İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal... İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal...

 

 

 
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Sayılarımız
Öyküler
Şiirler
Denemeler
Karikatürler

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Özlem N. Yılmaz

Düşlerimdeki Teyzem (sayı 1)

Ben teyzemi hep düşlerimde sevdim.

Saçları uçuşup yüzüme değerdi…

Yalnız geçen çocukluğumun tek oyun arkadaşı teyzem beni tutup tutup bulutlara uçururdu. O zamanlar bulutlar ne kadar yakındı. Büyüdükçe uzaklığın ne demek olduğunu öğreniyor insan. Uzaklığı öğrendikçe uzak olmaya alışıyor, uzağı kabulleniyor. Ben de öğrendim uzağın ne demek olduğunu, alıştım. Bir tek teyzem kaldı düşlerimde, içimde…

Yaz tatilleri en büyük sevincimdi. Bir tek yazları, okullar tatil olunca gidebiliyorduk anneannemlere. Ayağıma birkaç numara küçük gelen bir ayakkabıyı çıkarıp, çıplak ayakla toprakta, yemyeşil ovada koşmak gibiydi benim için yaz tatilleri. Babamın, evin içinde kol gezen askeri disiplininden uzaklaştıkça çocukluğuma yaklaşıyordum biraz daha. Çocuk düşlerime, çocuk oyunlarıma ve teyzeme. Teyzem o zamanlar üniversitede okuyordu. Yollar ne kadar da uzardı. Yaz güneşinde kavrulup uzayan ovalar, gece karanlığında ipil ipil yanan şehirler, uyuyan kasabalar, uzak ve yalnız köyler… Sabah ayazında uyku sersemi mola verdiğimiz çok ışıklı, gürültülü lokantalar. Annemin üzerinden çıkarıp bana giydirdiği hırkasının kollarını sallayıp, “Kaç saat kaldı anne,” diye, bilmem kaç yüzüncü kez soruşum. Ama direnip direnip de en sonunda uykuya yenik düşüşüm. Teyzeme nasıl koşup, nasıl sarılacağımı hayal ederken onun sıcak kollarında açışım gözlerimi. Tekrar tekrar izlediğim bir filmin ezberlediğim kareleri gibi.

Teyzemin öpücüklere boğarak uyandırışı beni. Güzel bir rüyaya uyanışım… Her sene daha da güzelleşirdi teyzem. Tüm masalların prensesleri, kraliçeleri, iyi yürekli kadınları teyzemle özdeşleşmişti zihnimde. Koskoca bir kız olduğumda bile yıpranmış, sararmış masal kitaplarımı okudum teyzemi özlediğimde. Uzun dalgalı saçlarına dadanırdım uzayıp giden sıkıcı yaz günlerinde. Kuaförcülük oynardık. Ne çok severdim o oyunu. Teyzemi sandalyeye oturtur, annemin bazen beni de götürdüğü kuaförlerde gördüğüm tüm numaraları uygulardım üzerinde. Saçlarının kokusunu içime çekerdim. Ne güzel kokardı teyzemin bal rengi saçları. Saçlarına şekil verip yüzünü boyardım. Hiç sıkılmazdı, sabırla oturup elindeki derginin sayfalarını çevirirdi dalgın gözlerle. Tıpkı kuafördeki kadınlar gibi. İşim bitince koşarak banyodaki aynayı getirip tutardım yüzüne. Tıpkı o sarı saçlı, takdir edilmeye hevesli kuaförler gibi. O zaman makaraları koyverirdi teyzem. Beni kucağına alıp havaya kaldırır, öpücüklere boğardı. -Çelimsiz bir çocuktum, yaşıtlarımdan birkaç yaş daha küçük gösterdiğimi söyleyip yakınırdı annem, anneanneme. Akşamları bal karıştırdığı sütü dayardı ağzıma. Peşimden gezdirirdi lokmaları, yine de kâr etmezdi çabaları- “Keşke tüm kuaförler senin gibi yetenekli olsa,” derdi teyzem. Yeşil gözlerindeki hareler yanıp yanıp sönerdi beni severken. Nedendir bilmem, ıhlamur çiçeği kokusuna benzetirdim kokusunu. Sapsarı çiçeğe kesmiş, dehşetli kokan, beyaz düzgün gövdeli, narin bir ıhlamur ağacı gibiydi tıpkı.

Anneannem ve annem çok iyi anlaşırlardı. Daha çok mutfakta geçerdi zamanları. İkisi de temizlik yapardı gün boyu. Hiç bitmezdi temizlikleri. “Hijyen teyzeler, yine silip süpürdünüz, canını okudunuz mikropların,” derdi teyzem gülerek. Pek hazzetmezdi ev işlerinden. Anneannem yakınıp dururdu teyzemden. “Hiçbir işe el attığı yok. Evlenirse evine girilmez bunun, kocası iki günde boşar,” derdi. İnce bir gerilim sezerdim anneannemle teyzem arasında. Pek konuşmazlardı. “Varsa yoksa kitapları. Kocasının önüne kitap koyacak yesin diye,” derdi. Teyzem hazırcevaptı. Hemen atılırdı; “Benim öyle sizin gibi hayatımı kocama adamaya niyetim yok. Kurbanlık koyun gibi yatmışsınız önlerine, böyle evlilik olacağına olmaz olsun. Hem ben evlenme meraklısı değilim,” derdi. Annem da çıkışırdı teyzeme, anneanneme yardımcı olmuyor diye. İçten içe kıskandığını sezerdim teyzemi. Teyzem özgürdü, başına buyruktu. Karşı konulmaz bir çekimi vardı. Işıklı bir hareyle çevrelenmişti sanki. Hemen fark edilirdi. “Mahallenin delikanlıları bizim evin önüne çörekleniyor seni gördüklerinde,” derdi anneannem şaka yollu. Annemin ise sıradan bir güzelliği vardı. Baktığında bir kusur bulamıyordu insan yüzünde ama dikkat çekmiyordu. Babam için iyi bir eş, benim için iyi bir anne, anneannem ve dedem içinse hayırlı bir evlattı. Öyle derdi anneannem. Üniversiteyi bitirmiş öğretmen olmuştu. Anneannemle dedemin onayladığı ‘iyi' bir evlilik yapmıştı, suya sabuna dokunmamıştı. İyi bir ev kadınıydı. Güzel yemek yapıyor, evini temiz tutuyor, çocuğuna iyi bakıyordu. Çevresi vardı. Seviliyordu. Lojmandaki diğer asker eşleriyle altın günleri yapıyor, yaptığı pastalar börekler beğeniliyordu, daha ne olsundu.

Teyzemin odasında zaman geçiriyordum daha çok. Teyzemle ikimizin sığınağıydı orası. Büyük bir kitaplık, tek kişilik yatak, iki kapılı bir elbise dolabı ve anneannemin çeyizinden kalma, atılmaktan teyzemin kurtardığı aynalı, ceviz bir tuvalet masası vardı odada. Yerdeki minderlerin üzerine uzanıp tavanı seyrediyor, teyzemin resmini yapmaya çalışıyor ya da teyzemin benim için alıp hazır ettiği hikâye kitaplarını okuyordum. Teyzem bazen yanıma, bazen yatağına uzanıp okuyordu. Çok kalın kitapları vardı. Onları nasıl okuyabildiğine şaşıyordum. Yazıları da çok küçüktü üstelik. Saatlerce çıkmıyorduk odadan. Yemek saatlerinde masayı hazırlardık birlikte. O işi bize bırakmış, dinlenmeye çekilmiş olurlardı annemle anneannem. Ocağın üzerinde buğusu tüten tencerelerin kapaklarını kaldırıp başlarımızı uzatırdık. Çok güzel yemek yapardı anneannem. “Mmmm yine döktürmüş Sabiha,” derdi kulağıma fısıltıyla, gülüşürdük.

Dedem akşamdan akşama gelirdi eve. Emekliler kahvesinde otururdu gün boyu. Evin biraz ilerisindeydi kahve. Teyzem göstermişti çarşıya çıktığımız bir gün. Yaşlı adamlar yarı uyuklar halde mırıltıyla konuşuyorlardı kahvede. İlk geldiğimiz günün akşamında yemeğe oturmadan önce beni dizlerine oturtup saçlarımı okşar, yanağıma yapışkan, sigara kokulu bir öpücük kondurur, sonra da benim ve evdeki herkesin farkında olmaksızın, kendi dünyasında yaşamaya devam ederdi. Doğru düzgün konuştuğunu hatırlamıyorum dedemin.

Teyzemle akşamüzerleri evin arkasındaki yeşillik alanda dolaşmaya çıkardık. Bazen annem ve anneannem de katılırdı bize ama çoğunlukla ikimiz olurduk. Mahalleli gençler takılırdı peşimize. Aldırış etmezdi teyzem. Elimi tutan elinden ılık bir buğu yayılırdı bedenime. Ne güzel elleri vardı teyzemin. İnce uzun parmaklarıyla incitmeden sıkardı elimi avucunun içinde. Herkes teyzeme bakardı biz yürürken. Gururlanırdım ben de böyle güzel bir teyzem olduğu için. Postaneye uğrardık çoğu zaman. Bir yerleri arardı teyzem. Uzun uzun konuşurdu. Ben de kulübelerin yanındaki banka oturup onu beklerdim. Sonra çay bahçesine uğrardık eve dönmeden. Bana çok sevdiğim çilekli dondurma söyler, kendi de ya çay, ya gazoz içerdi. Gezimiz hiç bitmesin isterdim. Akşam kızıllığında daha bir güzel olurdu teyzem. Gözlerinin yeşili koyulaşırdı, hüzünlü bakardı nedense.

Akşam karanlığı çökmeye başlayınca evin yolunu tutardık. Ben günleri sayardım. Tatil hiç bitmesin isterdim. Bir süre sonra unuturdum saymayı. Ve aniden biterdi tatilimiz. Babam erken çağırırdı çoğu zaman. Aç kaldım, çamaşırlar birikti, tek başıma sıkılıyorum buralarda diye telefon ederdi anneme. Hemen toparlanır, bir gün sonra da yola çıkardık. Boğazıma koca bir yumruk otururdu. Bir şey olsa, düşsem, bir yerlerim acısa, kanasa da doya doya ağlasam, derdim. Ama ağlayamazdım. Teyzem de üzülür, kederlenirdi biz gideceğimiz zaman. O gelirdi bizi yollamaya otogara. Elimi avucuna alır sıkar sıkardı. Pencere tarafındaki koltuğa oturup teyzemi aşağıda gördüğümde çözülürdü boğazımdaki düğüm. İri damlalar yuvarlanırdı yüzümden boynuma doğru. Ellerimi cama dayayıp ağlardım. Komiklikler yapardı bana aşağıdan. Dayanamayıp gülerdim. Bir yandan ağlar bir yandan gülerdim. Otobüs hareket ettikten sonra boynum ağrıyana kadar bakardım camdan. Teyzemin yaydığı ışık görünmez olana kadar.

Annemin karnı kocaman olduğunda inanmıştım bir kardeşim olacağına. Pek sevinememiştim bu habere. O yaz teyzemlere gidemeyecektik annem hamile olduğu için. “Kardeşin karnımdan düşebilir, o yüzden gidemiyoruz,” demişti annem ben mızmızlanınca. Kardeşim bir yere tutunuyor olmalıydı içerde. Niye şimdi düşmüyordu o zaman. Hep birlikte giderdik ne güzel. Annem, kardeşim ve ben. Sıkıntılı bir yazın sonunda, okulların açıldığı günlerde ‘düşmüştü' kardeşim. Okuldan eve döndüğümde odamı paylaşmak zorunda olduğum kardeşim, onun için alınan karyolada uyuyordu. Yeni doğmuş köpek yavruları gibi buruş buruştu. Annemin tüm gün onunla ilgilenmesi sinirlerimi bozuyordu. Okula bile gitmiyordu artık. Teyzemi çok özlüyordum. Babam geç saatlerde geldiğinde kardeşimle oynuyordu uzun uzun. Ben bir köşede durup onu izliyordum. Fırsat buldukça yanına sokuluyor, dikkatini çekmeye çalışıyordum. “Sen büyüdün artık, kocaman kız oldun. Bak kardeşin küçücük, hadi gel birlikte oynayalım,” diyordu. Neden erken gelmiyordu babam sanki. Neden hep uykum gelmeye başladığında geliyordu. “Teröristleri yakalıyoruz, o yüzden geç geliyorum. Yoksa teröristler size zarar verebilirler, kardeşini alıp götürebilirler,” demişti bir gün sorduğumda. Kimdi bu teröristler, nasıl giyinirler, nasıl görünürlerdi? Çok kötü olmalılardı. Kardeşimi kıskanıyordum; ama onu götürmelerini istemezdim. Hem ne yapacaklardı kardeşimi götürüp. Bütün gün altını değiştirip mama yedirmek zorunda kalacaklardı.

Kart göndermişti o yılbaşında teyzem. Anneme ayrı bana ayrı yazmıştı. “Küçük meleğim, yeni yılını kutlarım,” yazıyordu kartta güzel bir el yazısıyla. Kartın ve zarfın üzerinde kırmızı büyük harflerle ‘görüldü' yazıyordu. Kim görmüştü acaba. Belki de postanedeki görevli karta bakıyor, beğenirse ‘görüldü' yazıyordu, yoksa göndermiyordu. Teyzemin kartını görmüş ve beğenmişti işte. Ön yüzünde simli bir kardan adam ve rengârenk bir yılbaşı ağacı resmi vardı. Günlerce elimden düşürmemiştim. Kokusunu içime çekmiştim. Ihlamur çiçeği kokuyordu. Odamın duvarına asmıştım sonra da. Hâlâ saklarım simleri dökülüp sararmış yılbaşı kartını.

O yaz görebilecektim teyzemi, iple çekiyordum okulların kapanmasını. Üçüncü sınıfa geçecektim. Kardeşime alışmaya başlamıştım. Karyolasının üzerine eğilip yüzünü şekilden şekle sokuşunu, kollarını bacaklarını hareket ettirişini, bir balık gibi küçük ağzını açıp kapatışını izliyordum çoğu zaman. Çişini bir an önce tuvalete yapsa iyi eder, diye düşünüyordum. Çünkü odam sık sık dayanılmaz kokuyordu. Hemen anneme koşuyordum. “Anneee koş yine yaptı,” diye. Yolculuk valizlerimize bir de kardeşimin valizi eklenmişti. Ben sevinçten uçuyordum. Teyzeme gidiyorduk.

Babam gelmiyordu bizimle. Hep işleri oluyordu, hep yorgun oluyordu, sinirli oluyordu. Anneme bağırıyordu bazen, annem sık sık ağlıyordu son zamanlarda. “Sinirlerim bozuk ondan ağlıyorum,” diyordu sorduğumda. Benim suratıma bile bakmıyor, kardeşimle oynamadan gidip yatıyordu babam. Yakalanacak çok fazla terörist olmalıydı.

Yola çıkacağımız günün gecesinde yatağımda uyumaya çalışırken annemle babamın tartıştıklarını duymuştum. Teyzemin adı geçmişti konuşmalarında. Kulak kesilmiştim. Babam, “O teröristi görmeye gitmeyeceksin. Gidersen bu eve adım atma, ne halin varsa gör,” diyordu anneme bağırarak. Annemin hıçkırık seslerini duyuyordum. Yattığım yerden doğrulmuştum. Hayır, babam yalan söylüyordu. Benim teyzem terörist değildi, olamazdı. İçimde bir şeylerin acıyarak kırıldığını duymuştum babama karşı. Teyzem kimseye zarar vermezdi, çocukları kaçırmazdı. Neden öyle söylüyordu babam. Anneannemlere gitmemizi istemiyordu demek. Başımı yastığa gömüp hıçkırarak ağlamıştım. Teyzeciğim… Teyzeciğim…

Teyzemin hayaliyle dolup taştığım uzun ve yorucu bir yolculuğun sonunda dedem karşılamıştı bizi otogarda. Valizleri taksiye yerleştirirken gözlerim teyzemi aramıştı ama yoktu, teyzem gelmemişti bizi karşılamaya. Kırılmıştım biraz. Yüzümü asmıştım. Dedemi daha da yaşlanmış buldum. Gözleri iyice çukura kaçmış, kamburu daha da belirginleşmişti. Anneannem de yaşlanmıştı sanki. İyice incelmiş gövdesini kapıya yaslayıp karşılamıştı bizi. Yüzü çok solgundu. Kardeşimi, bizi gördüğüne bile sevinmemiş gibi bir hali vardı. Teyzemin odasına koştum hemen. Yoktu. Diğer odaları dolaştım sırayla. Belki de bir yerlere saklanmıştı, ama beni neden bu kadar uğraştırıyordu ki. Kollarına atılmak için sabırsızlanıyordum. Yoktu, hiçbir yerde yoktu teyzem. “Anneanne, teyzem nerede?” diye sordum soluk soluğa. Bir sessizlik oldu bir an. Kardeşim bile kesmişti sesini. Koltuğun üzerine çöküverdi anneannem. Başını avuçlarının arasına alıp hıçkırarak ağlamaya başladı. Bir şey anlamıyordum. Neden ağlıyordu anneannem, teyzeme kötü bir şey mi olmuştu, neredeydi? Annem de ağlıyordu, bir yandan gözyaşlarını siliyor bir yandan da koltuğa yatırdığı kardeşimin üzerini değiştiriyordu. Koşarak teyzemin odasına gittim. Yatağına attım kendimi. Başımı yastığına gömüp saatlerce ağladım. Uçuk bir ıhlamur çiçeği kokusu geliyordu burnuma. Teyzemin yüzü gözlerimin önünde öylece uykuya dalmışım. Sabah teyzemin yatağında açmıştım gözlerimi. Annem, “Hadi kalk, teyzene gidiyoruz,” deyince dün olanları hemen unutuvermiş, hazırlanmaya başlamıştım.

Arabalardan inip arabalara biniyorduk. Yol hiç bitmiyordu. Kardeşim ağlıyordu, anneannem ağlıyordu, annemin gözü hiçbir şey görmez gibiydi. Ben susuyordum. Kimseye bir şey soramıyordum. Teyzemi bir görseydim hallolacaktı her şey sanki. Anneannem ağlamayacaktı, kardeşim ağlamayacaktı.

Bozkırın ortasında kocaman bir binanın önünde inmiştik arabadan. Kalabalıktı. İnsanlar büyük bir kapının önünde bekleşiyorlardı. Taksi ardında yoğun bir toz bulutu bırakarak uzaklaşmıştı. Biz de beklemeye başlamıştık. Teyzem neden buradaydı, bu insanlar neyi bekliyordu bilmiyordum. Korkuyordum. İçeriye aldılar sonra herkesi. Kapılar birbiri ardına açılıp kapanıyordu. Hiç bitmiyordu kapılar. Demirin soğuk ve korkutucu sesi yankılanıyordu her yanda. Korkuyordum. Naylon sandalye ve masaların olduğu büyük bir salona doluştu herkes. Biz de oturduk bir masaya, beklemeye başladık. Yüreğim bir kuş gibi çırpınıyordu. Herkes susmuştu. Demir bir kapı açıldı gürültüyle. Tek sıra halinde insanlar girmeye başladı içeriye. Solgun benizli, hasta görünüşlüydüler. Salon dalgalanıp uğuldamaya başladı. Kapıdan girenlere dikmiştim gözlerimi. Teyzem oradan gelecekti herhalde. Güçlükle yürüyebilen, bir deri bir kemik kalmış şu kadın teyzeme ne kadar benziyordu. Saçları kısacıktı. Yok yok, o değildi, o kadın teyzem olamazdı. Daha çıkmamıştı kapıdan biliyordum. Birazdan o kapıdan koşarak bize doğru gelecek, beni kollarına alıp havaya kaldıracak, yeşil gözlerindeki hareler yanıp yanıp sönecekti. Bize doğru geliyordu ama. Ayaklarını sürüyerek bize doğru geliyordu. Annemin arkasına sinmiştim. Gelip masaya oturduğunda anneannem feryat etmeye başlamıştı. O zaman anlamıştım gelenin teyzem olduğunu. Küçülen yüzünde kocaman kalmış ışıksız gözleriyle gülümsemeye çalışıyordu bana. Hayır, teyzem başka biri olmuştu. Avazım çıktığı kadar bağırmaya başlamıştım. Anneannem bir ağıt tutturmuş dizlerini dövüyordu. Kardeşim çatlayacak gibi ağlıyordu. Sandalyelere, insanlara çarpa çarpa koşmaya başlamıştım. Nefes alamıyordum. Herkes bize bakıyordu. Çıkmak istiyordum oradan. “Çıkarın beni… Çıkarın beni buradan…

Teyze… Teyzeciğim… Teyzeciğim…”

Teyzemi son görüşüm oldu o.

O gün birkaç yaş birden büyümüştüm.

Hayal gibi sonrası… Sisli birkaç görüntü yalnızca. Hayat boyu peşimi bırakmayan sisli birkaç film karesi. Teyzemin omuzlarda taşınan ince uzun tabutu, iyice ufalmış anneannemin kendini tabutun üzerine atışı, yumruklarıyla göğsünü dövüşü, kızını bir kez bile olsun görmeye gitmeyen dedemin duvar dibine çömelip ağlayışı, sessizce ağlayışı, tabutu taşıyan gençlerin kaldırdıkları sıkılı yumrukları, öfkeli haykırışları… Benim susuşum, içime akıtışım gözyaşlarımı… Uzağı öğrenmiştim. Kabullenemesem de öğrenmiştim. İçimde büyütmeyi, sulamayı, yapraklarını okşamayı öğrenmiştim yeniden yeşeren narin ıhlamur ağacının.

Ben teyzemi hep düşlerimde sevdim…

 
Mektup Bekleyenler
Dergiyi Edinmek
Bağlantılar
İletişim
Ortak Kitaplar
Basında Kitaplar
Kitap Çıkaranlar
Mahsus Mahal Türküsü
Bize Yazın
 
Google
 

eXTReMe Tracker