İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal... İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal...

 

 

 
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Sayılarımız
Öyküler
Şiirler
Denemeler
Karikatürler

Hasan Kıyafet

Unutmuyoruz

Cezaevlerinin tarihi, özel mülkiyetin tarihi kadar eskidir. Güçlüler, bir biçimde el koydukları artı değeri, denetimlerinde tutmak için mahpusluğu ve mahpushaneyi yaratmışlardır. İlk ve ilkel cezaevleri de çeşitli dinlerdeki ibadethanelerin bodrum katları olmuştur. Başta hayvan çalanları, cana kıyanları, Tanrı kurallarına karşı gelenleri oralara tıkarlarken, giderek despotlara, zenginlere karşı gelenleri tıkmaya başlamışlar. Böylece her türlü düşüncenin belirleyicisi olan nesnel koşullar, günümüzdeki sınırsız tutsaklığı doğurmuştur. Yani düşün özgürlüğünün katlini! Güçlülerin özel mülklerini korumak için dün baş kaldıranların fiziğini bertaraf etmeleri yetiyordu, oysa bu gün yetmiyor. Gelişen güçlüler sisteminin ürünü olan emperyalizm, artık fiziği bitirmekle sorunun kendileri açısından çözülemeyeceğini iyi biliyor. Düşünceyi, yani insanı insan yapan özelliğe el koymaya çabalıyor. Dahası düşünceyi tutsak etmeyi, elinden gelirse yok etmeyi amaçlıyor…

Elbette elinden gelmeyecektir!...

Tarih haklı yenilmişlerin acı öyküleri ile dolu imiş. Yalnız tarih haklıların yenilmişliğinin uzun ömürlü olduğuna hiç tanık olmamıştır. Özellikle politik mahkûmları ben hep öyle yani yenilmemiş görürüm. Çünkü onlar için yaşamın tanımı burjuvazinin yaptığı kısır, bencil tanıma benzemez. Sosyalistler yaşamayı iyiye doğruya güzele giden yolda verilen mücadelenin tümü olarak algılarlar. Bizce de doğru tam budur. O zaman tercihini emekten yana yapmış, koskoca dünyalı birisi için dört duvarla kuşatılmış olmak ne ifade eder ki?

İnsan vardır doksan yüz yılı devirmiş ama hiç yaşamamıştır. Sadece ömür tüketmiştir. İsmi lazım değil halen aramızda olanlar gibi. İnsan vardır kısa bir ömür sürmüş ama yaşamıştır. Lorca, Fuçik, Deniz Gezmiş, Yılmaz Güney gibi… Bu görüş aşk sevda için de geçerlidir. Kişi vardır kırk elli yıl evli kalmış fakat gerçek sevdayı hiç tatmamıştır. Kişi vardır, bir yıl, bir ay, bir gün dünyalara bedel bir aşk yaşamıştır. Her gün batımında, her kuş sesinde, uzun hava türküde, her kayısı çiçeğinde tadı damağındadır…

Adli mahkûmlar da kuşkusuz bu kötü düzenin dolaylı kurbanlarıdır. Onlar için de acı duyar, hayıflanırız. Hele taşın nereden geldiğini, yelin ne yönden estiğini bilmeyen biriyse! Kanalda su bittiğinde kaynağa değil de kanala kızıyorsa! Fakat bizim burada sözümüz, sohbetimiz elbette SİYASİ MAHKÛMLAR üstünedir. Çünkü gerçek acıyı çeken onlardır. Sadece kendi yakınındakiler için değil, ta dünyanın öteki ucundaki ezilenler, aç kalanlar için de ölümü göze almak az şey midir? İnsan bilinci kadar acı çeker, bilinci kadar mutlu olur özlü söz, tam da siyasi mahkûmlar için söylenmiştir.

Bu yazıdan sakın mahkûmluğa methiye yaptığımız gibi bir yanlış sonuç çıkarılmaya! Sol siyasi düşüncesinden dolayı tutsak edilmişlerin değerini bilmemiz gerektiğinin altını çizmek istedik. Onların özverili, bencillikten uzak, paylaşımcı, ezilenin emekçinin yanında adsız kahramanlar olduğu bilinsin, dedik. Şahsımıza yapılan kötülüğü unutmak bağışlamak ne kadar erdemlilikse, iyiliği unutmanın da bir o kadar erdemsizlik olduğunu unutmamamızın şart olduğunu vurgulamayı amaçladık. Sağ siyasi düşüncenin emekçinin aleyhine, güçlülerin zorbaların yanında bir dünya için çalıştığını herkes bilir. Her şeye karşın, düşünce bazında kaldığı sürece onların yasaklarına da karşıyız. Yani sağ sol ayrımı gözetmeksizin, düşünce tutsaklık nedeni olmamalıdır diyoruz.

Mahsus Mahal dergisi çok çok önemli bir görev yapıyor. Mahkûmun yenilgisinin, tutsaklığının değil, unutulmuşluğunun olduğunu bilmektedir. Bu bilinçle bu güzel dergi doğru yolda düşün mücadelesi veren insanların yanında bir duruş sergiliyor. Yani iyiye, güzele eşitliğe inanmış insanlara umut, ışık oluyor. Umudunu yitiren insanların, yitirecek başka şeyi kalmayacaktır bilinciyle yürüyüşünü her geçen gün daha da güzelleştiriyor. Bizler de bu güzelliğe omuz verdiğimizi yüksek sesle söylüyoruz işte…

Ne yazık ki zeytinin en iyi maddesi olan zeytinyağı, zeytin sıkılmayınca ortaya çıkmıyormuş. Dünyada insanlık, barış hakça paylaşım için öne çıkmış bütün önemli insanların yolu belki de bu yüzden zindanlardan geçmiştir. Nazım, Yılmaz Güney, Yaşar Kemal, Lenin, Gorki, Neruda, Mandela say sayabildiğin kadar… Keşke böyle olmasa, keşke iyi insanlar zulüm görmese idi. Belli ki bu köhne dünyamız henüz o durakta değil. Ama bütün alametler gösteriyor ki, o durak çok uzak da değil. Tüm dünyadaki emekten özgürlükten yana mücadelenin alçakgönüllü tutsakları, elde edilecek değerin son taksitleri olsun diyoruz. Şimdi bütün siyasi mahkûmlara ne kadar çok birikmiş borcumuz olduğunu ben şahsen anımsıyorum…


 
Mektup Bekleyenler
Dergiyi Edinmek
Bağlantılar
İletişim
Ortak Kitaplar
Basında Kitaplar
Kitap Çıkaranlar
Mahsus Mahal Türküsü
Bize Yazın
 
Google