İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal... İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal...

 

 

 
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Sayılarımız
Öyküler
Şiirler
Denemeler
Karikatürler
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 



Söyleşi: “Duvarlara hapsolmuş
cümleleri alıp kaçacağız…”

Uzun yıllar hapishanede yaşamış ve yazın serüvenini dışarıda da sürdüren birisin. Hapishane ve edebiyat kavramları senin dünyanda ne anlama geliyor?Elbette hapishanelerin edebiyatımızda önemli bir yeri var.. Her ortam, kendine özgü koşullarını edebiyat damarına taşıyor. Hapishaneler yaşamın soyutlaştığı mekanlar. Gidemeyen ve zamana hükümlü insanın maddi yaşam bağları zaman içinde zayıflıyor. Zaman kavramının algısal düzeyde zayıflaması mekanın sınırlılığı, kısacası maddi yaşamın kıyısına itilmişlik mahpus insana düşünsel bir uzam açıyor. Zihin akışı içinde sürüp giden yaşam entelektüel, edebi çabayı da kışkırtıyor. Kendinize kitaplardan ve kavramlardan yeni bir dünya inşa ediyorsunuz. Öte yandan yazmak mahpus için kendi içine kaçmanın ve o firardan yeni bir dünya kurmanın, kendi ben'ini tanımlamanın en etkin yöntemi... Hapishaneler kitabı bol mekanlar. Zamanı dolduracak edimlerin sınırlılığı mahpus insanı kitaba yönlendiriyor. Her okuma süreci ister istemez yazma hevesini kışkırtır.

Peki kitap-mahpus ilişkisinin monotip bir süreç olduğunu söyleyebilir miyiz? Okumanın da bir poetikası var. Sanırım herkes aynı ihtiyaçlar penceresinden bakmıyor kitaba! Bu çok doğru… Bu noktada asimetrik bir ilişki kurmak gerekiyor. Birincisi sistematize okuma ile doğaçlama okumayı ayrıştırmak lazım. Öte yandan entelektüel okuma ile siyasi okuma arasında da bir sınıflama yapılabilir. Hapishanelerin belki de en büyük sıkıntısı okuma sürecinin sistematize edilememesi. Hep doğaçlama kaldığımızdan, fikri çok bilgisi yok insanlar haline geliyoruz. Kavramlar havada uçuyor ama epistemolojik bakımdan içini dolduramıyoruz.

Siyasal okuma ve entelektüel okuma demiştin. Oraya geliyorum. Siyasi mahpuslar adı tanımında saklı, tanımı adında açık, siyasal nedenlerle hapishanedeler. Hapishanede de siyasal kimliklerini yeniden üretme çabası veriyorlar. Buna herhalde kimsenin itirazı olamaz. Ancak mevcut örgütsel yapıların bu noktada ciddi bir açmazı var. Siyasal okuma süreci ile entelektüel okuma arasındaki ilişkiyi koparıyorlar. Siyasal kimlik ile entelektüel çaba arasında bir karşıtlık ilişkisi kuruluyor. Entelektüel çaba öteki'nin işi haline geliyor giderek. Sonuçta yüz sözcükle konuşan, kuru bir tipoloji çıkıyor ortaya.

Sen 90'lı yıllarda hapishanede kaldın. Hapishane edebiyatında geçmiş dönemlerle kendi dönemini kıyasladığında ne gibi farklılıklar görüyorsun? Hapishane edebiyatı diye ayrı bir başlık açmak gerekir mi, bilmiyorum ama eğer bunun üzerinde durmayacaksak, Cumhuriyet Dönemi hapishane edebiyatı Nazım'la birlikte başlar. Osmanlı döneminde Namık Kemaller, hatta daha öncesinde “Açılın kapılar şaha gidelim” diyen Pir Sultanlar var. Ama Cumhuriyet Dönemi dendi mi ilk akla gelecek isim şüphesiz Nazım ve 1940' lı yıllar. 1940'larda hapishanelerde canlı bir Anadolu vardır. O dönemin hapishaneleri bugünkü gibi batılı değildir. Köycül ilişkiler hakimdir. Nazım, Piraye ile birlikte günü birlik Bursa kaplıcalarına gidip gelebiliyor. Hikmet Kıvılcımlı, Çankırı Hapishanesi'nde karısıyla bir arada. Yemeklerini birlikte yiyorlar. Anadolu kokan bir hapishane atmosferi var.
50'lerde gözaltı ile hapishane iç içe girmiş gibi. Meşhur Sansaryan Han'da yıllarca kalıyor politik tutuklular. Yine de bu dönemin hapishane koşulları 40'larla benzerlik taşıyor. 70'lerde kent ilişkilerinin daha hakim olduğunu görüyoruz. İçeri giren yazarlar da kent kültürü almış, donanımlı insanlar. Zaten çoğunluğu dışarıda da yazar veya şair. 80'li yıllar ise darbenin yaşamın her alanını işkence ile ördüğü yıllar. Yaşadıkları yoğun işkencenin de etkisiyle bu dönemin şiirlerinde direniş, güzel günlere olan inanç, insan sevgisi ve özlemi öne çıkıyor. Yine de o dönemden güçlü kalemler kaldı edebiyat dünyasına.
90'lı yıllarda ise artık günlük işkence yoktur. İçerde siyasi yapılarının örgütlenmesi vardır ve siyasal yapılar artık bir iç iktidar gibi davranmaktadırlar. Bu da edebi uğraşıyı olumsuz etkiledi bence.

Senin serüvenine dönelim. Şiirle alışverişin nasıl gelişti? Ben önceden de şiirle uğraşıyordum. 1993 yılında tutuklandım. İçerde örgütlü yaşadığım süre içinde hiç şiir yazmadım. Örgütün bizden beklentileri, bizi motive ediş biçimi farklıydı. Sanat ve edebiyat, tâliydi ve üzerinde durulmaya değer konular değildi. 1995 yılında örgütten koptuktan sonra garip biçimde yeniden şiire yöneldim. Bu tarih çakışması bana hep ilginç gelmiştir. Hapishanenin bana bıraktığı en değerli miras edebiyat... Bu da on yıla fazlasıyla değer.

Tarih çakışmasından söz ettin. Bunu neye bağlıyorsun? Mutlaka düşünmüşsündür üzerinde… Düşündüm tabii. Düşünmez olur muyum? Sanırım ideolojik paradigma… Bu paradigma doğrultusunda herkes ortak refleks ve ortak davranış kalıpları geliştirmeye başlıyor.. Herkesin birbirine benzediği yer de hiç kimse yoktur” diyen Foucoult'a hak vermemek elde değil. Sanat özgürlükle beslenen bir yaratım... Her sabah yataktan kalktığınızda kendinize ‘zaaflarını aş' komutu verirken edebiyat yapamazsınız…

Ne tür şiirler yazdın? Biz içerde iken birey kimliğine çok fazla yabancılaştık. Hepimiz ortak bir kişiliğe yönlendirilirken birey dışlandı.. Cezaevinde yeniden şiirle buluştuğumda kendi içimi şiire yansıtmaktan korkmamam gerektiğini düşündüm. Zaaf sınıfına konulup -tembeller sınıfı gibi- mahkum edilen insan hallerimiz, aşklarımız, iç sıkıntılarımız da estetize edilebilmeli ve insancıllaştırılmalıydı. Bu düşünceler şiirime de yansıdı sanırım.

Bugünden baktığında hapishanede ‘şunu da yapsaydım' dediğin bir şey var mı? Her tamam oluş bir eksikliktir aslında. İçerde iken günde en az on saat okurduk. Dışarının koşuşturmasında bu mümkün olmuyor. Salt konuya angaje olmadan dilsel, biçemsel ve kurgusal metin çözümlemeleri ve metinlerarası analizler yapmayı çok isterdim. Edebiyat geleneklerini kurutuncaya kadar soğurmayı… Hapishane edebiyatında ister istemez yaşanmışlığa bağlı metinler öne çıkıyor. Bu biraz da yazarlık yeteneğinin sınırlarının genişlememesi ile ilgili bir şey.

Son soru, Mahsus Mahal'i nasıl değerlendiriyorsun? İçerde iyi yazan çok arkadaş var. Mahsus Mahal, dışarıdan içeriye bir tünel kazma çabası. Gereksiz gürültülerden sakınıp derinden kazarsak bu tünel patlamaz. Duvarlara hapsolmuş cümleleri alıp kaçacağız ve edebiyat sokağının duvarlarına pullama yapacağız. Keşke sözcüklerin arasına sıkıştırıp arkadaşları da çıkarabilsek ama…

.............................................................................

Kan ve Şarap

soğuk bir elin anlatamadıklarıydı
dili dönse konuşacaktı… olmadı
hayat biraz puşt biraz fahişe
sarkıtmıştı bacaklarını caddelere

bulanık sular taşardı küfrüne gecenin
bir travestinin tarlabaşı’nda büyüttüğü
zambak boyunca yalnızdı
karanlığa çentik atan
gece kasılmaları

günahlarımızı yedik boş tabaklarda
şaklabanlar tiyatrosunun
biletsiz koltuğuyduk
pardon! siz mi oturacaktınız,
biz öylesine kurulmuştuk
gölgeden olma hiçlikten doğma
çoktuk… işte’ydik …yoktuk

kalbimin ayaz kentlerinde
ölgün kaktüsler gırnatası
bir gülü ezdim…
ölümüme laf edin ki yanlışlıkla
içimde kıyametler ıslanıyordu
bir tinerci odasının loş ışıklarında
şehvet kanları

oysa üç çocuklu sarışın bir yosmanın
aile saadetinde duraklamıştım
ah! bu anahtar sizin olmalı…
kapıyı ben açmıştım

bu cinayet şimdi unutulmalı
mahkeme tutanaklarına düşmemeli
soysuz adı
o kayboluş tangosunun

kahır ve yenilmişliğin
uygun adım merasimiydi hayat
durma ak… aklıma sızan şarap

Önder Birol Bıyık

 

 
Mektup Bekleyenler
Dergiyi Edinmek
Bağlantılar
İletişim
Ortak Kitaplar
Basında Kitaplar
Kitap Çıkaranlar
Mahsus Mahal Türküsü
Bize Yazın
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


Google
 

eXTReMe Tracker