İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal... İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal...

 

 

 
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Sayılarımız
Öyküler
Şiirler
Denemeler
Karikatürler
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

İlyas Doğan

Gitmiştin İşte (2.sayı)

Renk ve ışık dolu bir mevsimin düşe yelken açtığı bir günwünde bitmişti, bu masal…
Hem de bir düş, bir ezgi gibi tamam-lamadan kendisini. Ve dağ gibi sorular, yaralar, yarımlıklar bırakarak ardında…
Birdenbire olmuştu her şey. Beklenmedik ve vakitsiz.
En güzel aşklar beklenmedik başlar-mış ve kendini yarım bırakırlarmış derlerdi de inanmazdım. Ama tam da öyle olmuştu. Ansızın başlayan bir aşk, en güzel, en mavi yerinden terk etmişti kendini. Kül edip rüzgara, sulara bırakmıştı. Ne bir iz, ne söz, yokluğa karışmıştı bir anda…
Hem de yaşamı muştularken her şey…
Ve ben bir anda bin yıl yaşlanacak-tım, yeşilin maviyle seviştiği o ilkyaz gününde..
Bir anda bin yıl…
İçimdeki maviye kar yağmıştı bir anda. Dağlar uzaklara çekilmişti…
Susmuştum. Bir daha konuşmamak üzre.
Ve hâlâ suskunum, kaldığım yerde…

Bir bahar gününde kaybetmiştim seni. Senle birlikte sevincimi, düşlerimi ve daha yeni adım attığım gençliğimi…
Oysa aşkı anlatırdı tüm baharlar…
Kuş, çiçek ve düş mevsimiydi…
Yaşam en güzel bu iklimde açardı. Doğa bu mevsimde sunardı göz alıcı renklerini… çiğdemler açar, dallar bu mevsimde tomurcuğa, yaprağa dururdu. Gidenler bu mevsimde dönerdi.
Ve en sıcak, en doğurgan sevişmelerin adıydı bahar.
Ama işte bir bahar almıştı seni benden… Bir bahar alıp götürmüştü uzaklara.
Ve o gün bu gündür kırık bir düş halidir bende kalanlar. Yankısız bir çığlık, durmadan kanayan gecelerdir…
Hükümsüz çiçekler, zamansız yağmurlardır.

Gidişinle çok şey gitti benden, bu şehirden…
Sesim, gülüşüm, heyecanım gitti. Kar yağdı avuçlarıma bir anda. Ve durmadan kar yağar gecelerime hâlâ.
Şehir ise, çoktan yitirdi o eski maviliğini. Ne kıyıları, ne yüreği eskisi gibi şen… Kuşlar da süzülmez oldu semalarında.
Ve bu şehirde açan çiçeklerin hepsi soluk şimdi. Hepsi kan…
Yani hiçbir şey eskisi gibi değil artık buralarda.
Çok gitmek istedim bende. Ama yapamadım. Gidemedim. “çok duygusalsın” derdin ya hani, öyle işte.
Döne döne birlikte düş kurduğumuz yollarda buluyorum kendimi. Biz kokan sokaklarda, kaldırımlarda.
Biliyor musun, her şey sen kokuyor hâlâ.
Ve bizim şarkımızı çalıyor hâlâ tüm cafeler.
Ama artık başkaları sevişiyor, o şarkıda. Beni ise acıtıyor yokluğunda o şarkı. Oysa unutamadım, bu şarkının tanıklığında paylaştığımız lacivert geceleri… ve ay ışığına tuttuğumuz kadehleri… En sevdiğin çiçeği de unutmadım. Ve her sabah kırmızı bir gül alıyorum, sokak başındaki çiçekçiden. Ama çello’yu saldım. Senden sonra çok acı çekti o da. Tutamadım. En çok seni, sesini sevmişti zaten. Adını da sen koymuştun. Şimdi kanat vuruyordur gök mavisinin sonsuzluğuna.
Kim bilir belki de yanındadır.
Işık ve renk dolu bir mevsimin düşe yelken açtığı bir saatinde gitmiştin.
Hem de yaşanacak, söylenecek çok şey varken.
Ama gitmiştin işte.
Sorular, yaralar, yarımlıklar bırakarak ardında.•

 

 
Mektup Bekleyenler
Dergiyi Edinmek
Bağlantılar
İletişim
Ortak Kitaplar
Basında Kitaplar
Kitap Çıkaranlar
Mahsus Mahal Türküsü
Bize Yazın
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


Google
 

eXTReMe Tracker