İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal... İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal...

 

 

 
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Sayılarımız
Öyküler
Şiirler
Denemeler
Karikatürler

Ercan Tanrıverdi

Küpeler (2. sayı)

“Duyulmayan sesler toplantısı vardı
Ağrı Dağı’nda
Ağrı Dağı uludur
Ağrı Dağı güneşlidir
Ağrı Dağı yankısızdır
Ağrı Dağı eğilendir bütün bölgeye.
Duyulmayan sesler orada duyar birbirini
Gelmişlerdir ülkenin dört bir yanından
Kimselerin işitmediği duymadığı
Tek birimizin.
Siz işitmek duymak istiyor musunuz
çocuklara verilen eğitim ölüdür
Yurt bitkilerini değerlendirmek çabası ölüdür
Bölgeler arası alış-veriş ölüdür
Okur yazarlığı çoğaltmak girişimi ölüdür
Doğu-Batı eşitliğimiz ölüdür
Daha ölüdür
Çok iyi yaşayanlarla
çok kötü yaşayanların oranı
Duyulmayan sesler duyulmasız kalacaktır
Bizler
O altın kulaklardan
O altın sağırlık küpelerini
Koparmadıkça.”

Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Küpeler” isimli şiirini değerlendirmek istedim. Bu şiiri özellikle seçtim. Tam olarak ne zaman bu şiiri kaleme almış, bilmiyorum. Ama güncel sorunlar bakımından ele alındığında, değerlendirmeye alma fikrinin yerinde bir fikir olduğu kanısındayım. Zira şair, bu şiiriyle, ülkenin bir bölgesine ve o bölgede yaşayanlara dair çeşitli mesajlar vermiş, bölgeye ve insanlara dair mesajları hâlâ geçerlidir.
Şiirdeki mesajlar, okuyan kişiye göre değişebilir mi? Oraya girmiyorum. Konumuz değil. Ama bende ne tür bir izlenim bıraktı, onu değerlendireceğim.
Şair, çağını iyi okuyabilen kişidir. Bu özelliğiyle şair aslında ciddi bir yükün altına da giriyor. Yükü ağırdır şairin. Yükü ağırdır ama bir o kadar da sürükleyicidir. Bunun bilinciyle yaşayan şairin sorumluluğu artıyor. Ve O, sorumluluğunun bilinciyle artık her adım atışında, güncel sorunların da içine daha bir giriyor.
Gözü, kulağı tamamen kapalı, vicdanı kıt şairden söz edilebilir mi? Sanmıyorum. Bu nedenle her şairin, ifade ettiğimiz şekilde bir sorumlulukla dolu olması gerektiğine inanıyorum.
Dağlarca, çağını iyi okuyabilen şairlerimizden biridir, şairler dünyasının devidir. Sorumluluk duygusunun ön planda olması bundandır. Sorunlara ‘kuş bakışı’ değil, yakından bakıyor. Yazdıklarıyla göstermiştir ki, hangi sorun olursa olsun, yakından eğilip bakmayı ve buna el atmayı bir ilke olarak seçmiştir. Bir başka deyişle, elini taşın altına koymaktan çekinmemiştir.
Dağlarca’nın yaşı 90’ı aştı. Ama o, hâlâ vicdanının se-siyle yaşıyor ve yazıyor. Her yeni bir yıl eklendiğinde ömrüne, o da bunu, yeni şiirlerle taçlandırıyor. Ve şiirleriyle, yine mesajlar vermeye devam ediyor…
Ahmet Kabaklı “Türk Edebiyatı” adlı eserinde, “1940 ve sonrası şiir”i değerlendirirken, “1940’larda kesinleşecek olan birçok yenilikler 1930 yıllarında başlamıştı aslında. Halk diliyle şiir yazma isteği; hece vezninin monotonluğunu giderme endişeleri, mecazdan kurtulma çabaları (bazılarında) bu dönemde görüldüğü gibi, Anadolu’ya halka gidiş, yoksul tabakanın dertleriyle ilgilenme ve eskiye karşı çıkışlar da bu dönemden itibaren belirginleşmiştir” der.
Dağlarca, 1914 doğumludur. 1940’lı yıllara gelindiğinde edebiyatta “Belirgin”leşme dönemindedir. Sonrasını ise, kendi deyimiyle açıklayalım: “Yavaş yavaş olgunlaşma ve etrafını görme…”
Olgunlaşan ve etrafını gören Dağ-larca, Anadolu’ya ve halka giden, yoksul tabakanın dertleriyle ilgilenen, elini taşın altına koyan Dağlarca’dır.
“Küpeler şiiri, bu açıdan iyi bir örnektir.
Oktavio Paz, ‘Büyük şiir’de olması gereken üç temel niteliği belirler ve bunun için;
“Birincisi, müzi-ğinin olması ken-dine özgü bir ritim taşıması; ikincisi, yoğun olması; üçüncüsü, imgelerin güncel yaşamla ortak, ilişkili bir bağlantı içinde olması…” gerektiğine işaret eder.
‘Büyük şiir’de kolektif hafıza iş başında olmak durumundadır. Büyük şiiri, büyük yapan da budur. Kolektif hafıza; kolektif benliği oluşturur.
Dağlarca, ‘Küpeler’de bunu göstermiştir. ‘Küpeler’ şiiri, kendine özgü ritmiyle, yoğun olmasıyla ve yaşamla ortaklı-ğıyla kurduğu ilişkiyle büyük şiirdir.
Büyük şiir, adı gibi büyük sorunların üzerine eğildiğiyle vardır. Yannis Ritsos’un “Barış” şiiri barışı, Mayakovski’nin “Pantolonlu Bulut”u aşkı, Ahmet Arif’in “33 Kurşun’u” dramı ve Bertold Brecht’in “Bir İşçi Soruyor’u” zulmü, zorbalığı ve emek sömürüsünü dile getirdiği gibi…
Ülkemiz öyle bir ülke ki, tarihte olan biteniyle, coğrafyasıyla hep gündemde olmuştur. Bu, bugün de böyledir.
Yeryüzü cenneti olarak da adlandırılan ülkemiz coğrafyasında ne yazık ki, cennet eşitliğinden söz edilemez…
“Yeryüzünde, hangi coğrafyada mutlak bir eşitlik var” diye bir soru sorulsa, elbette, “şurada” diye, hazır bir cevabımız olamaz.
Bir gün, mutlak eşitliğin hakim olduğu bir dünya olacak mı? Bilinmez…
Dağlarca’nın, “Küpeler” şiirindeki mesajın en önemli özelliği, devletin, ülkenin bir bölgesine (doğu) karşı olan ilgisizliğine dikkat çekmesi ve doğu ile batı bölgeleri arasındaki eşitsizliği göstermektedir.
Şiirde bu, “Siz işitmek duymak istiyor musunuz/ çocuklara verilen eğitim ölüdür/ Yurt bitkilerini değerlendirmek çabası ölüdür/ Bölgeler arası alış veriş ölüdür/ Okur yazarlığı çoğaltmak girişimi ölüdür/ Doğu-Batı eşitliğimiz ölüdür/ Daha ölüdür/ Çok iyi yaşayanlarla/ çok kötü yaşayanların oranı” olarak geçer.
Küpeler şiiri bu anlamda do-ğu bölgemizin makus talihinin eleştirisi oluyor. Doğu imgelemi as-lında oldu olası yoksulluğu, dramı, ve trajediyi anlattı. Doğu denince ya akla başka bir diyar geldi ya da yakın, ama uzak bir diyar dendi. Ötekiydi yani. En önemlisi de, orada yaşayanlar ilkel idi. Amerika kıtasındaki beyaz adamın, kızılderiliye yaptığı gibi, vura vura ehlileştirilmeliydi orada yaşayanlar…

Bunun için medeniyetin (!) tatlı dile ve kadife eliyle kültür taşınmalıydı. Olacaksa bu olmalıydı, olmayacaksa da kaderine terk edilmeliydi…
Küpeler şiirinin son bölümünde:
“Duyulmayan sesler duyulmasız kalacaktır
Bizler
O altın kulaklardan
O altın sağırlık küpelerini
Koparmadıkça”
Dizelerinde geçen “altın sağırlık küpeler” gamsızlık ve bananeciliktir. Varsıllığın ölçütü sayılan ‘altın küpeler’ aslında, bir kendinden kaçış, komşusu aç iken, tok yatan adamın hikayesindeki ‘günah’ ve yabancılaşma imgesidir.
Evet, Küpeler şiiri cumhuriyetin seksen yıllık ideolojik,
sosyal, ekonomik politikalarının eleştirisidir.
Dağlarca, metafor olarak Ağrı Dağı’nı, bilinçli bir şekilde seçmiştir. Ağrı Dağı inkar ve isyan döngüsünün en çarpıcı ifadesidir. “Duyulmayan sesler”in de biricik barınağıdır. Duyulmayan sesler bu yüzdendir “orada duyar birbirini” Çünkü;
“Ağrı dağı uludur
Ağrı dağı güneşlidir
Ağrı dağı yankısızdır
Ağrı dağı egemendir bütün bölgeye.”•

 

 
Mektup Bekleyenler
Dergiyi Edinmek
Bağlantılar
İletişim
Ortak Kitaplar
Basında Kitaplar
Kitap Çıkaranlar
Mahsus Mahal Türküsü
Bize Yazın
 
Google
 

eXTReMe Tracker