Yalçın Hafçı
Duvar Tozu
Taşıyorum Dudaklarımdan
Uçurumdan bile değil
İnsan buraya yaşamdan düşüyor sevgilim
Özlem içimde bir ur gibi büyürken
Susuz yazların sıcağında yüreğim
Çam kozalakları gibi çatlaya çatlaya
bir alfabe arıyorum acıyı taşıyacak
kurumuş dudaklarımda
izmaritine kadar içtiğim eski bir şarkı
Kalaycılar geçer uykumun sokaklarından
parlatarak eski rüyaları.
Usulca düşünürken içinden geçtiğimiz şehirleri
Sevgilim yüreğinde karsız yüce bir dağ
eteklerinde taşıdığın kitaplar
beyaz kardelen gülüşlerinle görüşüme geldiğinde
sana dokunmak otuz yıl uzunluğunda bir duvar
karşımda buzdan sıradağlar gibi yıllar
Tuttuğum kadar yanarım, gece
ateştendir umudun eli sevgilim
ne kadar aheste çeksem de düşümün küreklerini
uyanır bir çığ gibi peş peşe düdük sesleri
Artık dokun dokunabilirsen
düştüğün kuyunun içinden
gergefine benzeyen mehtabın yüzüne
masallarını işlediğin zor bir nakış gibi
bir şiir yazarım ah'ımı alırcasına
kaybolduğum bu morgun günlüğüne
sığdıramıyorum kendimi
kendimdeki Yer altı ırmağına
yarım bir alfabeyle taşıyorum dudaklarımdan
umurumda bile değil
insan buraya yaşamdan düşüyor sevgilim
Aşkın Zamanaşımı Yok
Dünyanın aynalarına baktıkça
Çarpıp içime düşüyorum
Söylemekten yorulduğum bir şarkıyla
akşam, solgun bir gülü koklama vakti
gölgesine esir düşmüş bir beden gibi
geçmiş, beli bükülmüş bir çınar
birbirine bakarak düşüyor yapraklar
hatırladıkça, dünya benden uzaklaşıyor
büyüyor külçe külçe sessizliğim
ruhumda kara bir delik gibi
gülün yüzündeki geceye değdiğimde
rakının suyla buluşması gibi, sis kaplıyor
kalbimle mahruk alnımdaki uçurumu
sen başlıyorsun sevgilim akşamın bittiği yerde
tersine çevirip bütün aynaları
kapısını kırıp firar ediyor bir hücre
duvarlarında geçmiş yılların takvimleri
böyle gece kelebekleri gibi
sabah sayımına kadar
vuslat üzerine hayaller kuruyor ayrılık
yürek terimiz kadar temiz
hüznümüzün rahlesinde
zamanaşımı yoktur, aşkın
sularda bendini yıkıyorsa kalbin
Elbette yaşamanın zamanı ve mekanı yok
Çünkü yaşamın kendisidir zaman ve mekan
Ayın Elleri
Ay ellerini penceremden kendi yarasına çekerken
hatırlarım yağmur sonrası
kuş ötüşleriyle teninde
kesif çam kokan bir ırmağın yatağına
son sarılışımızın ardından dönüp bakışını
gözlerindeki sıcaklıkta
kalbimin evinden ayrılan bir kedi gibi okşanışını
Sevgilim aşk
bütün ayrılıkların toplamı
bütün duyguların ikiyle çarpılması
içimizde büyüyen sandıkta saklı
kıyısı dantelle örülmüş hayallerin şafağı
Sevgilim bir bağlacın iki harfiyiz biz
yan yana durunca
hüzünle mutluluğun arasında
biz sevdiğimiz için bahar gelir
kekik kokar yıldızlar
ansızın bir gece
ayın elleriyle okşarım, kendimden geçerek
denize ulaşan bir ırmağın saçlarını
|