İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal... İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal...

 

 

 
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Sayılarımız
Öyküler
Şiirler
Denemeler
Karikatürler

Mehmet Göcekli

Hepimiz Yunus Balığıyız

Sahilde dolaşırken denize atılmış bir parça ekmek görürseniz izleyin onu bir süre. Ya da siz atın bir parça ve izlemeye koyulun başlayacak şenliği…

Ekmek zamanla suyu emip iyice yumuşayacak ve maişet derdinde dolanan balıklardan biri tarafından keşfedilecektir. Önce suyun yüzeyine yakın yüzen kupeslerin tırtıklamasıyla karşı-laşacak, ardından dipten zıpkın gibi yüzeye fırlayan bir sarpa tarafından ısırılacaktır. İlk kaşiflerin bu saldırıları sonrasında daha küçük parçalara bölü-necek ve etrafa yayılacaktır. Yaşamını idame ettirme güdüsüyle sularda volta atmakta olan onlarca balık bu bulanık ve hareketli bölgeye bir anda hücum edecek, ekmekten kalan bütün parçaları midelerine indirecektir...

Şehirlerin en kalabalık, en curcunalı yerlerini gözünüzün önüne getirin bir de. İzmir'in Kemeraltı'sını, Ankara' nın Sakarya'sını, İstanbul'un Eminönü'sünü…

İnsanların koşuşturmacalarını hatırlayın…

Seyyar satıcıları, dilencileri...

Alışverişe çıkanları, işe gidenleri…

Yaşamını idame ettirme güdüsüyle sularda dolanan balıklar gibi değil miyiz bizler de?

Günlük maişet derdi, toplumsal marifetimiz olmuş…

Günlerimiz maişet derdiyle geçtiğinden kitap okuyamıyoruz balıklar gibi. Sinemaya gidemiyoruz. Gezemiyoruz. Hiçbir şeye vakit bulamıyor, dolanıp duruyoruz bir ekmek parçasının hayaliyle.

Gittikçe zorlaşıyor ekmek bulmak. Her geçen gün ekmek ve kitap sahiplerinin sayısı azalıp, yoksunlarının sayısı artıyor. Varsıl azınlığın gösterişli, vıcık vıcık yaşamlarını ekranlarda izleyip yutkunmakla yetiniyoruz. Alternatifimiz yok çünkü. Ne yapabiliriz ki?

Eskiden “eşitlik, adalet, özgürlük” diyenler vardı, “solcu” denilen. Şimdilerde nesilleri tükenmeye yüz tuttu…

Solculuk bir hastalık gibi görüldüğünden baş etmek için yoğun mücadeleler verildi. Devletin derinliklerinden gelen darbeler, dar ağaçları, katliamlar, hapisler, sürgünler hep bunun içindi… Bunlar yetmedi hastalık yayılmasın diye ‘din' aşısı yapıldı topluma. Böylece hastalığa karşı bağışıklık sistemi gelişmiş bir toplum olduk.

Tedavisi mümkün olmayan kronik vakalar da yok değil…

Erkektirler kadın sorunları için, heteroseksüeldirler eşcinsel hakları için, kentte yaşarlar toprak, tohum ve suyu korumak için, çoğunlukturlar azınlıklar için sokağa çıkarlar. Tarihi eserler için, hayvanlar için, çevre için…

Yıllar geçer, yollar biter. Develer tellal olur, samanlıklar seyran. Ezilirler, horlanırlar, itilirler, kakılırlar, ama bir türlü uslanmazlar.

Bir türlü çoğalamazlar da. Hepi topu kırk kişidirler, birbirlerini ezbere bilirler. Kimisi kupes, kimisi istavrit, kimisi başka bir balık, dolanırlar sularda…

Kronik hastadırlar. “Solculuk hastası”...

“Başkalarının Derdini Kendine Dert Etme Hastalığı” yani.

Aman sakının. Uzak durun onlardan. Bulaşmasın sizlere, tedavisi zordur çünkü.

Öhhö!.. Öhhö!..

Benden söylemesi…

Bir de bir rivayet dolanıyor bu aralar sokaklarda. Derler ki, Karadenizli bir balıkçı “ağlarımızı yırtıyor” diye bir yunus balığını kurşunlamış. Bunun üzerine bütün deryaların hamsileri, sarpaları, kupesleri, istavritleri ve dahi tüm balıkları günlük maişet dertlerini bir kenara bırakıp İstanbul Boğazı'na akın etmişler, Yenikapı açıklarında “Hepimiz Yunus Balığıyız” diyerek dolanıyorlarmış.

 
Mektup Bekleyenler
Dergiyi Edinmek
Bağlantılar
İletişim
Ortak Kitaplar
Basında Kitaplar
Kitap Çıkaranlar
Mahsus Mahal Türküsü
Bize Yazın
 
Google
 

eXTReMe Tracker