![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Cehennet Sezai Sarıoğlu
Tarih, alternatif akla ve araçlara sahip toplumsal meşruiyet ile sistemin yasallığı arasında uzlaşmaz bir salınım olarak da tanımlanabilir. Bir yanda sistemin “yasallık” üzerinden kurduğu yasama, yürütme, yargı eliyle sürdürdüğü zor ve hegemonya, öte yandan ezel ve ebet olarak kutsallaştırılan bu “yasallık” karşısında ve dışında bir “meşruiyetle” devinen toplumsal akıl ve bunun mekanizmaları… Bu verilere, “Tarih devletçe tutuklanmış kültürdür” tanımını ekleyerek Sabahat Tuncel'in hapishaneden namı diğer mahsusmahal'den çıkıp milletvekili olmasından el alarak tarihe kısa bir yolculuk yapıp, siyasi ve insani tüm halleri okuyabiliriz. Hapishaneler ve tahliye gündeme gelince, “içeri” ile “dışarıyı” ayıran surlara dev şehir kapıları inşa eden Myndos'lulara, Diyojen'in söylediği “Kapıları kapayın da, şehir kaçmasın!” cümlesini anımsamamın bir nedeni olmalı. “Gereği düşünüldü!” diyerek “Kaçmasın! Islah olsun” diye hapishanelere konanlar için “kapı(lar)”, imge ve gerçeklik olarak bir kapatılma halidir. Kapıaltı, koğuşlar, koğuş kapıları, duvarlar, zindanlar, hücreler muhayyilemizde sürekli olarak bir deneye girdiğimiz ve bir deneyden çıktığımız devlete rağmen mekanlardır da… Mekân içinde mekân, zindan içinde zindan da olsa, tersinden bir okumayla her kapı aynı zamanda imkânlı bir eşiktir: Tahliye için dışarıya açılan bir tür cümle kapısı… Bu eşiği bilmeyen, tahliye, firar ve dışarı düşüyle yaşamayan mahpus olmaz, olamaz... Firar gibi, zamansal ve mekansal bir eşik olan tahliye de bir düştür. Sistemin yasalarınca bir mekâna “kayıtlanan” mahpuslar için kapılar sınır olduğu kadar, kapatılmayı imlediği kadar, paradoksal olarak sınırsızlığı ve çıkışı da imler… Her biri birer mahsusmahal olan hapishaneler birer ritüeller dünyasıdır… Devletin yakınuzak hisseli ortaklarının ritüelleri bir yana, mahpuslar her koşulda, devlete “rağmen” mekân içinde mekan yaratırlar. Belirlenmiş kurallara rağmen bir yaşam ve ritüeller sürüp gider. Zorun sıratında bu direniş estetiği kendini değişik biçimlerde dışa vurur. “Tahliye” sözcüğünün sihirli ve müjdeli olması, hapishane ritüelleri içinde esaslı bir yere sahip olması rastlantı değildir. Tahliye bekleyip tahliye olamayanların, kendi içlerine kaçtıkları, yemeden içmeden kesilip, yataklarında yeraltına çekilerek illegalleştikleri, “Tahliye koması” bunlardan biridir. Tahliye şakaları, tahliye çayları, tahliye geceleri hapishanede “rağmen hayatların” birer parçasıdır… Bu bağlamda “uçmak” her mahpusun en temel hevesidir. Her mahpus “haram” veya “helal” uçmak isteyerek tarih ve mevsim şeridine çentik atar… Uçarken düşmek de vardır, çakılmak da vardır, yakalanmak da vardır. Ama hiçbir kural bu hevesi yok edemez… Firar, sisteme göre gayrımeşru siyasilere göre meşru bir fiildir… (Resmi dildeki “Meşruten tahliye” yerine “gayrımeşruten tahliye diyebiliriz…) Sabahattin Ali'nin ünlü şiirinden Kerem Güney'in bestelediği, “Aldırma gönül” şarkısının “Ceza yata yata biter” dizesinin yeri geldiğinde “ceza kaça kaça biter” olarak okunması meşru bir özlemin dile getirilmesi değil midir? Sandıkçı Şükrü'nün hikâyesinden esinlenerek yazılan “Sinop kalesinden uçtum denize” dizeleri bize sözcüğün tüm anlamlarında “uçmak” fiilini anımsatır. Eylemi uç'mak olan Sandıkçı Şükrü uç'ta bir figürdür. Uçarak tahliye olmak tarihsel ve siyasal bir nasiptir… Söz, tahliyeden, uç öznelerden ve uçmalardan açılmışken zamane zamandan, kadim zamana doğru bir yolculuk yaparak bazı işaretleri okuyalım. İlk olarak bizim mahallenin çocuklarından Fidel Kastro'nun hikâyesi yolumuzu kessin… 1953 başlarında Batista diktatörlüğünü yıkmak amacıyla küçük bir grup oluşturan Castro, 26 Temmuz'da Santiago'daki Moncada Kışlası'na 125 arkadaşıyla birlikte bir baskın düzenler. Baskın başarısızlığa uğrayınca tutuklanır. 16 Ekim 1953'te Santiago'daki Küba Yüksek Mahkemesi'nde yapılan yargılama Fidel için bir yol ayrımıdır. Fidel o gün, “Tarih beni aklayacaktır” veya “Tarih beni beraat ettirecektir” cümlesiyle dünya halklarının kulaklarını çınlatarak devrimci tarihin meşruiyetini bizlere armağan eder. Kastro'ya destek veren on binlerce muhalif yargı süresince gösteriler yapar. Bizim Fidel, 16 yıla hüküm giyerse de Juventud Adası'nda 21 ay hapis yattıktan sonra, Batista'nın emriyle “bağışlanarak!” tahliye edilir. Kastro'nun “tahliyesini” sağlayan başta Küba olmak üzere, Latin Amerika halklarının toplumsal direnişidir. Evet, uç bir tarihsel figür olan Kastro dışarıya uçar, daha doğrusu kitlelerin yasallığa galip gelen meşru mücadelesi sonucu dışarıya uçurulur… Hikâyenin gerisini biliyorsunuz, en yakışıklımız Che'nin de katılımıyla Sierra Maestra' dan başlayan lirik devrim… Nâzım Hikmet'in, “sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin/ 1961 yazı ortalarında Küba'nın resmini yapabilir misin/ çok şükür çok şükür bu günleri de gördüm ölsem de gam yemem gayrının resmini yapabilir misin üstat/ yazık yazık Havana'da bu sabah doğmak varmışın resmini yapabilir misin//…/ mutluğun resmini yapabilir misin Abidin/ hürriyet sözcüğünün resmini ama yalansızının” dizeleriyle özetlediği devrim…
O şimdi Devlet Başkanı Söz, hem tarihe hem de coğrafyaya geçenlerden açılmışken Nelson Mandela'nın kısa hikâyesi yolumuzu kessin… Mandela'nın yirmi dört ayar kıymetindeki direniş hikâyesi “yasallık” ve “meşruiyet” bağlamında yüzyılımızın en büyük örneklerindendir. Hikâye bilinir: Güney Afrika'nın ilk siyah avukatı olan Mandela, 1944'te ırk ayrımına karşı yerli halkın kurduğu Afrika Milli Kongresi'ne (ANC) katılır. Kongrenin Gençlik Birliği'ne başkan seçildiğinde tarih 1948'dir ve o artık siyahların kurtuluş hareketinin önderlerindendir. 1961'de ırkçılığa karşı silahlı mücadeleyi üstlenen kongrenin askeri kanadı Umkonto ve Sizwe'yi (Milli Mızrağı) kurarak başkanı olması bardağı taşıran sol damla olur. 1962'de destek için İngiltere ve Afrika ülkelerini dolaşan Mandela, dönemin “sosyalist” ülkelerinden silah ve para yardımı sağlar. Dönüşünde arkadaşlarıyla birlikte, “izinsiz yurtdışına çıkmak, halkı kışkırtmak, sabotajlar ve suikastlar düzenlemek” iddialarıyla yargılanır. Mahkemede, beyazların temsil edildiği, siyahların ve diğer yerli halkların temsil edilmediği parlamentonun kanunlarına uymak zorunda olmadığını savununca, yasalar işletilerek ırkçı beyaz yönetimce müebbet hapisle cezalandırılır. Irk ayrımına karşı mücadele ederek “Dünyanın en ünlü mahkûmu” olarak sembolleşen Mandela 27 yıl hapislikten sonra 1990'da beyaz rejimin devlet başkanı De Klerk tarafından 71 yaşında serbest bırakılır. Mandela'nın “tahliyesini” sağlayan tarihsel hakikat, 1980'li yıllardan itibaren yükselen siyahların ve dünya halklarının ırkçılığa karşı sürdürdükleri meşru mücadeledir. Hikâyenin gerisi malum… Bir siyasi tutuklunun devlet başkanı olarak hem tarihe hem de coğrafyaya geçmesi… Söz uç asilerden ve uç'malardan açılmışken, yerli dilinde “renkli kuş ırmağı” anlamına gelen Urugaylı Maurice Rosencof'un hikâyesi de kessin yolumuzu. Hani benim yıllar önce görüşmemizde, “enternasyonal kere maşallah”, dediğim, tepeleme Tupomaros olan bizim mahallenin asilerinden Rosencof… “Eğer bu/ benim son şiirim/ olsaydı/ akıl almaz ve hüzünlü,/ aşınmış ama bütün,/ yalnızca/ bir kelime yazardım:/ ‘Companero'…” dizeleriyle, “yoldaş” sözcüğünü kıymetlendiren, dokuz efsaneden biri olan Rosencof… Özel bir yasayla “devlet rehini” olarak 1972'den 1985'e kadar hapishanede tecritte yatan ve genel bir afla değil, kitlelerin başkaldırısına dayanamayan egemenlerin çıkardığı “özel bir yasayla” tahliye olan yani kitlelerin meşru mücadelesiyle uçurulan, uçan Rosencof… Tahliye sırasında kapıda onları karşılayan on binlerce insanı görünce, “Böylece bunun, yaşadıklarımızın bir politik yenilgi olmadığını anladık, gördük” diyen ve kulağıma İspanyolca “Yenilmiş olsan da yenilgiyi kabul etme” dizelerini fısıldayan Rosencof… 26 Aralık 1985'te her taraftan Montevideo'ya akın eden on beş bin kişinin Tupamaroların merkezi Cabolatti Caddesi'de toplanan kitle mücadelesinin uçurduğu Rosencof… Söz uç asilerden ve uç'malardan açılınca bizim mahallenin asi ve aksi çocuklarından İrlandalı Bobby Sands' in hikâyesi de yolumuzu kessin… Sen Fein tarafından İngiliz parlamentosunda boşalan bir üyeliğe aday gösterilen ve Margaret Thatceher'den çok oy alarak milletvekili olan Bobby Sands. İRA üyelerinin başlattıkları açlık grevinin 66. gününde ölen bizim mahallenin direniş simgelerinden Bobby Sands…
Mahsusmahal'den Meclise Söz uçmalardan açılmışken, Kürt halkının asi ve aksi çocuklarından Sabahat Tuncel'in tarihin emri siyasetin kavliyle tahliyesi de kessin yolumuzu… Küçük ama içinde büyük anlamlar gizli bu ilk örnek, sistemin kendi oyununa yenilmesi olarak da okunabilir. Alevi, Kürt ve feministtir Sabahat… Tutuklanmadan önce meclis önünde kadınlarla birlikte nice eylemler yapan, ama ne kapıdan içeriye ayağını atabilen ne de bir yetkiliye ulaşabilen Sabahat, şimdi o mecliste milletvekilidir… Bir itirafçının ifadesiyle dokuz aydır tutuklu bulunduğu Gebze M Tipi Cezaevi'nden çıkan 32 yaşındaki Malatyalı Sabahat, İstanbul üçüncü bölgeden 97 bin oy alarak bağımsızlar içinde en çok oy alarak seçilmişse “bu düşte bir hayır var”, diyerek “Tarih ve siyaset devamına erdirsin!” demenin zamanıdır. 1998'de HADEP' e girdiğinden beri kadın hikâyeleri dinleyen bir feministin şimdi mecliste milletvekili olması “yasallık” karşısıda bir “meşruiyet” hikâyesidir. Sabahat Tuncel'in tahliyesinin bir enternasyonal gösteriye dönüşmesi, 1991 yılındaki büyük tahliyede hapishanelerin kapısında şenlikli bekleyişlere benzetilebilir. Bu tahliye ironik olarak, 1991 tahliyesinde içerde bırakılan Kürt tutuklu ve hükümlülerin o günkü hüznüne sanki bir cevap gibidir… Ol hikâyeleri ve Sabahat'ın ol hikâyesini, “Aşk dediğin haram olur, helal olunca o aşk olmaz” dizeleriyle hülasa edebiliriz. Gerçekten de, muhalif hayat ve onun siyasal toplumsal aktörleri bizleri, sistemin yasallığına karşı, alternatif bir başka meşruiyete çağırır. Bu meşruiyet, haram aşkların, haram siyasaların çoğul deltasıdır… Eski hapishane diliyle söylersek, dünün “menfi”si Sabahat, şimdi, Ankara'nın orta yerinde bizim mahallenin milletvekilidir… İkinci üçüncü mahpuslara ve dünya halklarına duyurulur... |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||