
Yalçın Hafçı
Zamane Hapishaneleri
F tipi hapishaneler sekizinci yılına girdi. Bu süre boyunca arada bir gündeme gelmesine rağmen kanıksanan mutlak bir gerçeklik haline dönüştü artık. Hemen hemen bütün büyük şehirlerde birden fazla F tipi hapishane inşa edildi. Hatta diğer tipteki hapishaneler de F tipi bir işleyiş kazandı. Çünkü F tipi hapishaneler salt mimari değil, bir anlayış ve yöntem sorunudur.
Bu anlayışın temeli ise tecrit üzerine şekillenmiştir. Tecritin mantığı oldukça basit ve ezicidir; bir insan hayattan, dünyadan, hatta kendini hissetmeyecek kadar gerçeklikten ne kadar uzaklaştırılır, ne kadar yalnızlaştırılırsa, o kişinin yenilmesi o kadar kolay olur. Hapishaneler eski anlamıyla duvarların arkasında insanların kapatıldığı bir yerdir. Ancak F tipleri söz konusu olunca hapishane içinde hapishaneler çıkar karşımıza. Burada zamanın kendisine bile tutsak olmuştur insan. Bir zamanlar Diyarbakır, Mamak, Metris gibi hapishanelerde işkenceyi bir ıslah programı haline getiren iktidar, günümüzde insancıl yanlarından soyundurarak batılı bir hapishane modeliyle işkenceyi zamanın kendisi haline dönüştürmüştür, elbette alaturka yöntemleri de ihmal etmeyerek. Düşünün ki, karbon kağıdıyla çoğaltılmış ve gitgide soluklaşan günleri peş peşe yaşıyorsunuz. Günler, aylar ve yıllar boyu insanın yaşaması için değil, azap çekmesi için kurgulanmış tek kişilik, daracık bir hücrede yaşıyorsunuz. Sizin için gerçekten daha korkunç bir kabusun içinde, başka hiçbir yere çekip gitme şansınız olmadan her gün aynı şeyi yaşıyorsunuz. Sosyallikten, insan sesinden, konuşmaktan, görüntüden, doğadan, insani ihtiyaçlarından, bir ağaçtan, bir eşyadan, bir çocuğu sevmekten yoksun aynı şeyleri yaşıyorsunuz. Zamanla kendinden, kendi uzuvlarından bile yoksun hale gelerek, kendi varlığını anlamlandıramadığın bir noktaya varacaksın ki, işte o noktadan sonrası geri dönüşü olmayan varlık ve yokluk arasında ince bir çizgidir… Belki bir yaştan sonra gözleri görmeyen insanların dört beş yıl sonra rüya görmeyi de unuttukları söylenir. Belli bir noktadan sonra tecrit koşullarında kalmış insanlar için de aynı durum söz konusudur. Tıpkı, Lamark’ın kullanılmayan organlar körelir, tespitinde olduğu gibi hayatın nasıl bir şey olduğunu unutabilir insan.
Bilim adamlarına göre bir insan tecrit koşullarında ancak bir yıl normal kalarak yaşamayı başarabilir. Oysa F tipi hapishaneler sekiz yıldır hemen hemen aynı biçimde varlığını sürdürmektedir. Bu konuda kapsamlı bir araştırma yapılmamasına rağmen, biz bu ortamın içinde yaşayanlar olarak bilmekteyiz ki, tecrit koşullarında intihar eden, yavaş yavaş çıldıran ve ruhlarında onulmaz yaralar açılan yüzlerce insan vardır. Hatta, kişiye göre değişse de, en normal sayacağımız insanlarda bile çeşitli duygu ve davranış bozuklukları oluşmuştur, ki bu da en tabii sonuçtur. Çünkü hiçbir insan iradesi şiddetin yoğunlaşmış hali olan tecrit karşısında bedel ödemeden yaşamına devam edemez. Ancak, bu tip hapishaneler kendi içine öylesine kapatılmıştır ki, içeride yaşanan sessiz gümbürtü dışarıda yankı bulmaz. Deyim yerindeyse F tipleri bir mezbaha gibi kanını kendi içine akıtır hale gelmiştir.
Tecrit olgusu çoğu zaman yaşamayanların anlayamayacağı kadar derin ve geniş bir olgudur. Bu dehşet, ancak burada olduğunuz, yaşadığınız an hissedilebilir bir şeydir. Hatta, bunu yaşayanlar bile ne kadar mürekkep yalamış olurlarsa olsunlar bir gün çıktıklarında, anlatılamaz şeyler yaşadıklarından, sadece “bu yaşananlar anlatılamaz” demişlerdir. Yaşadıklarını asla unutmamışlardır, anlatılacak her şeyin eksik kalacağı düşüncesi içlerinde bir yerde düğümlenmiştir. Çünkü bu, insanların tasavvur edemeyeceği kadar uzak ve tuhaf bir boyut, bir yaşam biçimidir... Ancak, anlatılabilen bazı şeyleri söylemek gerekirse, Alman siyasi tutsağı ve yirmi yıldan fazla tecriti yaşamış Meinhof’un mektubuna kulak vermek gerekir. Çünkü, tecritin ülkemizdeki yaşı henüz sekizdir, oradaki ise oldukça yaşlıdır. Buna rağmen Meinhof’un anlattıklarıyla f tiplerinde yaşanan tecrit arasında büyük bir benzerlik vardır yarattığı sonuçlar itibariyle: “Kafanda patlama oluyor duygusu (Kafatasının yırtılacağı, patlayacağı duygusu). Omuriliğin beyine itilme duygusu. Beyninin tıpkı kurutulmuş meyve gibi buruşuyor olduğu duygusu. Sürekli kendini gergin hissetme (sanki uzaktan kumandayla yönlendiriliyorsun). Yüreğini vücudundan işeyerek atma duygusu… Kulakta bir gürlemeyle dövülüyorsun duygusuyla uyanmak. Sarkık bir şekilde hareket ettiğin duygusu. Vakumun içinde olma duygusu… Daha sonra şok: kafana sanki demir levha düşmüş… “Elbette bunlar sadece anlatılabilen, hissedilebilen şeyler. Çünkü, insan en kötü koşullara bile alıştığı zaman, her türlü marazi durum olağan gelir. Çünkü, yaşanan her şey kanıksanabilir.
İktidar, geçen yıl f tiplerinin imajını düzeltme amacıyla ortak kullanım alanlarının saatini fazlalaştırsa da bunun hiçbir hapishanede uygulanmadığı aşikârdır. Sekiz yıldır tecrit aynı biçimde sürmektedir. Açıkçası, iktidar hapishanelerdeki hakimiyetini bir daha kaybetmemek için paranoya halinde tecritin sıkı düğümlerini biraz olsun gevşetmemektedir. Diğer yandan mahpusların üzerine kustuğu kinle adeta geçmişin intikamını almaktadır.
F Tipi ve Tretman
‘Tretman’ sözcüğü farklı anlamlarıyla bilinse de, f tipi hapishanelerle birlikte literatürümüzde çok değişik bir anlama büründü. Bu sözcüğü resmi ağızlardaki anlamıyla bakıldığında, bir mahkumun ehlileştirilmesi, uysallaştırılması denilebilir. Ancak, f tipi hapishane idarecilerinin bu sözcükten anladığı tam anlamıyla şudur; Yaptığı her şeyden pişman olan, kendinden, geçmişinden utanan, bütün iradesinden soyunarak her yönüyle kendilerine teslim olmuş kişi… Oysa kendisine özsaygısını yitirmiş bir insanın ruhsal açıdan mahvolmaması mümkün değildir. Böyle bir insan günü gelip bu ortamdan çıksa da, eğer birazcık vicdan sahibiyse, yaralanmış bir gurur ve kendine duyduğu nefret duygusunun arasına sıkışmış olarak yaşayacaktır. Tretmana uymayı reddettiğinizde ise bütün uygulamalar üzerinizde sertleşiverir. Ancak, kendinizden taviz verdiğiniz oranda bu baskı yumuşayabilir. Sistemin, tıpkı havuç ve sopa yöntemindeki gibi bir ceza ve ödül anlayışı vardır.
Diğer yandan F tipi hapishanelerde adına “Psikososyal hizmet birimi” denilen bir kurum uzun zamandan beri önemli bir rol oynamaktadır. ‘Psikolog’ denilince işin iç yüzünü bilmeyenler bunu olumlu bir durum olarak addedebilir. Oysa, tecrit tipi hapishanelerde psikologlar tretmanın ilk basamağıdır. Bu nedenle psikologlar kurum müdürleri kadar etkin kılınmıştır mahpuslar üzerinde. Zaten psikologların mahpuslar arasındaki yaygın adı “hapishanenin genelkurmayları”dır. Çünkü neredeyse attığınız her adımda psikologla görüşmek zorundasınızdır. Psikologların asli görevlerinden biri de idareye profilini çıkardığı mahpus hakkında bilgi ve yöntem göstermesidir. Ayrıca tamamen erkek mahpusların bulunduğu hapishanelerde bütün psikologların kadın olması, elbette bir rastlantı değildir.
F Tipi ve Direniş
“Baskının olduğu yerde direniş de vardır.” Ancak bu direnişin eskiden olduğu gibi fiziki yanından çok ruhsal yanı önemli ve belirleyicidir. Fiziki direniş sadece ruhsal direnişin bir ürünüdür. Çünkü, tecrit ortamında size uygulanan kaba şiddet değil, geniş bir zaman dilimi içinde sizde yarattığı yaşam arzusunun sönmesi ve hiçlik duygusunun ağırlığı altında ezilmenizdir. Nazım ustanın dediği gibi elbette “düşmana inat/ bir gün daha fazla yaşamaktır…” asıl olan, ancak F tiplerinde yaşamanız hakkını vererek yaşamadığınız zaman içinizin çözülmemesi mümkün değildir. Bunun içinse insanın daima kendini üretmesi ve yenilemesi gerekmektedir. Bilmelisiniz ki, burada kişisel zaaflarınız ya da zayıflıklarınız anında karşınızdaki güçle müttefik haline gelir. O nedenle bu ortamda değişmenin, yaratmanın zahmetine katlanamayanlar bunun bedelini öderler. Ya da başka bir ifadeyle “değiştiremediğimiz şeylerin biçimini alırsınız” fakat içine hapsedildiği zamanı yontmayı ve biçimlendirmeyi becermiş bir mahpus, direnişiyle tecritin etkisine karşı daha uzun süreli sağlıklı kalmayı başarabilir. Daha uzun süre diyorum, çünkü, maddenin asit içinde çözülmesi gibi, direnişle bu sürecin ancak adımları yavaşlatılabilir, insan ruhu üzerindeki tahrip etkisi bütünüyle engellenemez. Elbette bu gerçeklik direnişin önemini değiştirmez. Belki de, her şeyden gerektiğinden fazla uzak bırakıldığınız bu cehennemi mekânlarda sığınabileceğiniz en insanca mevzii direniştir. Tabii herkes direnişini farklı şekillerde adlandırabilir. Bu şiir olur, öykü olur, kitap, müzik, sanat, merak, elişi olur fark etmez… hani bazen biraz da müstehzi bir şekilde, hapishaneye giren herkes şair olur, denir. Bunun nedeni, insanlığın dibe vurduğu bir yerde, insanın insanca bir çığlık atmasından başka bir şey değildir oysa… sonuçta, F tipi hücrelerde direnmek, mekânsızlığın mekân olduğu kesif bir yalnızlığın merkezinde. Zamanda ve kendi içinizde yürümeyi öğrenmek demektir. Zira, burada zamanın kendisi mekân olmuştur…
F Tipi ve Yasaklar
F tiplerini temel taşlarından biri de lüzumsuz yasaklardır. Amaç çoğu zaman üzüm yemek değil, bağcıyı dövmektir. Çünkü tecrit kurgusunda her an mahpus olduğunuzu hissettirme çabası vardır. İktidar, size insan olarak değil, sadece suçlu, mahkum gözüyle bakar. Hatta, resmi bir şey olmadıkça isminizi değil, hücre numaranızı kullanarak seslenir. Sizi, insani boyutta yok sayarken, yasaklar ve baskı konusunda var sayar ancak. Örneğin en sıradan bir işlem olan sayım saatlerinde bile içeri giren çoğu gardiyan, sizi hiç yokmuş gibi sayarak geçer, ancak ayağa kalkmamışsanız, bu bir sorun olduğu için ‘var’ sayılırsınız… Yine aynı şekilde hapishaneye ilk girişinizde defalarca didik didik aranırken onursuz aramayı reddettiğinizde de “var” sayılırsınız. Hücreye ilk girdiğinizde ise duvarda asker diliyle yazılmış bir talimatname vardır. Buna göre, bırakın slogan atmayı, kendi kendinize şarkı söylemek bile yasaktır. Duvarlarınıza bir manzara ya da bir sevdiğinizin resmini yapıştırmak da yasaktır. Hücrede bulunması gereken eşya çeşidi ve sayısı yönetmelikte belirtilmiştir. Onun dışında belirtilmediği için en basit ve zararsız nesnelere sahip olmanıza izin verilmez, örneğin topluiğne, ataç, dakstil, bant, uhu, markör kalem, kalemtraş, karbon kağıdı… bu liste uzayıp gider. Mesela hapishane kantininden aldığınız semaver ve sebzelerle yemek yapmanız yasaktır, bunun gerekçesi ise “amaç dışı kullanım”dır. Mesela ailenizin getirdiği kolyeyi size vermezler, gerekçesi ise “erkekler kolye takmaz” olur. En önemlisi de yönetmeliğe aykırı olmamasına rağmen on kitaptan fazlası yasaktır. Kimi hapishanelerde ise bu uygulamalar yoktur oysa. Bakanlığa yazdığınız şikayet dilekçelerineyse şöyle bir cevap gelir: “Yüksek güvenlik nedeniyle cezaevi idaresinin kısıtlama getirme hakkı vardır.” Bu mantık bütün F tiplerini ayrı bir cumhuriyet haline getirmiştir. Böylelikle her müdür keyfince yasaklar koyabilir ya da size tanınmış olan hakları kuşa çevirebilir. Örneğin işgüzar bir gardiyan, görüşe ya da doktora çıkarken üst ve ayakkabı araması yapmasına rağmen ağzınızı da aramak isteyecek kadar hasta ruhlu olabilir. Bunu reddettiğinizde çözümse basittir, o zaman hücreden hiçbir yere çıkmazsınız olur biter. Bu şekilde güvenlik de zaafa uğratılmış olur! Açıktır ki, F tipindeki iktidarın mantığı, tecritten öte o hücrede hiçbir insani ihtiyaca gereksinim duymadan yaşamınızı ister. Yasaklara uymadığınız an mektup cezasından hücre cezasına, görüş yasağından elinizdeki tv ve radyoya el koymaya kadar bir sürü cezalandırma şekli vardır.
F Tipi ve Yaşam Koşulları
İnsan yaşamında mekânın oldukça önemli bir yeri vardır. İnsan bu hücreye ilk girdiğinde bir kurguya düşmüş hissi yaşar ve ömrünün geri kalan kısmını burada nasıl geçireceğini akıl sır erdiremeyebilir. O an “film koptu işte” diyebilir içinden. Çünkü mekân, bir denizde yüzen sandal kadar hareketlerinizi ve yaşamınızı kısıtlayan bir büyüklüktedir. Burada ilk zamanlar mekânla bir ilişki kuramazsınız, ancak zamanla zorunluluktan ve içsel direnişin verdiği güçle o mekânı da tertibi, düzeni, temizliğiyle ruhunuzun ve yaşam sevincinizin bir özeti ve aynası haline getirirsiniz.
Yaşam koşulları sağlık açısından değerlendirildiğinde, söylenmeli ki tecrit sağlığa zararlıdır. Eski koğuş sistemlerinde olduğu gibi beş on insan bir araya gelip bir çay sohbeti yapamaz mesela. Tekil birinci şahıs düzeyinde bir yaşam vardır çünkü. Elbette, insanın fiziksel birçok rahatsızlığını haleti ruhiyesi belirliyorsa, her türlü hastalığa F tipi koşulları davetiye çıkarır. Rahatsızlığınız nedeniyle doktora çıktığınızda, önce rahatsız olduğunuzu ispat etmelisiniz. Çünkü çoğu mahpusun psikolojik rahatsızlıklar yaşadığı önyargısına sahiptir doktor ve nedense en kolay yazdığı ilaçlar uyku ve antidepresan haplardır. Eğer rahatsızlığınız ciddiyse, bir de hastaneye sevk olabilmek için ikna etmeniz gerekir doktoru. Bir sürü yolculuk eziyetinden sonra haliniz hastanede doktorun insafına kalmıştır. Çünkü bazen, siyasi bir mahkum olduğunuzu öğrenen “doktor”, bir yandan lanet okurken bir yan
dan da kalbinizi dinliyor olabilir.
Bir de beslenme konusu daima göz ardı edilen bir maddedir. F tipi hapishanelerde dışarıdan gıda alımı yasaklanmıştır. Ancak hapishanedeki beslenme kalitesi, bir insanın yıllarca orada kaldığı düşünülürse, muhtemelen sağlık sorunları yaratacaktır. Yemeklerde hastanelerdeki gibi bir kalori uygulaması vardır, mercimeğin içindeki kurtun değeri bile hesaplıdır. Bu kaloriyse çeşitli besinlerle değil, yemeklere bol miktarda katılan kalitesiz yağ ile tamamlanmaktadır. Kantinde ise peynir, zeytin ve yıllarca uğraşıldıktan sonra getirtilebilen konserve balık dışında dişe dokunur bir yiyecek bulunmaz. Üstelik, kantindeki birçok şeyin fiyatı dışarıya göre oldukça pahalıdır. Dış kantinden alınabilen sebze dört beş çeşitle sınırlandırılmıştır. Gelen meyve, sebze bozuk, çürük olsa bile almak zorundasınızdır. Tüm bunların dışında birçok F tipinde su kesintili olarak birkaç saat verildiği gibi, su depolamak için üç beş adet su şişesi bulundurmanıza bile izin verilmez. Aynı şekilde kış aylarında da ısınma sorunu bulunur. Kaloriferler asla tam olarak yakılmaz ve yandığı süre, ocak ayında bile beş saatle sınırlıdır. Yani F tipleri, yetkililerin her fırsatta söylediği gibi, konforlu otel odaları, değildir. Paranoya derecesinde “güvenlik” açısından teknolojik olabilir, attığınız her adımı kamerada izleyebilir, ancak insan ruhuna yönelik ilkel ve kaba bir şiddettir.
Sonuç olarak bir cümle söylemek gerekirse, F tipleri insanın kendi anlamından soyundurulduğu bir yerdir.
| |