İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal... İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal...

 

 

 
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Sayılarımız
Öyküler
Şiirler
Denemeler
Karikatürler

Muzaffer Tansu

Öylesine Bir Gün

Saat sekiz. Güneş küsmüş. Aydınlatmıyor akşamdan kalanların sabahını. Oda loş, izbe... Perdeler kapalı, kapılar kilitli... İçki şişeleri dağılmış odanın her yanına ve küller savrulmuş dört tarafa. Kültablası silme dolu. Sigarası mı bitmiş? Yoksa kültablası mı yetmemiş belirsiz. Dördüncü uzatma bölümü bitiyor. Biraz bıkmış, biraz sinirli çalıyor saat. Belki küfrediyor kendi dilince...

Uyanmak değil zor olan; Uyandığını anlamak, hayat ile yüzleşmek ve kabullenmek. “Tamam” dedi kendi kendine. Bugün... Bugün her şey bitiyor.

Neslihan geldi aklına biraz geç kalmıştı bu sabah hatırlamakta. Ne düşünüyordu ki beş dakikadır! Bir yıl önce başlamıştı her şey. Sahildeki çay bahçesinde o konuşma yapılmasaydı, bugünde öylesine bir gün olacaktı her ikisi için.

Aynı mekan, aynı masa, aynı bekleyen adam ve bu işten delicesine zevk alan kadın gelmişti nihayet! Neslihan’dan, böyle bir şey beklemek, delilikti! Yerine oturur oturmaz, her zamanki otoriter sesiyle konuşmaya başlamıştı.

- Sol elini uzat!

Mustafa şaşırmış, korku ve tereddüt ile sevdiği kadının yüzüne bakmıştı. Genç kadının yüzündeki ifade, soru sormasını engelleyecek nitelikteydi. Daha fazla beklemeden elini uzattı. Bu uzatışta, yaramazlık yapmış küçük bir çocuğun cezalandırılmaktan korkmuş hali vardı.
Neslihan, çantasındaki küçük kutunun içerisinden çıkarttığı yüzüklerden ilkini Mustafa’nın havada bekleyen sol elinin yüzük parmağına, ikincisini de parmağına takmıştı.

- Bunlar nişan yüzüklerimiz. Seneye bugün evleneceğiz..

Genç adam, ilk gençlik yıllarından bu yana sevdiği insana nasıl evlenme teklifinde bulunacağını düşünmüştü. Bu özel teklifi, karşısındaki özel insana, özel bir yerde ve çok özel bir şekilde yapmak istiyordu.

Oysa şimdi, karşısındaki insana Birkaç kelime ile bu teklifi yapmış, tüm hevesini alıp götürmüştü.

Teklif bile denilemezdi buna. Yanıt beklenmeden yüzükler takılmış, nikah tarihi belirlenmişti. Daha esas sürprizi duymamıştı genç adam. Evlerinin dekorasyonu yapılmış, ilk iki çocuklarının ismi hazırlanmıştı. Üçüncü çocuğun isim hakkını kendisine bıraktığını düşünse de yanıldığını anlayacaktı. İki çocuk yeterdi.

Saat dört...

Neslihan ve yanındakiler için günlerdir süren koşuşturma artık son saatlerine gelmişti kuaför salonunda.

Her zamanki sert ve otoriter tavırlarına stres ve telaşta eklenince, çevresindekiler için iyice tehlikeli ve çekilmez olmuştu genç kadın.

Annesi bile daha fazla tahammül edememiş, davetlileri nikah salonunda karşılamak bahanesiyle, saatler öncesinden gelini arkadaşları ile baş başa bırakmıştı. Sadece iki kız ve bir erkek arkadaşı kalmıştı yanında. Onlarda bir an önce kurtulmak istiyorlardı Neslihan kâbusundan.

Babası oldum olası karşıydı bu evliliğe. Bu ısrarın, bu acelenin nedenini bir türlü anlayamıyor, ama bir şeyde diyemiyordu. Ne söylese, dinlemeyecekti kızı. Tepkiye, tepkiyle karşılık vermekte, en büyük özelliklerinden biriydi Neslihan’ın. Bu evlilik için “erken” diyenlere verecek olumlu bir cevabı olamazdı. Niçin erken olsun ki? Nikah tarihini bile bir yıl öncesinden belirlememişler miydi?

Artık daha sık bakıyordu saatine ve aklına Mustafa geliyordu. Aramayı düşündü bir an, sonra vazgeçti.

Mustafa’nın içindeki sıkıntıda saatler ilerledikçe artıyordu. Bir an önce bu gecenin sona ermesini istiyor ama gecenin çok uzun olacağını da biliyordu. Birazdan Kemal gelecekti.

Bu hikayeyi en iyi bilen ve en derinden yaşayan üçüncü kişiydi Kemal. Lise yıllarında tanımıştı Mustafa’yı. Dostluk nedir diye sorsalar, hiç düşünmeden “Mustafa” derdi. Neslihan ile tanışması da onun sayesinde olmuştu. Kemal’de, bir çok insan gibi ilk tanışmada genç kadının etki alanına girmiş, ve onunla asla tartışmaması ve kararlarını harfiyen uygulaması gerektiğini anlamıştı. Ellerindeki tırnak izleri de, şüphesiz bunun bir kanıtıydı!.

Tam Mustafa’yı almak üzere yola çıkacakken, Neslihan’dan gelen telefon ile yönünü kuaför salonuna çevirmişti. Öncelik her zamanki gibi genç kadında olacaktı.

Kemal’in yanında olması güç vermişti genç kadına. “Evet” diyordu kendi kendisine. Doğru olanı yapıyorum ben. Her zamanki gibi doğru olanı...

Arabayı sokağın başında gören Mustafa, arkadaşının yukarıya çıkmasını beklemeden, hızla adımlar ile merdivenlerden indi.

Kemal’in bir şeyler söylemek istediğini anladı ama bu fırsatı vermedi arkadaşına.

- Hadi oğlum! Bir an önce gidelim...
Arabayı otoparka bırakıp, kapıya doğru yöneldiklerinde; Kemal, göz ucuyla arkadaşını kontrol etmeye çalışıyordu. Her şey normal gözüküyordu şimdilik.

Girişte bekleyen bir kaç kişi, yapmacık bir gülümseme ile karşılamıştı onları. İçerisi henüz fazla kalabalık değildi. Ağır adımlar ile masalarına doğru ilerlerken, tüm gözlerin kendisi üzerine odaklandığını düşünüyordu Mustafa. Sessizce oturdular. Nikah salonunda tüm gözler gelin ve damat üzerindeydi. tüm davetliler, ikisinin ağzından çıkacak evet kelimesine kilitlenmişti.
Neslihan, bir yıl önce verdiği kararı, iki ay önce tanıştığı genç adamın yüzüne bakarak söylüyor ve aynı yanıtı alıyordu.

- Evet...

Masada adisyon fişine takılmıştı Mustafa’nın gözleri.

Kemal, elini arkadaşının elinin üzerine koydu. Teselliye gerek yoktu.

- Olmak istediğin yerdesin dostum. Dostlar meyhanesinde...

Gözyaşlarına daha fazla söz geçiremedi genç adam.

- Neden Kemal? Neden bugünü seçti?

 

 
Mektup Bekleyenler
Dergiyi Edinmek
Bağlantılar
İletişim
Ortak Kitaplar
Basında Kitaplar
Kitap Çıkaranlar
Mahsus Mahal Türküsü
Bize Yazın
 
Google