![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Ele Geçirilmek (1.sayı) Güzel bir nisan gecesi... Baharın uyandırdığı otların ve çiçeklerin kokusu odama doluyor. Ev sahibimizin özenle baktığı güllerin, çiçek açmış ağaçların, gün boyu yağan yağmurun doyurduğu toprağın kokusu. Fransızların Deja Vû dedikleri şeyi yaşıyorum. Aynı anda, tuhaf bir biçimde daha evvel böylesi bir an'ı yaşamışım gibi oluyorum. İnanılmaz bir şey bu. Hayatım sanki birbirini yineleyen anlardan ibaret. Çok sık yaşıyorum bu hissi. Hapishane pencerelerinden içeri süzülen bahar kokularıyla, şimdi dışarıdaki hayatımda penceresinin önünde bu yazıyı yazdığım odaya dolan bahar kokuları aynı. Ama ben vakit gece yarısını geçtiği halde bahçeye inip otları çiçekleri koklayabiliyorum. Açıklayamadığım bir şekilde bana anlamsız geliyor bu. Hiçbir şeyin tadı yok. Hiçbir şey haz vermiyor. Sanki onarılmaz bir şekilde hasar görmüş benim hayatı anlama, kavrama yetim. Oysa içerideyken, böyle bir gece geçirmek için neler vermezdik ki! Bu durumu anlatmaya çalıştığım yakınlarım ve dostlarım bana, hapishanenin ruhumda yarattığı tahribatlarla açıklıyorlar bunu. Ben de bazen şakayla, bunu böyle değerlendirmelerinin dışarının onlarda yarattığı bir tahribat olabileceğini söylüyorum. Hep beraber gülüyoruz. Gülüyoruz. Yediğimiz dayaktan üstümüz başımız kan içindeyken ve her tarafımız darmadağın bir haldeyken hapishane arkadaşlarımızla birbirimize bakıp gülünecek bir şeyler bulup güldüğümüz kadar sahici değil bu gülüşler. Sanki gülmenin o derin sevincini ve içtenliğini ebediyen yitirmiş gibiyim. Elbette kime bu durumdan söz etsem ‘hapishanenin ruhunda yarattığı tahribatlar' diye başlayan cümleler kuruyor ya da bana anormal bir psikolojik durumun pençesinde olduğumu ima eden açıklamalar yapıyor. İnsanlar tarafından anlaşılma umudumu hepten yitirmek üzereyim. Gündelik hayatın hızı zaten yeterince anlamaya ve anlaşılmaya imkân vermiyor. Anlaşılmamanın belki de daha güvenli, daha sağlıklı olduğuna inanmaya başlıyorum. Çünkü deneyimlerim, çoğu zaman başkalarınca anlaşılmanın da bir ‘ele geçirilme' biçimi olduğunu söylüyor bana. İşkencehanelerin inanılmaz koşullarından çıktıktan sonra hapishane güvenli bir sığınak gibi gelmişti. Çıldırmış gibi işkence yapan görevlilerin merhameti yoktu. Gözaltı kayıtlarımız tutulmamıştı, başımıza her şey gelebilirdi. İşkence altında ölme olasılığımız olduğundan resmi olarak devletin kayıtlarına geçirilmemiştik. Ama devletin korkunç pençesindeydik. Ele geçirilmiştik. Henüz diriydik ama her an resmi bültenlere ölü olarak düşebilirdik. Bazı resmi bültenlerdeki çelişki de buradan kaynaklanıyor zaten. İlk gün ‘ele geçirildi' diye yapılan açıklama 2 gün sonra ‘ölü olarak ele geçirildi' olarak değiştirilebilir. Bu yüzden açıklamayı en sona bırakmak, ya da ‘ölü' ya da ‘diri' ibaresini kullanmamak en ‘doğrusu'. Her gün haber bültenlerine duyduğumuz ‘…ele geçirildi' sözü işte böyle korkunç bir gerçeğin adıydı. Ele geçirilmek, resmi bültenlerdeki gibi bir şey. Resmi dil her zaman resmi gerçeğin aynasıdır: Karanlık, kasvetli ve ürkütücü. Ele geçirilmek, ölü ya da diri, devletin korkunç pençeleri arasında, özgürlüklerinden ve hayatının gidişatı üzerindeki tüm haklarından mahrum olmak, marazi bir nefretin menzilinde yaşamaya, ayakta kalmaya çalışmak demek. Devletin resmi dilindeki bu katiyet, bu soğuk, ürkütücü ve şedit ifade, gerçeği tüm çıplaklığıyla ele veriyor. İçerideyken dışarıdakilerin nasıl bunca duyarsız, ilgisiz kalabildiğini anlamakta güçlük çekerdik. En yakınımızdakiler bile çoğu zaman duyarsız kalabiliyordu ve bunu anlayamıyorduk. Hatta şimdi bile tanıdığım bir çok insan “o kadar çok sorun var ki, hapishanedekiler en son sıralarda bile yer bulamıyor kendilerine” diyebiliyorlar. Sonra, çok sonra aslında bu ‘ele geçirilme'nin sadece biz içeridekilere ya da vurulanlara özgü bir şey olmadığını fark ettim. Ele geçirilme'nin dereceleri ve değişik biçimleri var ve çoğumuz ele geçirildiğimizin farkında bile değiliz. İşte şimdi dışarıdayım ve içeriyi derinden yaşamış biri olarak bu ‘ele geçirilme'nin nasıl bir şey olduğunu çok iyi anlayabiliyorum. İnsanların bizi, görünür ve çıplak biçimde ele geçirildiğimiz için netameli bulmadığı gerçeği en iyi dışarıdaki ‘özgür' insanların arasında yaşandığında anlaşılıyor çünkü. Dışarıdaki özgür insanların hapishanelere karşı bunca ilgisizliğinin altında yatan nedenler üzerine düşünürken, bunu da bir etken olarak bir kenara kaydetmek lazım. Bir kez ele geçirildin mi, artık iflah olman mümkün değil. Ölü ya da diri, ele geçirilenler, yaşayanların kitabında yer almıyor artık.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||