![]() |
|||||||||||||||
|
"Amerikan Salatası" 25 Kasım 1946'da Sabahattin Ali ve Aziz Nesin yönetiminde haftalık bir mizah gazetesi yayına başlar. Adı “Markopaşa”dır. Sosyalist parti ve yayınların birkaç ayda kapatıldığı, aydınların sudan gerekçelerle tutuklandığı bir dönem yaşanmaktadır. Düzene muhalefet etmek cesaret ve yaratıcılık gerektirmektedir. Bu nedenle “Markopaşa” adı bile özenle seçilmiştir ve bir yergiyi içerir… Tam adı Marko Apostolidis olan Rum asıllı bu Osmanlı hekimi, 1861'de hekimbaşılığa, 1871'de Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane bakanlığına atanmış, 1878'de Heyet-i Ayan üyeliğine getirilmiş, Hilal-i Ahmer Cemiyeti'nin (Kızılay) kurulmasına katkıda bulunmuştur. Marko Paşa, çözemeyeceği sorunları bile sabırla dinlemesiyle ün yapmıştır. Bu nedenle “yakınmayı dinleyecek kimsenin olmaması” anlamında, “derdini Marko Paşa'ya anlat” diye bir deyime kaynak olmuştur… Markopaşa gazetesi CHP'nin baskıcı ve demokrasi karşıtı uygulamalarına, Türkiye-ABD ilişkilerine, karaborsaya, hayat pahalılığına, savaş sonrası zenginlerine karşı etkili bir çıkış sergiler. Tabii yazar ve çizerleri de sık sık tutuklanıp yargılanır. 60 bin gibi, o dönem için oldukça yüksek tirajlara ulaşır. İzlediği mücadeleci çizgi nedeniyle 11 sayı sonunda kapatılır. Ama bu kez, “Merhumpaşa” adıyla yeniden yayınlanır. Her kapatma, yeni bir yaratıcılık, inat ve kararlılık gösterisiyle sonuçlanmaktadır. Dergi yayınını, “Malumpaşa”, “YediSekiz Hasanpaşa”, “Bizim Paşa” adları altında sürdürür. Bu arada sağcılar tarafından da taklit ...Paşa dergileri çıkarılınca, okur Paşaları karıştırmaya başlar. Bu sefer Sabahattin Ali'nin ‘Ali'sinden esinlenip bir ara “Alibaba” çıkarılır. İlk sayısında: “Biz müsamahakar insanlarız. Paşayı elimizden alanların, bu sefer babayı da almalarına göz yumarız!”denerek. En son “Hür Marko Paşa” adıyla çıkan gazete 10 Temmuz 1950'de yayınına son verir... Markopaşa'yı çıkaranlardan Aziz Nesin, günlük yaşamındaki olayların düşündürücü ve güldürücü yanlarını ele alarak onlarca yazı ve kitap çıkarmıştır. Böylece o da “gerçek ama gülünecek” olaylarda kullanılan “Aziz Nesin'lik olaylar” deyimine kaynak olur. Yön dergisinin 1964'de yayınlanan 85. sayısında “Amerikan Salatası Nasıl Başladı” başlıklı yazısında bakın bu usta yazarımız, Aziz Nesinlik neler anlatıyor: “Türkiye'nin dış politikasında bir ‘Amerikan Salatası' dönemi vardır… 4 Aralık 1945'de CHP'nin el altından çabalarıyla, yardımlarıyla, kışkırtmasıyla Tan Gazetesi ve Basımevi, polislerin gözleri önünde ve onların korumaları altında, özendirmeleriyle yıktırıldı. 5 Aralık 1945 günü, İstanbul'daki bütün lokantaların yemek listelerinde bir değişiklik yapıldı. Bütün dünyanın “Rus Salatası” olarak bildiği, tanıdığı, yediği salatanın adı bizim lokanta ve meyhanelerin listesinden silindi ve yerine “Amerikan Salatası” yazıldı. Bu olayı ben mizah olsun diye abartarak yazmıyorum; bu, gerçekten böyleydi, böyle oldu. Hiç kimse ağzına, içinde “Rus” sözcüğü olduğu için artık “Rus Salatası” sözünü bile alamıyor, “Amerikan Salatası” diyordu. Bu, “komünizmle mücadele” adı altında bir budalalık dönemidir. Bu dönemi, Tan Basımevi'nin yıktırılmasının verdiği korku yaratmıştır.” Sözde “komünizmle mücadele” adı altında yapılan o Amerikan Salatası döneminden, yaşadığı, gördüğü, duyduğu gerçek olayları anlatmaya devam eder; Tan Gazetesi'nin yıktırıldığı gün, öyle bir korku yayılmıştır ki, Galatasaray Lisesi'nin karşısında “Rus Çorap Pazarı”nın büyük tabelasından “R” harfinin bulunduğu kocaman siyah cam hemen kaldırılır. Böylece “Rus Çorap Pazarı”, “Us Çorap Pazarı” olur; yani “Akıl Çorap Pazarı”… İstanbul'da “Tan” yazılı ne kadar pastane, kahvehane, lokanta varsa, baştaki “T” harfi silinip, kazınıp, çizilip, “Can”, “Yan”, “Han”, “Kan”, “Şan” pastanesi, lokantası, kahvehanesi olur… Emniyet Müdürlüğü'nün Birinci Şubesi'nde sırılsıklam cahil bir görevli, - Demek sen borjiyalara düşmansın ha? diye sorguya çeker Aziz Nesin'i. - Neden borjiyalara düşman olayım? dedikçe, anlamlı anlamlı kurnazca gülümseyip; - Düşmansın, düşmansın, elde raporlarımız var.. Seni borjiya düşmanı seni, deyip durur. Neden sonra, yine kendi sözlerinden adamın “burjuva düşmanı“ demek istediğini anlar… Sorguya çekilen bir aydın, - Ben anti-komünistim! dedikçe, sorguya çeken, - Anti-komünist, manti-komünist… Ben anlamam, komünistsin ya, ona bak.. Nasıl komünist olursan ol, orası beni ilgilendirmez der… Evini aramaya gelen polisler Karl Marks' ın resmi diye, sakallı gördükleri babasının resmini almaya kalkışırlar… “Larousse”u, içinde “Rus” çağrışımı var diye alıp giderler. 1950 yılında İkinci Ağır Ceza Mahkemesi'nde, çıkardığı bir derginin kapağındaki kadın resminde, niçin kadının dudağının “üç” sayısına benzediği, benzetildiği sık sık sorulmaktadır. Mahkeme başkanı bu soruyu bir kaç oturum tekrarlayınca dayanamayıp: - Resimdeki kadının dudağı “üç” biçiminde olsa ne çıkar, “beş” biçiminde olsa ne çıkar? diye sorar Aziz Nesin. Başkan: - Çünkü, der, kadının dudağının üçe benzemesi “Üçüncü Enternasyonel”e işaret deniliyor.. Devam ediyor Aziz Nesin: “Bu olaya inanmayacaksınız, uyduruyorum sanacaksınız ama şimdi elimde bulunan bilirkişi raporunda da aynen yazılıdır bu: ... bir adam resmi vardı dergide. Bu adamın göğsündeki çizgileri Lenin'in profiline benzettikleri için az çile çekmedim… Amerikan Salatası döneminin budalalıkları saymakla bitmez. Bir uzatmalı Jandarma Çavuşu ihbarla bastığı bir öğretmenin evinde, elle yapılmış bir Avrupa haritası bulunca ona şöyle bağırmıştı: - Vay komünist vaaaay! Haritada Rusya'yı kocaman gösterirsin, Türkiye'yi küçücük ha?..” Ucuz çikolataların içine konan bayraklar arasında “Sovyetler Birliği”nin de bayrağı var diye, Türkiye'de birçok çikolata yapımcısı tutuklanır, aylarca hapis yatar. Bunlardan enfarktüs geçirmiş bir adamın başına gelenleri Cemil Sait Barlas (10 Mart 1957 tarihli Pazar Postası'nda) şöyle anlatmaktadır: “Bay…. , bundan yirmi yıl önce dünya devletlerinin haritalarını ve başkanlarının resimlerini bastırmış; bunlar kesilip şekerlemelerine sarılıyormuş. Çocuklar da bunları koleksiyon yapma hevesiyle şeker alıyorlarmış. Stalin'in de resmi bulunan bir şekerleme Van ilinin bir ilçesinde satılıyor. Bu ‘olay' üzerine kaymakam valiye başvuruyor, vali Ankara'ya haber veriyor. Ankara Gaziantep'e telgraf çekiyor, bir emniyet seferberliğidir gidiyor. Sonra adamın evinde sıkı arama yapılıyor, tutuklanıp kefaletle tahliye ediliyor.” “Hangi birini anlatayım diyor,” Aziz Nesin, “sözde ‘Komünizmle mücadele' diye yapılan bu saçmalıkların? Kompartımanda, elindeki portakalı soyan bir yurttaşın ‘kabuğu orak-çekiç biçiminde soyuyor' diye trende ihbar edilip de Eskişehir'de tutuklanmasını mı, yoksa meyhanede bir sarhoşun anti-alkolizm için yapılan yayınlara kızıp “Yaşasın Alkolizm” diye bağırdığı için “Yaşasın Komünizm” diye bağırdı denerek ihbarla cezaevinde aylarca kaldığını mı anlatayım?.. Birbirine kızan işçilerin; fabrikalardaki, tramvay depolarındaki tuvalet duvarlarına orak-çekiç resmi yapıp, arkadaşlarını ihbarlayarak tutuklatmasını, üstelik birçoğu anti-komünist kişinin gözyaşlarını mı anlatayım size? Orak-çekiç resminden ne çıkar? Otuz-otuz beş yıl önce bize yalnız Rusya'dan neft sendikal gazarı gelirdi. Bu gazar, üzerinde orak-çekiç kabartması olan tenekeler içindeydi. Bu tenekeler, su tenekesi olarak köy, mahalle bütün Türkiye'ye yayılmıştı. Bu yüzden kimsenin komünist olduğu ne görüldü, ne duyuldu. Üstelik tuvalet duvarına orak-çekiç çizmek komünizme övgü müdür, yergi midir?.. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde Komünist Masası Şeflerinden Komiser Rüştü, bana gelen bir okur mektubundaki “Y” harflerinin kuyruklarının neden uzun yazılmış ve orağa benzetilmiş olduğunu sorarak, beni iki gün hücrede tuttu. Çarlık Rusya'sının yazarlarının eserleri çevrilemedi. Yine Çarlık Rusya bestecilerinin eserleri radyolarda çaldırılmadı. Bütün bunlar eski, geçmiş olaylar mı? Kim demiş… İşte en yenisi: 16 Ağustos 1954 tarihli Akşam gazetesinden) Gümrük'ten çıkarılan film ve teyp bantlarını sansürden geçiren heyet, film ve diğerlerinde komünizm propagandası olup olmadığını tesbite çalışmaktadır. Vilayet, Emniyet, Turizm ve Tanıtma Bakanlığı temsilcilerinden kurulu sansür kurulu, ilk olarak Sovyetler Birliği ve Macar pavyonlarında fuar süresince çalınacak teyp bantlarındaki eserlerin ünlü kompozitör Çaykovski ve rapsodiler kralı List'e ait olduğunu görüp sansüre tâbi tutmuşlardır. Radyolarda çalınmakta olan bu eserlerin sansürü hayretle karşılanmıştır.” İşte böyle… Ne dersiniz, Aziz Nesinlik olaylar devam etmiyor mu ülkemizde? Diyarbakır'da trafik lambalarının renklerinin bile değiştirilmeye çalışıldığı günler geçirmedik mi? Elif Şafak'a roman kahramanın sözlerinden dolayı, İpek Çalışlar'a tarihsel gerçekleri gün ışığına çıkardığı için açılan davalara ve estirilen şovenizme tanık olmadık mı? Korkularından, komplekslerinden, herkesi iç ve dış “düşman” olarak gören paranoyasından kurtulamadıkça bu ülke, daha çok Aziz Nesinlik olaylar yaşayacağız demektir…
|
||||||||||||||