![]() |
|||||||||||||||
|
Sevgi Abla - Sevgi abla! Sevgi abla! Taksiye bineceği sırada çağıran bu sese dönmüştü ki, İsmet yanında bitiverdi. - Abla nasılsın? Nereye gidiyorsun? - Biraz işim var canım. Sen ne yapıyorsun bu saatte dışarıda? - Hiç dolaşıyorum abla. Ali abi nerede? - Canım sen niye eve gitmiyorsun? Bak geç olmuş. - Ben de şimdi gidecektim abla, iyi geceler.
Atilla'nın Sevgi ve Ali'yi, İsmet'e tanıştırmasının üzerinden 3-4 hafta geçmişti. “Bunlar nişanlı, bir müddet burada kalacaklar, bir yanlışını görmeyeyim bak” demişti. Sonra Ali ile dışarı çıkmış, Sevgi ile İsmet yalnız kalmışlardı. Sevgi “Yalovalıyım” demişti kalın sesiyle. Uzanıp bir sigara yakarken “Ali'yi seviyorum, bizimkiler karşı çıkınca kaçtım. Ali'nin annesinin Nişantaşı'ndaki oteline geldik. O da karşı çıktı evliliğimize. Biz vazgeçmeyince bizi otelden attı.” Yaşı 25-30 arası gösteren bu kadının aşkı için yaptığına içten bir saygı duyan İsmet, saygısını tebessüm ederek gösterdi. Biraz kilolu ve kendisinden 5-6 yaş büyük gösteren aşkı uğruna annesinin otelini bırakıp bu köhne yere katlanan Ali abisine de saygı duydu. “Meğer aşk ne asil, ne onurlu, ne güzel şeymiş. Hele kötü kumarbaz bildiği Atilla abisine ne demeli? Tek odasını açmadı mı bu aşıklara? Meğer ne kötü düşünmüşüm ben. Allah beni kahretsin. Allah Atilla abiden de razı olsun. Beni de buraya alan, salonunda kalmama izin veren kim? Atilla abi. Demek ki çok iyi bir insan. - Abla bir mesleğin var mı? Ali abi ne iş yapıyor? - Bakalım hele canım, Atilla ile iş bulmaya gittiler. - Bu gece vaktinde açık bir yer yok ki abla, nerede iş bulacaklar? - Onlar bulurlar canım sen takma. - Atilla abi çok iyi bir insan. - Öyledir o öyledir. Sen nerede yatıyorsun? Burada mı? - Yok abla salonda yatıyorum. - Salonun ışığı yoktu hani? - Bir şey olmaz abla, ben sadece yatıyorum orada. Camları da yok. - Ailen seni bu yaşta nasıl bıraktı gurbete? - Ben kaçtım abla haberleri olmadı. - Benim gibisin yani sende. Bir yerde çalışıyor musun peki? - Kebapçı vardı ya abla, önünden geçtik hani, orada komilik yapıyorum.
***
- İsmet! Yukarıda mısın? Kimse var mı? - Buradayım abla, geliyorum. Karanlık, tırabzansız merdivenlerden üçüncü kata yalnız çıkmaya korkan Sevgi, ne zaman seslense İsmet paldır küldür iner, elini tutmadan Sevgi'yi çakmak ışığında yukarı çıkarırdı. Kaçtır böyle işe yarıyordu kaderdaş gördüğü bu cesur aşık ablası için ne zamandır akşamları eve erken gelir, hangar gibi salonda yatağına büzülür, Sevgi ablasının seslenmesini beklerdi. Hem Sevgi ablasına böyle zor döneminde yardım edince mutlaka Atilla duyacak, bu salonda devamlı kalmasına izin verecekti. Çok sevdiği bu ablasına iyilik yapabiliyor olmaktan o kadar mutlu oluyordu ki; bir keresinde, gece yarısından sonra Sevgi dışardan aç gelmiş, İsmet'i uyuduğu halde özürle uyandırmıştı. İsmet buna sevinmiş, Beyoğlu'nun tehlikeli sokaklarına dalarak yiyecek bir şeyler bulmaya koyulmuştu. Bir saat kadar sonra geri gelebilmiş, gecenin bu vaktinde Sevgi ablası nereden geliyor ki, bir şey ye memiş olsun, anlayamamıştı. - Kusura bakma canım, seni de uykundan ettik. - Yok abla, önemli değil. Ancak Etap Oteli'nin orada açık yer bulabildim. - Kendine niye almadın canım, kendine de al demiştim. - Abla para yetmedi çok pahalıydı. - Büyük otelin yanı olduğu için çok pahalıydı. Bütün paraya bir yarım ekmek döner aldığıma inanamıyordu İsmet. Fiyatı öğrenince almamıştı, sevgi ablası ne derdi bilmiyordu. Dönüp sormaya niyetlenmiş, az kalmış döneri, uzun yolu düşününce ya ben almadan biterse Sevgi abla kızar korkusuyla yaptırdığı dönerin fişini de almış, Sevgi ablası yanlış anlamasın istemişti. - Buda fişi abla. - Si… tir et, at gitsin. Kaçtır böyle küfürlü konuşmasına şahit oluyordu Sevgi'nin. Bunu yaşadığı zorluklara bağlıyordu. Bazı geceler kimin gelip, kimin gelmediği belli değildi. Ali'nin, geceleri çalışması, İsmet için aşka vefa idi ve bu yüzden de Ali abisini daha fazla sayar olmuştu. Sevgi'nin bazı geceler çalışmasına üzülse de, bu azimle yakında düze çıkacaklarına inanıyor, buna içten seviniyor, inşallah diyordu. Ali ve Sevgi'nin, Atilla'nın odasında uyudukları bir gece “ah”, “oh” sesleri yükseldi. Ali Sevgi'yi mi dövüyordu? Yoksa başka bir şey miydi? Sevgi ablası için biraz kaygılandı, sessizce kapılarına yöneldi. Yerler eski ahşap olduğu için pek sesiz olamadı. Sevgi'nin çocuk uyanık galiba diyen sesinden bunun bir dayak olayı olmadığını anlayınca, hızla yatağına dönüp büzüldü. Kısa bir sessizlikten sonra tekrar aynı sesler başlayınca, kalın yorganına sokulup uyudu. Başka bir gün henüz uyumamışken topal yürüyüşünden tanıdığı Atilla'nın odaya girmesinden sonra “ah”, “oh” benzeri sesler duymuştu. Ne bu fedakar kadının ne de onlar için bunca çırpınan Atilla'nın ayıp bir şey yapacağına ihtimal vermiyordu. Duyduğu garip seslere mantıklı bir cevap aramış, bulamayınca en iyisi unutmak demiş, öyle de yapmıştı. Dün Sevgi ablasını alıp yukarı çıkarlarken, üst katta oturan gurbetçiler yine hep bir ağızdan “Aynı çatı altında/ Aşkımız bir yalanmış/…” şarkısını söylüyorlardı. Onların bu durumuna kendisi de güldü. Sevgi bu duruma iyice öfkelendi, sonra durumu Atilla' ya anlattı. Atilla'da çıkıp karanlık merdiven boşluğunda bağırdı, küfürler etti, aynı çatı altında kaldığımız bir kadına laf atmaya utanmıyor musunuz? Şerefsizler dedi. İsmet bununla gurur duydu, bir cevap bulamadığı o geceki seslerin, mutlaka başka bir şey olduğuna ikna oldu. Kendisi gibi doğulu olan üst kattakiler namına Sevgi ablasına karşı mahcup oldu. “İnşallah rahat edeceğiniz, böyle namussuzların olmadığı bir yere taşınırsınız abla” dedi. Gece yattığında bu meseleyi uzun uzun düşündü, yazık bu gariban kadına dedi. Sevgi ablası gelirken üsttekilerin söylediği türküyü hep gülerek karşıladığı için utandı. Maksatlarını anlamadığı için kendine kızdı, aptalım dedi. Acaba maaşımı teklif etsem nasıl olur? Belki bu; aynı evi paylaştığı kadının namusuna edilen lafların utancını silebilirdi! Ama Sevgi ablasının bunu kabul etmeyeceğini düşünerek vaz geçti. Ertesi gün çalıştığı kebapçıya Sevgi ve Ali geldiklerinde koşup kapıda saygıyla karşıladı, yer gösterdi. O esnada patronu, çalışan arkadaşlarından biri olan Ömer'e seslendi, müşterilerle ilgilenmesini istedi. Patronun bu çıkışına anlam veremedi ve onu mutfağa gönderdi. İsmet'in en iyi arkadaşı olan ‘İstanbul fırlaması' dedikleri Ömer, ara sıra mutfağa geçip laf atstada, İsmet bir şey anlamadı. “Kızın ismi neydi lan?” Sevgi abla, diğeri de Ali abi, nişanlısı” deyince mutfakta bir kıkırdama oldu. “İyi yere dükkan açmışsın. İyi işler sana. Şanslısın oğlum, bedava işte. Nişanlı ha, kız sana bir şey vermiyor mu lan?” Tekrar gülüşmeler arasında, “Ne verecek bana? Hiçbir şeyleri yok ki!” “Daha ne olsun oğlum. Nesi yok ki? Baksana fazlası var.” Mutfaktakiler servis yerinden sırayla uzanıp baktılar, geri çekilen “var var, çok şeyi var, Ömer haklı” dedi. En son ustaları baktı, aynı lafları O' da edince İsmet merakla fazlalıkları anlamak için uzattı kafasını ama bir şey göremedi. “Ne fazlası var usta, ben bir şey göremiyorum deyince” mutfakta müşterileri rahatsız edecek bir kahkaha koptu. “Sen bakmasını bilmiyorsun oğlum, ondandır. Dur ben yakından şu Sevgi ablana bakayım.” Birkaç gün sonra akşamın geç saatlerinde İstiklal caddesinde gezerlerken Ömer, İsmet'i dürttü, bak nişanlı Sevgi ablan gece temizliğine gidiyor. Daha önce de Sevgi'yi bu kulübün yakınlarında taksiye binerken gören İsmet, safça “Sevgi abla temizlik işi mi yapıyor” diye sordu Ömer'e. “Bu saatte ne temizliği yapılır salak” “O zaman nereye gidiyor bu saatte, ne yapıyor ki?” “Oğlum sen anlamıyor musun gerçekten?” Tuhaf tuhaf Ömer'e bakarak neyi anlamıyor muyum?” diye sordu. “Anlasana oğlum Sevgi o işi yapıyor. Ali de onun …” Utançtan kıpkırmızı olduğu halde, caddenin ortasında kala kaldı İsmet. Kaç gün sonra işte olduğu bir vakitte Sevgi ve Ali taşındılar. İsmet öyle olduklarına hiç inanmadı, inanmak istemedi.
|
||||||||||||||