İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal... İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal...

 

 

 
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Sayılarımız
Öyküler
Şiirler
Denemeler
Karikatürler

Seyit Oktay

 

Kuşların Güzergahı

“Dışarıda gürül gürül akan bir dünya”, içeride parsellenmiş bir avuç gökyüzünü seyrederken, Ahmed Arif'in dizeleri takılıyor zihnime... Hayat upuzun bir yolculuk, bu yolculuğun yarısına yakınını içeride geçirmiş biri olarak başımın üstünde duran gökten anlam ÇIKARMAYA çalışıyorum...

Neden mi? Çünkü kalabalık gerçeği gizlediği gibi anlamı da yutuyor, belirsizleştiriyor… O, “gürül gürül akan dünya'nın içinde yığınla ölü anlamlar var... Anlamların ölmesini küçümsemeyin!

Anlamsızlık; hiçlik ve değersizlik üretiyor..

Bir şeyi öldürmek istiyorsanız onu boğuntuya getirin!

Hep iyilik için akıl verilecek değil ya, kötülüğün de felsefesi var. İyiliğinkinden daha güçlü ve gelişkin.

Bir avuç gökyüzünden bir şeyler toplamaya çalışıyorum. Unutmadan, bir de kuşların güzergâhı bu hat... Yok! O bildiğiniz talih kuşları değil üstümüze-başımıza pisleyen... Mahpus kuşları, hatta tam tabiriyle; mahpushane çöplüğünden beslenen kargalar...

Çocukluğumdan beri karganın kötülendiğini hatırlarım. Rivayet muhtelif de olsa; Hz. Muhammed düşmanlarından gizlenirken yardım etmemiştir. Çocukluğumun izdüşümlerinde o İslâm peygamberine başkaldıran kötü bir kuş diye yer edinmiştir. O yüzden rengi siyah, sesi de çok kötüymüş! Sonra kargalarla ilgili o meşhur atasözünü hatırlıyorum; Rehberi karga olanın burnu pislikten çıkmazmış. Tilkiyle kurnazlıkta yarışırken peynirini kaptırmış, kurnazlıkta sınıfta kalmış. Karga deyip geçemedik vesselam... Ama gel gör ki; yapılan araştırmalarda en zeki hayvan çıktı karga! Ne garip değil mi? Sosyal akıl ile pozitif aklın çatışmasının ceremesini çekti yıllar boyunca karga... Ya diğer yanlışlarımız, onlarca arızalı, hatalı kodlanmış anlamlar... İnsana dair ezberletilmiş, kanıksatılmış binlerce anlam yanlışları... Nasıl bir cinayetle yüz yüzeyiz kim bilir! O yüzden mi diyordu Karl Marx “Bilmiyorlar ama yapıyorlar”.

Havalandırmada başımın üstünde duran açıklıktan, bana bahsedildiği kadarıyla baktığım gökyüzünde anlamlar bulmaya çalışıyorum. Bir de kuşların güzergâhı ya, her an başıma pisleyecek bir kargadan sakınıyorum. Bazımız, çamaşırlarını onların pisleme güzergâhına asmıyor. Hesap zorunluluk içeride. Çünkü su kısıtlı, deterjan az, bir de elde yıkıyoruz biz hâlâ çamaşırları, onun derdi. Az bir şey değil kuşların geçerken güzergâh üzeri öylesine bıraktıkları o pislikler. Anlamak mı istiyorsunuz bir mahpusu... İşiniz hem kolay hem zor. Kırılgandır, çocuksu, hassas, duyarlı, biraz başkadır ruh hali... Size çok basit gelen ona çok karmaşık görünebilir... Zamanı siz dışarıda hoyratça yaşayabilirsiniz, içeride boyunda taşınan değirmen taşı gibidir... İçeriye zaman ağırdır... Anlam hâlâ diridir arayanlara..

Az da olsa güzergâhtan güvercinler de uçar... Gümüşi parıltılarla ışıltılar saçarak. Ne hikmetse daha bir 'anlayış'lıdır güvercinler, pislemezler üstümüze... Belki de rastgelmedik hiç! Güvercini sever, kargayı iteriz... Biz bile ayrım koyarız her bir şeyin arasına...

Sahi, hâlâ 'gürül gürül akıyor mu?' dışarıda dünya... Duyduğum, izlediğim, bildiğim kadarıyla pek de iç açıcı değilmiş hâli dünyanın... Hatta bazı mahpusseverler(!) salık veriyor; 'kalın içeride, dışarıda ne var?' diye… Doğru mu? Belki de biz hâlâ parsellenmiş, çevrelenmiş, duvarlarla sınırları belirlenmiş bir avuç gökyüzünden anlamlar toplamaya devam etmeliyiz. Güzel düşler kurmaya. Kuşların güzergâhı olan havalandırmamızdan mahpus kuşları yerine talih kuşlarının geçmesini dileyerek...

Dışarıdakiler! Yanlışsak düzeltin bizi! Hâlâ varsa aranacak güzel şeyler söyleyin biz kurarız düşlerini sizin yerinize de, ne de olsa sizlerin düş kurmaya pek vaktiniz yok! Kaç yıldır köşemizde uslu uslu oturmuş küçük bir anda hatırlanmayı bekleyen bizlerin, varsın o kadar da sitemimiz olsun!

Anlamsızlaşmadan yaşayabilmenin sınırlarını zorluyoruz bu el kadar mekânlarda. Siz dünyanın büyük işleriyle uğraşa durun biz voltamıza düşen izdüşümlerden, bellek gölgelerden hatırlıyoruz en küçük ayrıntıları...

Ne de olsa bizim işimiz hatırlamak, sizin işiniz unutmak!

Hepimize kolay gelsin! Azıcık acı da olsa, dilin kemiksizliğine, biraz da mahpus zulasında birikmiş sitemlere verin.

Herkese yine de 'mahsus' selam ederim.

 
Mektup Bekleyenler
Dergiyi Edinmek
Bağlantılar
İletişim
Ortak Kitaplar
Basında Kitaplar
Kitap Çıkaranlar
Mahsus Mahal Türküsü
Bize Yazın
 
Google