İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal... İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal...

 

 

 
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Sayılarımız
Öyküler
Şiirler
Denemeler
Karikatürler
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Karalastik

Gökyüzü boyardı gözlerini ve masmavi bakardı hayata. Bakardı sadece. Koşar adım uzaklaşırdı dünyadan.

O mavi mavi bakmak istedikçe grileşirdi hayat. Borçlu alacaklı ilişkisi vardı sanki aralarında. Onur kırıcı bir havası vardı günlerin. Günler bütün umursamaz insanlar arasında bir tek onu umursuyordu. Sanki bir tek onu hırpalıyordu bu hırpani günler. O kucağında krizantem çiçekleriyle dolaşırken karşıdan vazo atılıyordu kafasına. O krizantem, hayat vazoydu sanki. Almıştı onu avuçlarına, yapışmıştı hırçın ve utanmaz bir alacaklı gibi yakasına, onu nefessiz bırakıyordu. Hayat kıyıyordu krizantem çiçeğine.

Kâküllü kızlar dolaşıyordu sonra yoksul kentin dağınık sokaklarını; kâküllü kızlar avare itlerle birlikte... Avare itler ve kâküllü kızları baygın bakışlarla izleyen, daha kent olmayı becerememiş cam kırıklıkları içinde kanayan çıplak ayaklar ve buruk yürekler taşıyan bu yoksul kentçiğin yeni yetme delikanlısıydı: Yağız, sabırsız, tutarsız, utangaç, içe dönük ve ezik. Kaküllerinden öpmemiş bir kadının, saçlarını koklamamış, ellerini avuçlarına alıp dalıp dalıp gitmemişti suskun ve dilsiz bir gelecek hayaline. Şarap içmemişti hiç, rakı içmemişti. Su gibiydi daha. Günahı yoktu. Hiç kaçak kalmamıştı ve gecelerini tanımazdı şehrin. Şehir de acımazdı bu cehalete ve gün yüzü göstermezdi.

Kar altında ağırlaşmış dallar gibi sarkardı kolları bedenin her iki yanından.

Büyük ayaklarının gölgesi güneş yanığı yolları serinletirdi sanki. Göğsünde güvercinler yaşıyormuş gibi bakışları hep önünde, hep yerdeydi. Dalgın ve kaygılıydı. Kulaklarında hep öpüşen dudakların birbirini tutan ve bırakan, tutan ve bırakan sesleri, ilk kez sevişen genç kızın gırtlağından yükselen heyecanlı ve titrek iniltisi ve okşamalarla kızışan bedeninin sıcaklığı vardı bedeninde ve o bu derin dalgınlığını bir sonbahar mevsimi gibi yaşardı. Her mevsim sonbahardı yani. Yerde yapraklar yüzyılların rüzgarını sürüklüyordu ve rüzgar asırlık bir çınar gibi melankolik şarkılar topluyordu kocaman elleriyle ve çırılçıplak heykeller yontuyordu yüreği, buruk esmer taşlardan.

Ayağı burkulmuştu sanki patikaların. Geniş yollar hüznün şiirlerini taşıyamıyordu artık.

Tezek külüne benziyordu bazı günler. Üzerine atlar işemiş ıslak tezek külü kokuyorlar. Tanrı sigarasını unutmuş sanki parmakları arasında, ucuz tütün ateşi sarartmıştı yaratıcı parmakları, dünyayı ise duman... Açlıkla terbiye edilmiş nefesleri tüm fidanların: Aşısız, bodur, verimsiz, hastalıklı ve hırçınlar. Kadınlar tandır ekmeği kokuyor, elleri gül tutmuyor, kederli bir kent taşıyorlar nişan yüzüğü parmaklarında. Bir ömür boyu hem de. Sebep bu ya; kederli olur durmadan doğan çocuklar, toy atlar gibi depresif olur.

Koca koca adamlar sarhoş eder meyhaneleri. İzbe meyhaneler yaz akşamlarını... Kışlar intihara meyilli yaşıyor sanki. Bir türlü gelmeyen bir intihar hali. Ellerinde barut dolu tabanca ile düello arayan serserilere benziyor bahçelerin birbirini kesen sınırları. Yıldızları adamakıllı kanlı bıçaklı sanki birbirleriyle; Yüzleri bir karış sarkmış aşağıya. Ay beti benzi atmış gibi görünür genelde. Hayatta kalma korkusu onları da korkutmuş gibi.

Hayatta kalma korkusu... Her sabah uyanıp da doğan yeni günün taze ot ve toprak kokan ışıkları gözlerine dolduğunda duyduğu ilk his buydu. Henüz lise birdeydi halbuki. Daha hayatın baharı...

Yatağından doğruldu ve intizarla oturdu sofraya. Sofradan sadece kekremsi bir hüzün topladı dili ve söylene söylene okul yolunun çakıllarını tekmelemeye başladı. Her gün on beş dakika yürürdü bu yolu.

Herkesten erken gelir, sırasına geçer oturur, bir daha kalkmaz, teneffüs dakikalarını kullanmaz, sabah nasıl oturmuşsa, okul paydosunda öyle kalkar ve mutlaka, sabah okula gelişte gösterdiği aceleciliğinin aksine, herkes sınıfı terk ettikten sonra o en son kalkar ve artık tenhalaşan sokaklarda bir başına evine doğru yürürdü. Bu disiplini ve yalnızlığı herkesin dikkatini çekerdi. Teneffüslerde bile dışarı çıkmaması, arkadaş ortamlarından uzak durması ona ders çalışmak için bolca zaman yaratıyor olması da üzerine gelince, bu güz mevsimi gibi sararmış, şişede duran rakı misali ağzı kapalı efendi çocuk, ortalama hayatların sakin kentlerini seven bütün öğretmenlerinin parmakla gösterdiği bir öğrenciydi.

Bir cumhuriyet bayramında sınıf öğretmeni, yürüyüş kortejinin önünde bayrağı onun taşımasını istediği güne kadar bu esrik şehrin bigane çocuğu söz gümüş sükût altındır deyişinin sembolü imajını başarıyla taşıdı. Ancak bayrağı taşıyamazdı. Bugüne kadar hiç kimsenin önünde yürümemiş, hep o başkalarının tabanına bakmış ve hiç kimseye arkasını dönmemişti. Peki ya şimdi? Bu ne hastalıklı bir gündü böyle. Sidikli kül kokan bu günü, bu verimsiz, bodur ve kederli kenti nasıl taşıyacaktı. İtiraz etmeden. Şimdi kalabalığın önüne geçip de Tanrının izmaritini çiğneyerek, sarhoş meyhanelere sunulan bu kalabalığa nasıl öncülük edecekti?

İtiraz etti, yalvardı, çok direndi. Ancak eceli gelen laf nasıl duramıyorsa ağızda, o da öyle çakılıp kaldı bu darboğazda.

Çaresiz bayrağı aldı ve öne geçti, yürüdü. Çok yürümemişti ki ayaklarından yükselen ses herkesin gözünü onun topuklarına dikmesine yol açtı. Bayrağı taşıyan biganenin ayağındaki karalastiğin arkası yırtılmış olduğundan, terlik halini alan ayakkabı, o her adım atışında, ayağını yerden sürerek yürümeye çalışmasına rağmen, topuğunu sertçe dövüyor ve yükselen tak tak tak sesleri kendisini takip eden öğrenci kortejinin uygun adım yürüyüşüne birer tokat gibi iniyordu. Öğretmenleri ona bir bozguncu gibi bakıyor, öğrenciler ise sadece gülüşüyorlardı.

Bu ritüelin naif çocuğunun gözlerinde sular seller gibi inen gözyaşları karalastiğinin burnunu ıslatırken o, meymenetsiz kafasının üstünde sallanan bayrağa bakıp bakıp ağlıyordu.

 

 
Mektup Bekleyenler
Dergiyi Edinmek
Bağlantılar
İletişim
Ortak Kitaplar
Basında Kitaplar
Kitap Çıkaranlar
Mahsus Mahal Türküsü
Bize Yazın
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Google
 

eXTReMe Tracker