İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal... İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal...

 

 

 
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Sayılarımız
Öyküler
Şiirler
Denemeler
Karikatürler

Şanar Yurdatapan

Temiz Havalı Dubleks Daireler...(3. sayı)

Alt kattaki salondan bir kapıyla dosdoğru bahçeye çıkıyorsunuz. “Kartal' da, temiz havalı, müstakil bahçeli dubleks daire” diye duyarsanız bilin ki burasıdır… Efendim, sırf bana özel bahçem yaklaşık 4 m x 6,5 m boyutlarında. Ne yazık ki her tarafı beton olduğundan çiçek yetiştirmem olası değil. Bir an için aklımdan geçmedi değil, “Acaba bir kazma rica etsem de duvar dibini azıcık kazıp bir çiçek tarhlık toprak yeri…” ve düşünmemle bu düşünceyi beynimden kovmam bir oldu. Sevgili Sema Pişkinsüt başkanlığındaki TBMM İnsan Hakları Komisyonu'nun “Ulucanlar” raporundaki fotoğrafları hatırlayınca bozulmadık ne kimyam kaldı, ne fiziğim, ne müziğim. Medyamızda kendi haberimi görmüş kadar oldum: “Kartal'da operasyon!.. Kazdığı tünel farkedilince, sinirlenerek güvenlik güçlerine kazma ile saldıran isyancı mahkum şey olarak ele geçirildi.” Tüh, tüh, tüh, ağzımı hayra açayım… Efendim, size güzel şeylerden bahsetmek istiyorum aslında. Bahçemde çiçek-miçek yok ama, çok güzel ve masmavi bir gök parçasına sahibim. Yaklaşık 26 m2 kadar. (Allah bilir bunun 1 m2'si Şişli'de kaç paradır!..) Gökyüzümün 2 minik kusuru var: Birincisi, benden 6 m kadar yüksekte, bir yanı benim dubleks hanem, öbür 3 yanı betonlarla çevrili oluşu. Yani belki de daha iyi, beni bırakıp bir yere kaçamaz. Üstelik belki gene bu amaçla duvarların üstüne yarım metre çapında spiral dikenli teller döşenmiş- umarım orasını burasını çizmez sevgili gökyüzümün ve ona konuk olan bulutcuklarımın… Amma velakin, bu dikenli tellere takılıp kalmış 13 adet gazete paketi saydım. Berlin duvarından kaçamayanların acı görünümlerini anımsatıyorlardı. Hani yaz günlerinde ampullerin çekiciliğine dayanamayıp, ışığa ulaşayım derken kömür olan pervaneler misali, takılıp kalmışlar göğümü çerçeveleyen dikenli tellere.

Her nedense aynı anda kulağımı çınlatan Rafet El Roman ile Meltem Cumbul'u kibarca aklımdan ihraç edip bu gazete paketlerinin neden kapıdan girmeyip de hava yolunu tercih ettiklerini düşündüm. Aaaaa, 2 başka paket ise başarılı bir iniş yapmışlar avluma. Hemen kaptım birini ve kendisini bağlayan -belli ki, eski bir faniladan koparılarak imal edilmiş- ipi heyecanla açtım. Yuvarlak halde bükülmüş gazete paketinin içinden bir şey çıkmadı. 1 Hürriyet, 1 Milliyet ve ıvır zıvır eklerinden ibaret. Oysa pekala gizli bir definenin planları çıkabilirdi. Ya da, ne bileyim, kısmetini arayan bir hanımın evlenme teklifi filan… Iıh, sadece yuvarlak sarılmış birkaç gazete… Sonradan anlaşıldı ki, komşu hücreler bu yolla gazete değiş-tokuşu yapıyorlar. Aslında gazete siparişiniz her gün düzenli olarak geliyor. Her komşu bir başka gazete alıp sonra değiş-tokuş ederse, bir gazete parasıyla üç gazete izlemiş olurlar. İyi de neden bu işi kara yoluyla yapmak dururken, air-mail yollanıyor? Mesela ben, hayatımda mızrak atmadım, ya beceremezsem de duvar tepesindeki gazete cesetlerine yenilerini eklersem? Günde kaç kez kapımız çalınıyor ve mazgalımız açılıyor oysa:

1- Sabah 08:45 ve akşam 20:30'da sayım. (Bazen mazgaldan bakıyorlar, bazen açıp giriyorlar.) “Yerimizde miyiz, kaçtık mı” kontrolü.

2- Öğlen 12:30 ve akşam 17:00'de yemek, 03:00'te kahvaltı (sahur) veriliyor. Kabınızı uzatıyorsunuz, doldurup veriyorlar. Yemekler hem nicelik, hem nitelik olarak hiç de fena değil. Aşçıbaşının eline sağlık. (Koca kazanla yemeğin sırf bana gösteriş olsun diye pişirilmiş olduğunu düşünecek kadar komplo teorisyeni olmadığım için iyiye iyi demeyi de borç biliyorum. Zaten Hikmet Sami Türk'e söz vermiştim.) Adam başına 700 kuruşluk günlük “iaşe bedeli” ile valla mucize.

3- Hafta içi her gün “iç kantin” siparişleri toplanıyor ve o akşam getiriliyor. İç kantinde sigara, çay, süt, bisküvi, tabak-bardak vs. ufak tefek şeyler var. Yalnız pazartesileri ise dış kantin siparişleri toplanıyor (sebze, meyve, kahvaltılık malzeme vs.), tabii hepsinin parasını ödemek kaydıyla. Yanınızda ne kadar paranız varsa önce İdare'ye teslim ediyorsunuz, sonra size haftada en çok 35 YTL veriyorlar. İç ve dış kantin masraflarını buradan göreceksiniz.

4- Öğlene doğru gazeteler dağıtılıyor. (Tabii paranızla) İşte bu sırada komşu hücreler bir gün önceki gazetelerini değiş-tokuş etseler olmaz mı? (Bakalım, yarın bir deneyeyim.)

5- Blokların, haftada 1 gün kapalı görüş günü. (Benim blokum SOLC ve görüş günüm: Perşembe) Perşembe ve Cuma aynı zamanda avukat görüş günü olduğundan kişi başına hayli kısa bir süre düşüyor. Kabinler çok küçük sayılmaz. Arada yalnız parmaklık var, cam yok, yani el sıkışmak hatta biraz güç olmakla birlikte öpüşmek de olası.

6- Berber her hafta (?) gelip soruyor. (Ücretsiz)

Ve Dilekçeler…

Ama onun dışında herşey dilekçeyle yürüyor. Örneğin:

a) Başım / dişim ağrıdı, yazıyorum bir dilekçe, sabah veriyorum. Sıram gelince revire çağrılıyorum. Doktor, dişçi, psikolog, sosyolog var. İlaçlar, idarede param yoksa bedava, varsa oradan kesiliyor. Ama bu kesinti için de dilekçe yazmam gerek.

b) Bir kütüphane varmış. Hele bir dilekçe yazayım. Bakalım nasılmış?

c) Bela bir müşteri olmaktan üzgünüm, ama bir dizi dilekçe daha yazdım. Şöyle şöyle şeylerdi:

- Gitarımın içeri alınması hakkında (kimseyi boğmayacağım sözü ile),

- “Diş koruma” ve “koruyucu hekimlik” konusunda öğretilen bilgileri yaşama geçirebilmek için, kapıda el konulan “diş ipi”min iadesi hakkında,

- Adalet Bakanı'na verdiğim sözü tutabilmem için; cezaevinin kendi dubleks dairem dışında diğer bölümlerini de görmek için (özellikle ortak yaşam alanları),

- “Lütfen bizim halimizi de yaz” diyen İnfaz Koruma Memurları'na verdiğim sözü tutabilmem için kendileriyle görüşmek için,

- Kapıda el konulan tırnak makasım (törpüsüz) ve akıllı bilet'imin akıbetinin araştırılması ve bana bu konuda aydınlatıcı bilgi verilmesi hakkında. (Sonradan bu konunun Cezaevi İdaresi'nin değil, Jandarma'nın sorumluluğunda olduğunu öğrendiğim için bu dilekçeyi çıkınca Jandarma Genel Komutanlığı'na göndereceğim. Acaba cezaevi içinde “Akıllı Bilet”imi kullanamamak yüzünden ödediğim taksiparalarını da istesem, verirler mi?)

Ve Cezaevi Tüzüğü

Amanııın, al daha dubleks dairemin en kıymetli süsünü, alt kat odamın duvarını 4/4'lük (4 adet A4 sayfası) kaplayan Ceza ve Tutukevleri Tüzüğü'nü unutuyordum. Hani sevk öncesi konuştuğum sevgili savcımın “Açın tüzüğü okuyun” diye eliyle evrak dolabını gösterdiği, ama benim orayı burayı karıştırmamak için oracıkta açık okuyamadığım ünlü tüzük, nah işte şuracıkta duruyor. Bir göz atacak oldum ki, vay anam vay!.. Hani bizim Ceza Yasamız İtalya'dan alınmış ya (Bugünkü İtalya değil 1930'ların Mussolini İtalyası'ndan), vallahi bu tüzük oradan bile alınmış olamaz. Eğer o da İtalya'dan alınmışsa, garanti Roma'dan alınmıştır. Ama Jül Sezar döneminden mi, Augustus mu, orasını Sulhi Dönmezer'e sormalı.

Bu tüzüğü öyle kapı aralığında konuşamayız. Şimdi arkanıza yaslanın,

-içiyorsanız- bir sigara yakın, ya da bir kadeh içki alın; ve sıkı durun...•

 
Mektup Bekleyenler
Dergiyi Edinmek
Bağlantılar
İletişim
Ortak Kitaplar
Basında Kitaplar
Kitap Çıkaranlar
Mahsus Mahal Türküsü
Bize Yazın
 
Google
 

eXTReMe Tracker