İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal... İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal...

 

 

 
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Sayılarımız
Öyküler
Şiirler
Denemeler
Karikatürler

Nibel Genç

Hapishanedeki Hapishaneler

Hapishanede demir parmaklıklara, havalandırmanın herhangi bir köşesine, hiçbir zaman tahliye edilmeyecek mahpus uğurlaya uğurlaya eskiyen dolaplara, merdiven basamaklarına, oturma ve yatma odası olan çifte kullanımlı ranzalara bakarken kimi zamanlar hapisliğin görünemeyeceği bir fotoğraf karelik yerler ararım. Ararken de hep aynı şeyi düşünürüm. Elimizde bir fotoğraf makinesi olsa ve her birimiz istediğimiz bir kareyi fotoğraflayıp sonra da hapisliğin hiç görünmediği fotoğrafları seçsek acaba kaçımız bunu gerçekleştirebiliriz? Sanırım böyle bir şey yapsak ne kadar incelikli düşünürsek düşünelim çok az karede hapisliği görünmez kılabiliriz. Mekânın hapishane olduğuna dair hiçbir izin olmadığı fotoğraflarda da mahpus gözlerimiz eminim hapisliği anlatan bir şeyler bulurdu. Çünkü bizim için bazı renkler bile hapishane ile özdeşleşmiştir. Mesela bir fotoğraf düşünün; sadece yüzeyinin bir köşesinin görüldüğü bir masada bir tabak, tabağın yanında da kaşık ve meyve bıçağı olsun. O eşyalar hapishaneye aitse biz mahpuslar benzer fotoğrafların içinde hapishaneye ait eşyaların olduğu fotoğrafı meyve bıçağından tanırız.

İşte bir meyve bıçağının hapishanede aldığı biçim pekâlâ hapishane içindeki hapishane olarak değerlendirilebilir.

Hapishane bir sistem olarak mekânsal düzlemdeki her ayrıntıda, içinde bulunan eşyalarda ve eşyaların yerleştiriliş tarzında kendini gösterir. Mekân her şeyin önündedir. Diğer tüm haller mekânla birlikte görülür onunla bağlantısı kurularak anlaşılır. Tek bir gözyaşı damlası bile parmaklıkları, kilitli kapıları aşamaz. Mahpusları gibi o mekân da kapalı kalır. Oysaki o tek bir gözyaşı damlasına yeryüzünün herhangi bir yerinde rastlayabileceğimiz için mekânın silikleşip kaybolması gerekmez mi? Gözyaşı, tebessüm, hüzün, neşe gibi zaman ve mekânla sınırlı olmayan halleri mesela bir filmde, bir edebi metinde yönetmen, yazar hangi mekânda gösterirse göstersin biz hayal dünyamızda onlara yeni mekânlar bulmaz mıyız? Ama bence hangi insani hâl olursa olsun izlediğimiz bir hapishane filmi ise bizler onu mekânı dışında bir yere taşırız. Çünkü bir kapatılma mekânı olarak hapishane her mekânda yaşanabilecek halleri bile izlediğimiz süre içinde kendi mekânına kilitler. Bu onun içindeki her şeye yansıttığı var oluş, kuruluş mantığıdır. Hapishane içindeki hapishaneleri çoğaltarak mahpuslar üzerindeki iktidarını süreklileştirir.

Kuruluşundan günümüze kadar hapishane mimarisiyle, eşyalarıyla, değişir gibi gözüken kurallarıyla hep iç içe geçen hapishanelerini çoğaltarak sitemini işletmiştir. 1800'lü yıllarda da 2000'li yıllarda da mahpusları hastaneye, mahkemeye bir başka hapishaneye götüren arabaları teknik yapısı ne olursa olsun hareket halindeki hapishanelerdir. Hangi harfle tiplenirse tiplensinler pencerelerinin rüzgârın serinliğini içeri taşıma dışında bir anlamı yoktur.

Kilitli kapılarla çevrelenen daracık mekânlarda sayılan sadece mahpuslar değildir. Kazaklar pantolonlar tişörtler de sayılıdır. Yani bir mahpus başka bir şehirdeki hiç tanımadığı bir mahpusun dolabındaki eşyaların sayısını bilebilir. Hapishaneye girişte mahpusun saçının, gözünün renginin kaydedilmesi ile yetinilmez daha sonra kendisine gelen giysilerin renkleri de kaydedilir. Yani her şeyinin bilinir ve bilinmek zorunda olacağı zorunluluğu tüm ayrıntılarda hissettirilir.

Kapatılmış olmanın, bakışlarının, adımlarının, hayatının sınırlanmış olmasının azabını ağırlaştıran sadece mekân, kurallar, hapishaneye göre biçim almış eşyalar değildir. Zaten son yıllarda genelgelerle standartlaştırılan, ayrıntılandırılan kurallar başka bir yazının konusu olabilir.

Ben hapishane sistemine ilişkin bu küçük dokunuşlardan sonra çok az tartıştığımız başka bir iç hapishaneye değinmek istiyorum. Çünkü içeride en zorlayıcı durumlardan biri de birçok durumda mahpuslar arası ilişkinin hapishaneye dönüşmesidir.

Mahpuslar arasındaki ilişkiler hapishane içinde hapishane olma boyutuyla çok sık tartıştığımız bir konu değil. Çoğu zaman hapishane ile ilgili sorunlar ele alındığında bu soruna yer verilmez. Birçok şeyde olduğu gibi baskı ve iktidar biçimlerine dönük eleştirilerimizde önceliklerimizi hiyerarşik bir sıralama belirlediği için bu konu ele alınsa bile ikinci bir hapishaneye dönüşen boyutları üzerinde yeterince durulmaz. Ya da insani ilişkilerde karakterlerden ve farklılıklardan kaynaklı benzer sorunlar her yerde yaşandığı için hapishaneye özgü yönler es geçilip genellemelerle izahata kavuşturulmaya çalışılır. Tabii bir de siyasi-adli ayrımının ele alınışındaki kimi yanılgılar vardır ki bir sistem olarak hapishaneyi ve birey üzerindeki etkilerini sorgulamayı hep eksik bırakmıştır. Siyasi bir davadan yargılanan mahpuslar olarak genelde ilişkiler düzleminde yaşadığımız sorunları kavramlaştırırken yalın halinden soyutlaştırdığımız için hapisliğin yarattığı yabancılaşmalar yetmezmiş gibi buna başka yabancılaşmalar eklemişizdir.

Bundan sonra belirteceklerim kadın mahpuslara dönük gözlemlerimi ve deneyimlerimi yansıtacaktır. Daha çok da ortaklaşan yönleriyle genel bir çerçeve çizmeye çalışacağımı özgün ayrımlara, bir yazının kapsamını aşacağı için giremeyeceğimi de belirtmek istiyorum.

Elbette bir mahpus için çoğu zaman ikinci bir hapishaneye dönüşen ilişkilerde; birbirini anlamama, kendi istem ve doğrularına göre daracık mekânlarda birbirine sınırlar çizmeye çalışma, ezilmemek için ezme refleksleriyle gerilim yaratma, bir başkası üzerinde tahakküm kurma, yaşam alanlarının gerginlik yaratan çakışmaları… Tüm bu sorunlar asla mekâna özgü değildir. Bu sorunlar sınıfsal, ulusal, cinsel kimlik ayrımı gözetmeden yaşanır. Nerede olursak olalım toplumsallaşma biçimimizin sakatlıkları ve hastalıklarıyla ilgilidir.

Ama bir mekâna kapatılmış bireylerin ilişkilerindeki sorunlar tahammülü zorlayan bir hâl alır. Çünkü çekip gitme özgürlüğün yoktur. Zorunlu evliliklerden bile daha zorlayıcı yanları vardır. Çünkü zorunlu evliliklerde bile eşlerin birbirini görmediği ara zamanlar varken mahpuslarda böyle ara zamanlar mevcut değildir. Hapis bireylerin öfkeleri bir kadın koğuşunda dışa taşıp birbirine yönelmediği en sessiz anlarda bile ortamda huzursuzluk olarak dolaşır. Her şey birbirini her an etkileme potansiyelindedir. Kapılar kapandıktan sonra hapishanede bulunuş nedenin ne olursa olsun aynı yazgının parçası olunur ama ortak mağduriyetler içinde başka mağduriyetlerin yaşanması da o zaman başlar. Kadın mahpusların arasında birbirinin yaşamına ayrıntılarda müdahale etme, hapis de olsa bir yerde ortak kalındığından toplamda öğrenilmiş alışkanlık ve rollerle eve çeki düzen verirken, birbirine de çeki düzen vermeye çalışma ilişkilerde gerilim noktalarıdır. Bir köy ya da mahallede merak, birbirleriyle tepki ve gözlemlerini paylaşma üzerinden gelişen ilişkilenme tarzını sekiz dokuz kişinin yaşadığı daracık mekanlara taşıma da gerilim noktalarını besler.

Kadın Mahpus Gerçeği

İlişkilerdeki zorlayıcı yönleri besleyen, çözümsüz bırakan Kadın mahpusların mağduriyet ve mahkûmiyetlerini ağırlaştıran hapishane içindeki koşulları da kısaca ifade etmem gerekir.

Kadın mahpuslar E Tipi ve eski tip cezaevlerinde idari bölüme yakın bir yerde kalırdı. F Tipi cezaevlerinin yaygınlaşması ile birlikte E Tipleri de oda sistemine dönüştürüldü. Bu nedenle eskiden tüm kadın mahpusların birlikte kaldığı ortak mutfak ve havalandırması olan koğuşlar da küçük odalara bölündü. Şimdi ortak mekânlarımız yok, ses geçiren duvarlarla ayrılmış yan yana sıralanan odalarda kalıyoruz. Duvarların ses geçiren yapısı önemli bir ayrıntıdır. Çünkü bu durum duvarlara ve kilitli kapılara rağmen birbiriyle alakalı bir durum yaratır.

Hapishanenin kadınlara ayrılan bölümünde bir ya da iki odada siyasi davadan yargılanmış kadınlar kalır, iki ya da üç odada adli davalardan yargılanmış kadınlar. Bir de kadın mahpusların hem hapisliklerinin nöbetini tutan hem de çoğu zaman bu hapisliğin dolaylı ortakları olan kadın memurların kaldığı bir oda bu bölümde bulunur. Bu üç ayrı kadın gurubu gündelik yaşamın kimi zamanlarında -revire çıkarken, karavana alırken, çöp dökerken vb- ayak üstü karşılaşır. Son zamanlarda yaygınlaşan kimi kurslar nedeniyle de ortak bir zamanı ve mekânı paylaşırlar. Birbirlerini daha yakından gözleme ve tanıma durumu olur.

Kadın mahpuslara ayrılan bölüm hapishane içinde bir kuytuluk uzaklık hissi verir. Ayrıca sayı kaç olursa olsun sığılmak zorunda olunan tek bölüm vardır. Kontenjan fazlası sayı olsa bile yere döşekler serilir ve burada kalınır. Erkek mahpusların dönemsel olarak yaşadığı bu sorun kadın mahpuslar için süreklileşen bir durumdur.

Örneğin erkek mahpusların kaldığı bir odada idareye yansıyan bir kavga olsa muhtemelen olay büyümesin, olası ağır sonuçlara yol açmasın diye muhataplar bir arada yaşamak zorunda bırakılmaz ve çözüm olarak farklı odalara alınır. Ama aynı sorun kadın mahpusların odasında olsa soruna geçici bir çözüm bile bulunamaz. Oda sayısı sınırlıdır. Bir arada kalınmak zorunda bırakılırlar. Kadın mahpuslar arası kavgalar idareler açısından belki de erkek mahpusların kavgasına göre ağır sonuç ihtimali düşük görüldüğünden kendi hallerine bırakılır. Zaten idareler mahpuslar arasındaki ilişkilerle sadece “cezaevi disiplini'' söz konusu olduğunda ilgilenir. Bunun dışında herhangi bir odada herhangi bir mahpusun diğerleri üzerinde kurduğu ruhsal fiziki baskının, tahakkümün kilitli kapının ötesine taşmadığı müddetçe bir önemi yoktur. Aksine hapishane disiplinlerini tamamlayan şeyler genel kabul görür.

Genel bir ifadeyle kadın için hapishane; ev hapsinin daha da daraltılmış, sınırlandırılmış, mekân değiştirmiş halidir denir. Bu bir gerçekliğe işaret eder ama gerçekliğin trajik yüzüne de sadece dokunur. Kadınların hapishaneye geliş hikâyeleri birbirinden farklı olsa da bilinçli ya da bilinçsiz ev hapsine ve benzer hapislere karşı bir isyanları vardır. Ama bu isyanın sonucunda da kendini bulduğu yer yeni bir ev hapsi olmuştur.

On yedisinde kendini bekleyen hapisliklere ve bu hapisliklerin anahtarını taşıyan devlete isyan edip hapishaneye kapatılmış bir genci düşünelim. Bir de elli yaşına kadar koca zulmü ve dayağına katlanmış ama artık bir noktada tahammül bardağı taştığı için kocasını öldürmüş bir kadını düşünelim. Birbirinden farklı bu iki hikâyede de benzer hazin bir yan yok mudur?

Peki hikayelerinde benzer acıtıcı yönleri taşıyan kadınlar ya da aynı yola bilinçli çıktıktan sonra hapishanede bir araya gelmiş kadınlar hayatın ve yazgının sadece kadınla paylaşıldığı ya da paylaşılamadığı hapishanede kilitli kapıların ardında dost olmayı ne kadar başarabilirler? Birbirilerinin acılarında kendilerini mi bulurlar yoksa başkalarının acılarından kendilerine teselli ve gurur mu yaratırlar? Aynı mekâna kapatılmış olan kadınların ilişkilerini belirleyen dayanışma ruhu mudur yoksa her ayrıntıya sinen hapishane sistemi bu ilişkilerde yeniden ve farklı biçimde mi üretilir? Mekânın kaybolup parçalandığı anlar paylaşım anları mıdır yoksa birbirinin hapishanesi olunan zamanlar var mıdır? Elbette bunların tümü iç içedir. Farklı zaman ve farklı kişilerle birbirine tezat ama iç içe geçmiş bu yönler birlikte yaşar.

Her yerde olduğu gibi birey hayat deneyimlerini ilişkilerinden kazanır. Hapishanede farklı geçmiş ve hikâyelere sahip kadınlar birbirini yargılamamayı da öğrenir her koşulda her şeye ve herkese hayır demeye şartlanmayı da. Bir yandan dışarıda akıp giden hayata karşı kayıtsız kalmayı, mahpusluğuna katlanabilmek için aldırmazlığı, öğrenir. Ama öte yandan duygu ve düşünce dünyasına yüzlerce çok küçük ayrıntılar yön verir.

Bir bardağın konduğu yer, bir pencerenin açılma saati, uyuyanı uykusundan uyandıran ses, az yapılan temizlik, abartılı titizlik, esirgenen ilgi, paylaşılamayan sıkıntılar yani gündelik yaşamın bin bir haline karşı aynı aldırmazlıkla yaklaşılamaz. Çünkü hayat hapishanede küçücük bir mekâna sığmıştır. Zorunluluktan dolayı yatılacak yıllara “boş ver” dense de incitici bir söz karşısında “boş ver” demek çok zordur. Bazen duvarların ezemediği tahammül gücü an gelir bir bakışın altında ezilir un ufak olur. Hapishanede kendini hep yalnız hissedersin, yalnızlığına dalar onunla yaşamayı öğrenirsin ama bir yönüyle de yalnızlık özgürlük gibi imkânsızdır. Çünkü bir arada kalınan küçücük odalarda (sekiz, dokuz, on kişi) herkes birbirinin sürekli bakış ve etki alanındadır. Hüznü de, keyfi de, can sıkıntısını da istesen de kendinle sınırlı tutamazsın bir şekilde taşıverir. Daracık merdivenlerden aşağı inerken sadece bedenler çarpışmaz bazen birinin kahkahası diğerinin öfkesine çarpıp bir saniyede kayboluverir.

Biliyorum insani hallerimizden bahsediyorum. Bunların hapisliğe kadın mahpuslara özgü olmadığı söylenecektir; doğrudur. Ama bu haller her yerde olsa da hapishanede kilitlidir. Ne midir kilitli oluşun anlamı, çarenin de çaresizliğin de mahpus gibi kapatılmış olmasıdır. Her yerdekinden daha fazla ruhun duygunun baskı altında olmasıdır. Başta da söyledim çünkü çekip gidebilme özgürlüğün yoktur.

Mesela ranzada oturur kitap okursun, bir zamanın önüne çıkardığı uzak bir diyara firar etmişsindir hatta kulağın da tıkalıdır. Sevdiğin bir şarkıyı da dinliyorsundur, aniden yan odadan bir ses yükselir. Mahpusun biri diğer mahpuslara bağırıp duruyordur, bir şekilde gücünü kabul ettirmiştir ve sınırlandırılmış hayatlara yeni sınırlar çiziyordur. Mesela kızını öldürmüş bir ananın gündüz sayıklamalarına dönüşen ağlayışlarına son vermesini istiyordur ya da anasının mahkûmiyetine ortak olan küçük bir çocuğa kimleri sevip sevmeyeceğini öğretiyordur. İşte o zaman romanını kapatıp bu tuhaf baskı biçimine bir mekân ararsın, çareye ve hayatın imkânlarına inanmak istediğinden bu acizlik hali kapatılmış mekânlardan ayrı olamaz dersin. Yani başka bir yerde olsa çekip gidebilme hakkının varlığını bildiğinden ona tutunursun.

Sonra aşkına rağmen kocasını öldürebilen bir genç kadının ürkekliği gelir gözünün önüne. Geçmişi ne olursa olsun bir cinayet sonrası bile yitmeyen masumluğun hapishanede, kapalı bir mekânda bir arada yaşamayı öğrenirken adım adım yiteceğini düşünüp üzülürsün. Bazı Türk filmlerinde hapishaneye özgü kurallar karikatürize edilmiştir. O tarzda değildir elbet ama dışarıda hayat tecrübesi ne olursa olsun içeride her şey yeniden öğrenilir. Önceden öğrenilenlerde ürkek acemilik dönemi geride bırakıldıktan sonra bu farklı dünyada kullanılabilir.

Hapishanede güçlü dostluklar da yaratılır. Her şeye rağmen sevgiyle özveriyle birbirine tutunulur. Ama dostluklar bile hapishaneden izler taşır. Çünkü hapislik; hayata kurgusal tanımlar bulmanın sarhoşluğunda değilsek net bir tanıma sahiptir; hapislik hayatın kıyısında olma halidir. Ve hayatın kıyısında olduğun için dostluklar bile uzaklıklara, mesafelere yabancılaşmalara kilitlidir.

 

 
Mektup Bekleyenler
Dergiyi Edinmek
Bağlantılar
İletişim
Ortak Kitaplar
Basında Kitaplar
Kitap Çıkaranlar
Mahsus Mahal Türküsü
Bize Yazın
 
Google
 

eXTReMe Tracker