İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal... İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal...

 

 

 
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Sayılarımız
Öyküler
Şiirler
Denemeler
Karikatürler

Mehmet Göcekli

Barışa Bir Şans Verin!

26 Kasım Cuma günü İstanbul’da benim de aktivistlerinden olduğum Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu (BAK) tarafından “Barışa Bir Şans Verin” adlı toplantı yapıldı. Oral Çalışlar, Yasemin Çongar ve Hasan Cemal’in konuşmacı olduğu toplantı, yükselen savaş çığırtkanlıklarına ve şovenist rüzgarlara karşı verimli konuşmaları ve yüksek katılımıyla dikkat çekiciydi. Panelistlerin ardından kürsüye gelen Ahmet Ümit, Berat Günçıkan, Ercan Karakaş, Erdoğan Aydın, Ertuğrul Kürkçü, Gencay Gürsoy, Hakan Tahmaz, Julide Kural, Leyla İpekçi, Mehmet Ali Alabora, Murat Çelikkan, Orhan Alkaya, Seydi Fırat, Şenol Karakaş, Yıldız Ramazanoğlu, Zeynep Tanbay’ın da aralarında yer aldığı sanatçı, aydın, yazar, gazeteci ve aktivistlerin kimi politik tahlil, kimi ilginç birkaç anekdot, kimi yaşanmış bir öykü, kimi bir şiirle “BARIŞA BİR ŞANS VERİN” dedi.
            Hasan Cemal, kendisine yönelttiğim bir soru üzerinden toplantıyı gazetedeki köşesine şöyle taşıdı:

            “...Kısaca dedim ki:
            Hem Güneydoğu'da hem Ankara'da değişen bir şeyler var. Sanki bir barış kapısı aralanıyor. Ankara-Washington-Kuzey Irak üçgeninde bir şeyler pişiyor gibi. Öylesine bir süreç uç verdi ki, eğer gereken dikkat gösterilir ve siyasal kararlılık devam ettirilirse, anaların artık ağlamayacağı, şehit cenazeleriyle taziye çadırlarının son bulacağı, PKK'nın da silah bırakıp dağdan ineceği günler gelebilir.
            Genç bir adam söz aldı.
            Sesinde alaycı titreşimler:
            "Hasan Cemal Bey" diye konuştu, "Başbakan Erdoğan'ı gördüğünüzde sorun bakalım ona. Bu aralar PKK'nın silah bırakmasından çok söz ediyor. Silahların hangi adrese bırakılacağını
da söyleyiversin bari."
            Tekrarladım ben de:
            "Silahlı mücadele, siyaset aracı olarak terör ve şiddet çıkmaz sokaktır. Geçmişin acıları elbette unutulmaz. Ama geçmişin tutsağı olarak da güzel bir gelecek kurulamaz. Bu gerçek iki taraf için de geçerlidir. Biliyorum, iki tarafta da barış ve demokrasiyi sevmeyenler var. İyimserliğin uç verdiği bugünkü ortamı bir bombayla bir anda berhava etmek isteyebilirler. Buna karşı hem hükümetin, hem barıştan yana sivil toplumun dikkatli olması gerekir."


Hasan Cemal, toplantı sırasında kendisine sorduğum soruya karşı “neden ateşkesi devam ettirmediler?” anlamında bir soruyla karşılık verdi. Toplantıdan erken ayrıldığından kendisinden sonra söz alanların kendisinin sorusuna yanıt olabilecek düşüncelerini dinleyemedi. Ben de bana sorduğu soruya cevap niyetine, aşağıya kısaltarak aldığım mektubu yazdım:

            “Merhaba,
            Küresel BAK’ın toplantısında sizden “PKK silahları nereye ve nasıl bıraksın?” diye Başbakan’a sormanızı isteyen bendim. Sesimde bir alaycılık hissetmişseniz bu size değil Sayın Başbakan’a karşıdır. Çünkü, gerçek anlamda barışı tesis etmenin en önemli adımının bu soruya doğru ve doyurucu bir yanıt verilmesine bağlı olduğunu düşünüyorum, ama Sayın Başbakan bugün söylediğini ertesi gün tersine çeviren bir üslupta ısrar ediyor, söylediklerinin gereğini yerine getirmiyor. Belki de hiçbir sorunu çözmemesine rağmen çözebilme ihtimali yaratması nedeniyle bu kadar farklı kesimin desteğini alabiliyor hâlâ.
            Sizin bana verdiğiniz cevaptaki sorunuza yanıt verebilmeyi isterdim. Biraz buna değineceğim şimdi. O bahsettiğimiz tek taraflı ateşkes döneminde devletin operasyonları neticesinde 500’e yakın Kürt (PKK’li, köylü, DTP’li, vb.) öldürüldü. Ve sorunun çözümü doğrultusunda hiçbir adım atılmadı. Ama onların ölülerinin bir değeri yok tabii medya açısından. Bizim ölülerimizin annesi var, arkasından ağlayanı, ağıt yakanı var, onların yok. Onlar yüzlerle, binlerle ölebilir, köyleri yakılabilir, işkenceye, tecavüze uğrayabilirler, ama hak, hukuk, eşitlik ve adalet istememelidirler. Onların barışa bir şans vermek için silahları susturduğu bir dönemde, biz Türkiye solcuları bile yine hiçbir şey yapmadık ve silahlar, bombalar patlamaya başlayınca yine onları suçladık: “Bu yaptığınız barış ikliminin oluşmasını engelliyor” diyerek. Peki Nasrettin Hoca’ya selam ederek “Hırsız’ın hiç mi suçu yok?” sorusunu sormamız gerekmiyor muydu bu noktada? Binlerce insan aklını kaçırmış da mı dağa çıkmıştı? 30 yıldır dağda olan insanlara oradan inişin koşulları, yolları gösterilmeden nasıl barış düşü kurabilirdik? Madem yapılan yanlışlar itiraf edilmeye başlandı emekli paşalar tarafından, neden hâlâ bu sorunun çözümü yönünde “doğru” adımlar atılmıyor. Neden silahlar sustuğunda değil de konuştuğunda bu konular gündeme geliyor?
            Siz iyimser olduğunuzu vb. söylüyor, yazıyorsunuz ama tüm iyi niyetinize rağmen yanıldığınızı düşünüyorum ben. Çünkü ortamda görece bir yumuşama, daha makul hareket etme gözleniyor ama özünde doğru bir politika geliştirilmiyor. Son yumuşamanın altından çıkan ise ABD eksenli bir “plan”. Bu plan Talabani ve Barzani’ nin, dolayısıyla Irak Kürdistanı’nın statüsünün ve meşruiyetinin kabul edilmesi karşılığında hep birlikte “ortak düşman PKK’nin tasfiye edilmesi”ni içeriyor. Bu çok tehlikeli ve yanlış bir politikadır. Savaş kiminle yapılıyorsa barış da onunla yapılır. Barış yapmak yerine hile yapmayı tercih edenler çözümsüzlüğü büyütmekten, daha çok insanın ölümüne yol açmaktan başka bir sonuç beklememeliler. Herkesi bu noktada uyarmalıyız. Kürt halkının biz beğenelim beğenmeyelim- büyük bedeller ödeyerek geliştirdiği bir mücadeleyi hiçe sayarak “çözüm” aramaya kalkmak ateşle oynamaktır.
            Çözüm mü? Çözüm benim Sayın Başbakan’a iletmeye çalıştığım sorunun cevabındadır. Yani dağdakilerin silahlarını bırakıp legal siyasal yaşama katılmaları için gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasındadır. Bu da siyasetin görevidir, askerlerin değil. Bunu yapacak cesaret, kararlılık ve bilince sahip siyasetçilere ihtiyacımız var bizim. Yapamayacaklarsa konuşmasınlar bari…
            Umarım barış yönündeki gayretlerimiz sonuç verir. Ben de iyimserim, ama ABD planlarının sonuçlarından değil, bu ülkede her şeye rağmen hâlâ var olan vicdan ve bilinç sahibi insanların direngenliklerinden, inatlarından, gayretlerinden kaynaklı iyimserim. Sizlerin, bizlerin, barış ve kardeşlik isteyenlerin çabalarından kaynaklı iyimserim…
            Sevgi ve selamlarımla…29.11.2007”

Barışa bir şans vermek için hep beraber elimizden geleni yapmaya devam edelim ki kardeşlik kazansın, yaşam kazansın...

 
Mektup Bekleyenler
Dergiyi Edinmek
Bağlantılar
İletişim
Ortak Kitaplar
Basında Kitaplar
Kitap Çıkaranlar
Mahsus Mahal Türküsü
Bize Yazın
 
Google