İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal... İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal...

 

 

 
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Sayılarımız
Öyküler
Şiirler
Denemeler
Karikatürler

Yakup Soylu

Olgun Tin

Garip bir kent! Yalnızlık dolu görüntüsüne kapılmışım, bir hayal avcısından arta kalan imgeler dolaşıyor kentin sokaklarında. Bu kentin imgesi artık bana değişik çağrışımlar yapıyor. Bilemiyorum, içimde anlamını ilk kez bilmeye çalıştığım duyumlar ve duyumsamalar birikmektedir. Kim bilir belki iyi belki de çok kötü bir geleceğin somut işaretlerini bana yansıtmaktadır. Satırlarım ilk kez kendi gizeminde yürümüyor. Çaresiz kalmış kalemim. Hükmedilmeyi bekleyen bir eda var bende...

Kendi akıntımızı bir türlü bulamıyoruz.

Artık dayanılmaz acıların cenderesine takılmış birer süvari olmak geride kaldı. Kimin kime söz geçirdiği bilinmeyen hayallerin peşinde neden koşmaya devam ediyoruz ki?

Uçan kuşları gördüm. Kendi beşiklerinde uyumakta zorlanan bebelerin attığı çığlıkları duydum. Kimsenin anlamak istemediği sağır ve dilsiz insanları gördüm.

Tepemde bekleyen onlarca karasineğin ses çıkartmadıkları halde rahatsız edici varlıklarını hissettim. Kim bilir? Belki de yepyeni bir dünyanın izleri ve işaretlerini taşıyorlardı.

Sabahı bekleyeceğim. Sorular ve sorunlar kendi başına kalmış birer öksüz, birer yetim gibi duruyorlar karşımda.

Mağara ve çöl geliyor aklıma. Yeniden bir sistem gerekli sanki. kanatlarında küçük taşlar taşıyan Ebabil kuşları korkutuyor bazen beni.

Aslanın deveyle yarışması, bende bir ürküntü yaratır. Çölde Deve Aslanı yener.

Uzanmış fikirler diriliyor yeniden. Kendi benliğini oluşturmak istiyorlar. Ben böyle görüyorum bazen.

Yürüyorum tekrardan. Nereye gidiyorsun diyebilecek bir insanı göremiyorum şu koca şehirde. Yuvasından yavrusu kaçırılan bir küçücük kuş gelir aklıma. Çocukluğum diriliyor içimde. Bazen ondan utanıyorum sanki.

Olgun Tin peşimde çünkü. Ruh kendi benliğinin dışında var olmanın çaresizliği içinde debeleniyor. Kendi başına kalmış ve kendi gerçekliğinin başkaları tarafından bir biçime büründürülmeyi bekliyor. Zamanımızın insanları bu ruhun dışında. Hazır kalıplar ve hazır paketler halinde oluşturulmuş bir program. İçinde sanal ve yapay kavramlar cirit atıyor. Paket programının taslağı dışımızdakilerin çabalarıyla oluşmuş. Bizler bu kalıplar içinde kendimize bir tür yer açmaktayız. Ruhumuz özgür kabileler çağından kalma. Kendi benliğimizin genişleyen özelliği sadece yapay kalıpların ön görmesinden ibarettir. Onlar bizim nasıl davranmamız gerektiğini önceden bizlere söylerler. Bizler Olgun Tinin gönderdiği komutlara cevap olmaya çalışır ve uyum içinde oluruz. Ruh kendi başına bırakıldığı zaman özgürlüğünü sınırsız kılmaya çalışır. Özgür kalan tin kendine yeni bir dünya yaratır. Bu ise başa beladır. Çünkü benlikler dünyasında yeni seçenekler yaratır ve bizleri değişik alternatiflerle yüz yüze getirir.

Olgun Tin bir tür tutsaklığı yaşamaktadır. Tutsak olan ise başkalarına ait olmaktadır. Kategorik olarak belli aşamalardan geçtikten sonra bir sonucu doğurmaz. Sonuçsuz bir kütlenin yapay unsurlarıdır. Nerede bir boşluk varsa orada bir işe yarar duruma sokulur.

Tinimizin hapishanesi bizlerin iradesi dışında yaratıldı. Bu bilincin enformatik yoksunluğudur. Düşünce gücünün uzağında ve iyi niyetin budalalığından yararlanılır ve böyle bir biçime varılır.

Nedensellik ve sonuçsallık kendi olmayan denklemleriyle boğuşa durur ve bir tür sonuçsuz yapay dünyanın girdabına sürüklenir.

Olmak ve oluş.

Bütün özne ve nesnelerin yorumlanmaya hazır detaylarında bizlerin karşısına çıkar ve böylece yepyeni bir iz oluştururlar. Bu durumda bizlerin kazançları sadece sembolik olur. Sembol ve nesneler kendi ruhani dünyamızın sınırları dâhilinde kalırlar. Sadece sembollerle hareket etme serbestiyesini kazanırız. Bu başlıca özgürlüğü engelliyor. Bilinç sınırları belirsiz kavramların üzerinde kalıplara ulaşırlar.

Özgürlük bilinci dünyevi değil. Karşılıksız bir adak sendromu. Değişik bir toplum bilincine dönüşür. İnsan bu denklemin içinde bir yerlerde idealize edilir ve yaşanması mümkün olmayan bir tür ahiret vakasına dönüşür. Yüzyılların çözümsüz denklemleri bir kul bilinci halinde ve nesnelerin çözülmez kıvrımlarında yok edilir. O zaman ise hayata dair yaşam anlarında bile tarifi zor yapılacak bir sanal dünyada oluşturulur.

Beğenmezlik belirgin bir karakterdir. Kimin kimden daha güçlü olduğu yapılan beğenmezlik dengeleri üzerinde kurulur. Bu durumda ise öznel olmak gerekiyor. Aksi taktirde yok oluş ve sistem dışı kalış gündeme gelir. Olgun Tin bunların bileşkesinden oluşmaktadır.

Onu asla kabul etmedim. Çünkü fikirleri olan insanların oluşturduğu bir şey değil bu. Gücü olanların ürettiği bir hastalık. Olgun Tine yöneliyorum. Eski masal ve mitolojilerde var olan iyiler ve kötüler bende de açığa çıkıyor.

Bu kentin yapay hastalıklarından uzaklaşmak gelir aklıma ve içimde biriken hırçın dalgalar beni bile korkutuyor. Acil bir durum. Ruhum ile aklım hemen durum değerlendirmesini yapıyorlar. Bu adama neler oluyor? Yoksa onu da mı kaybedeceğiz? Dediklerini duyuyorum... Kaybetmek! Göreceli bir kavram. Çünkü kaybedilen ve kaybeden bir özdeşlik denklemidir çoğu zaman.Yüreğim büyük bir sorunun üstesinden gelmeye başlıyor sanki.Başarılı olacağına inanıyorum.

Sonra samimiyet ve sadakat gelir aklıma.Neden kendi duygularımızın bir köşesinde yeni bir sayfayı her zaman hazır bekletiyoruz ki.çünkü bencil insanların korkuları büyüktür.

Usumu alıyorum kucağıma, uysal davranması gerektiğini tembihliyorum. Çünkü duygularımı daha çok seviyorum.Onlar annece.Us ise babaca bir yöneliştir. Kontrol edilmesi gerekiyor.

Bir manevra gibi geliyor. Suya yansıyan siluetinden korkan köpeğin örneği ne kadar ilginç? Oysa girdabından kurtulabilmiş insan sayısı, sayılamayacak kadar çoktur.O zaman da tükenme yaşanır.Üretenin girdabı büyüktür.

Biz de kalıplarımızı yıkmanın sevincini yaşamalıyız. Bir rahibin bile gösteremediği bu saflığın ucunda aptallık vardır. Bir Şahinin bile gösteremediği yükseklik cesaretinin hırsı var çünkü. Bir Farenin bile oluşturamayacağı tümseğin toprak gücü var çünkü. Bir bir ardımızda kalmalı bunlar.

Hüzünlü bir yolculuğun işaretini alıyorum. Nöbetler, seanslar bir birini kovalıyor. Aklıma kadim tarihin bütün kahinleri geliyor. Yelkenlerim olsaydı onların dünyalarına dalacaktım. Bir de orda kürek salmak gerekirdi belki de.

Belirsizliğin ve netsizliğin olduğu her yerde ciddi bir boşluk vardır. Boşluk! Ne acımasız bir sorun, denklem! Hiç kimse çözemedi bu denklemi. Çünkü boşluk dolmaya mahkumdur. Kimin dolduracağı ise asla belli değil.

Ben ruhumun yaşadığı kimi dönem boşlukları çok iyi bilen bir insanım ve bunların ne anlamlara geldiğini de sanırım benim kadar iyi bilen az insan vardır.

İşte bundandır ki insan kendi tanrısına özendiği halde şeytana benzemekten kurtulamaz. Çünkü insan Şeytan imgesine daha yakındır. Şeytan ölümlü bir imge.Tanrı özseldir. Şeytan ise olumsal. Tanrı ölümsüzdür, şeytan ise ölümlü. Yok olacak en sonda.

Kenti ve seni düşünürken nehirlerde buluyorum kendimi.Yağmurlu bir günün ferahı var üzerimde. Her şey olumsuz ama ruhum saf. Beni tedirgin etmekten kurtaran tek neden bu da değil. İçinde hasret gidereceğim bir imgen var bende. Senin bile bundan haberin yok. Sen bile anlayamadın bu imgenin bana nasıl geçtiğini. Her ne durumda olursa olsun bir gün beni anlayacaksın. Çünkü kendi nehirlerinden geçmeyi düşünürken,peşinden gelen gölgeleri fark etmedin. Senin bakışlarından bana yansıyan bütün benliğin bana bakarak şöyle bağırdı: Peşinde gelen gölgeler onu bazen tutsak ediyor. Bu olgun tindir belki de!


 
Mektup Bekleyenler
Dergiyi Edinmek
Bağlantılar
İletişim
Ortak Kitaplar
Basında Kitaplar
Kitap Çıkaranlar
Mahsus Mahal Türküsü
Bize Yazın
 
Google
 

eXTReMe Tracker