İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal... İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal...

 

 

 
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Sayılarımız
Öyküler
Şiirler
Denemeler
Karikatürler

A. Hicri İzgören

Mahpusluk

Bazı dönemlerde az, bazı zamanlarda çok oldu belki ama, bu ülkede hemen her kuşak biraz mahpushane kuşağından sayılır.

Hücrelerde geçirdiler ömrünün en delikanlı yıllarını. Akıl almaz işkenceler gördüler. Kimi ölüme yürüdü, kimi ölümden döndü. Bu zindanların içinde Diyarbakır 5 no'lu Askeri Cezaevi'nde yaşanan vahşet hâlâ hafızalarda tazeliğini koruyor ve yarattığı travma hâlâ devam ediyor.

***

Mahpushanede duygu yükü ağırdır ve hep doruklardadır. Efkar, hüzün ve özlem, başucu kitapları gibidir. Döner döner aynı sayfalarda gezinir insan;

 

“Çakmak çakmak gözlerine pencerelerin

Akşam olunca kara perde inerdi

Efkar basardı birden, inceden

Bir yağmur başlardı içimde

Ayaklanırdı özlem

….

Tazelenirdi sargılar

Gelip konaklardı gözlerimize

Başlardı hüznün eşref saati.”

 

***

O zor koşullarda bile kendini düşünmez insan... Hücrede, voltada, ranzada ya da maltada…. Nerede olursa olsun, dışarıyı düşünür… Geride bıraktığı arkadaşlarını, evini, çoluk çocuğunu, eşi ya da sevgilisini düşünür. Her saat yeni yolculuklarda bulur kendini. Bütün bir ömrün dökümü bir film şeridi gibi geçer gözlerinin önünden. Bu dünyanın sahte ışıklarından, yapay görüntülerinden uzaklaşıp içimizdeki sokaklarda yolculuklara, gezintilere çıkar...

Bir zamanlar aynı tastan su içtiğiniz, aynı ekmeği bölüştüğünüz, aynı kavgaların, aynı sevdaların potasında eridiğiniz dostlarınız gelir aklınıza… Hayata dair ettiğiniz yeminler gelir.

İnsan ne kadar çabalasa da, duygu ve mantık ikilisi arasında sağlam bir denge kurmak zordur. Her ikisini de dozajında kullanıp birbirlerinin görev mahallerine müdahale etmelerini engellemek o denli kolay değil. Ama özellikle siyasi mahkumlar bunu başarmıştır her dönem… Zaman zaman hüzün yoklasa da acı zorlasa da yüreğin kapakçıklarını, umuda toz kondurulmaz… Kulakların duymadığı, gözlerin görmediği, ellerin uzanamadığı şeyleri anlatır... Şiirini içinden okursun, şarkılar en düşük volümdedir ama içinin o büyük uğultusu değişmez... Bir saatin tik-taklarında somutlaşan bir duygudur. Bir umudu emzirir her dem. Bereketlidir memeleri.

 

***

Evet. Hayatımızın en derin, en koyu, en naif ve en hırçın renkleri mahpusta duyumsatır kendini. Kimi zaman ince bir özlem yumağıdır. Bazen yanıbaşınızdadır ya da elinizin uzanabileceği noktadan yıllarca uzaklıktadır. Kimi zaman da A. Arif'in dizelerindeki gibi yüreğimizi kabartan bir yaşama sevincidir;

 

“Haberin var mı taş duvar?

Demir kapı, kör pencere,

Yastığım, ranzam, zincirim,

Uğruna ölümlere gidip geldiğim,

Zulamdaki mahzun resim,

Haberin var mı?

Görüşmecim, yeşil soğan göndermiş,

Karanfil kokuyor cigaram

Dağlarına bahar gelmiş memleketimin”

 

***

Efkarlı bir Diyarbakır gecesinde bu yazıyı bitirirken, içerdeki tüm dostlar için gecenin serin rüzgarına bir selam emanet ettim... Belki koğuşun açık bir penceresinden ya da bir havalandırma seansında onlara ulaşır diye…

 

 
Mektup Bekleyenler
Dergiyi Edinmek
Bağlantılar
İletişim
Ortak Kitaplar
Basında Kitaplar
Kitap Çıkaranlar
Mahsus Mahal Türküsü
Bize Yazın
 
Google
 

eXTReMe Tracker