![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Yanmak ya da yanmamak arasında kararsız kalan küçük piknik tüpünü; kendisine özgü yöntemlerle zorlamak suretiyle, çay suyunu kaynatmaya çalışıyordu. Deniz de az önce uyanmıştı ve boş bırakmaya gelmiyordu bu sıkıntılı günlerde… - Yüzünü yıkadın mı oğlum? - Yıkadım. - Hırkanı giydin mi üzerine? - Off ! giydim anne!... Oturma odasındaki pencerenin, mutfaktan görünmeyeceğini biliyordu ama, istemsizce yüzünü o yöne çevirmişti. - Pencereden mi bakıyorsun sen yine? Pencereden bakıyordu yine… Her akşam, aynı yerde, sokağın başında görünmesini beklerdi babasının. Sabahları da bekliyordu artık. Beklentisinin gerçekleşeceği saatleri, günleri bilmeden. Bomboştu sokaklar. Ne yürüyüş yapan ağabeyler kalmıştı, ne de ellerindeki boyalar ve fırçalar ile duvarlara yazı yazanlar. Sessizlik… Ölüm sessizliği… Kahvaltı için mutfağa yönelirken, son bir kez daha baktı pencereden… - Günaydın küçük yaramaz!.. Zoraki bir gülümseme belirmişti Derya'nın yüzünde. - Babam ne zaman gelecek? - Bugün yarın gelir. - Hep öyle diyorsun ama gelmiyor işte! - Canım sen de her dakika aynı şeyi soruyorsun! Gecenin bir vakti kapılarının çalınıp, askerlerin evlerine girmesini ve babasının da onlar ile birlikte çıkıp gitmesini makul karşılayacak yaşta değildi. - Babamı neden götürdüler anne? - Sokakta bağıran ağabeyler vardı ya hani! İşte onlara ders vermesi için götürdüler! - Babam o ağabeylerin yanında mı şimdi? - Evet. Nihayet doğru bir şeyler söyleyebilmişti oğluna. - Babamın kitaplarını da onun için mi aldı askerler! - Tabii ki! Öğretmen olmak kolay mı? O kitaplar ile ders verecek, onlar da bir daha sokakta bağırmayacak. - Peki para kazanacak mı babam? - Kazanmaz mı hiç! - O zaman televizyonda alırız di mi? - Alırız tabii, neden almayalım! Hemen de inanmıştı çocuk aklıyla. İnanmak istiyordu. - Ben pencereden bakayım da, çabuk gelsin babam! Okumakta bile zorlandığı, yabancı şehirlerin isimlerinin üzerinde bulunduğu radyolarına da, bir haller olmuştu bugünlerde. Arkası yarınlar ve en sevdiği masal bölümleri, yerini uzun, sıkıcı ve kendisine anlamsız gelen sözcüklere bırakmıştı. İşte bunlardan biri daha… - Anne darbe yapmak ne demek? Derya bir hışımla radyoyu kapatırken, oğluna uygun bir cevap verme telaşındaydı. - Darbe yapmak; bir şeye vurmak, kırmak, incitmek demektir. - “Daha iyi yarınlar” ne demektir anne? - Yarının, bugünden daha iyi olması demektir. Mesela sen; geçen yıl olduğu gibi, siyah önlüğünü giyip, beslenme çantanda sevdiğin yiyecekler ile okuluna gidersen, döndüğünde babanı evde bulursan, bu senin için iyi bir yarın demektir… Sekiz yıllık yaşam tecrübesi bile, iki cümle arasındaki tezatlığı anlamasına yetmişti. - Ama anne! Radyodaki ses, daha iyi yarınlar için darbe yapıldığını söylüyor!.. İyi bir şeyler vermek için vurmak, kırmak, incitmek mi gerekiyor? Polyana'nın öyküsünü anlatmış, bitirmişti genç kadın. Sırada ütopya vardı. - Sen bunları düşünme yavrum. Sen ve yaşıtların çok güzel bir dönemde, iki binli yıllarda yaşayacaksınız. O zaman ne fakirlik olacak, ne de işsizlik! İsteyen, istediği gibi düşünecek, yaşayacak! Kavga değil, eğitim yeri olacak okullar. Özgürce dolaşacak insanlar sokaklarda! Askerler ne ölecek, ne de öldürecek! Ve hiçbir çocuğun babasız büyümesine izin verilmeyecek. Sen… İki binli yıllarda yetişeceksin yavrum!• Yakın ve Uzak çok yakınımda deniz çam ağaçları uzaklarda sesin dudî bir kuş sesi hissetmek duymak kör ve felçli bir yaşam |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||