![]() |
|||||||||||||||
|
Emin Karaca Mahsus Mahal’in Daimi Konuğu: Hikmet Kıvılcımlı Milli Mücadele Dönemi boyunca zaman zaman komünistlerle Ulusal Kurtuluş Hareketi'ni yürüten kadro arasında işbirliğine gidilmişse de esas olarak çatışma egemen olmuştur. Dışarıdan gelen (Sovyetler Birliği'nden) sol, hemen daha işin başında Karadeniz'de boğdurularak yok edilmiş, ertesi yıl Anadolu Komünist Hareketi'ni temsil eden Halk İştirakiyun Fırkası'nın kadroları da hapsedilerek tasfiye edilmiştir. Şefik Hüsnü Bey'in başını çektiği İstanbul'daki Komünist ve İşçi Hareketi ise, Ankara'ya uzaklığı ve Milli Mücadele'ye doğrudan katılmayışı nedeniyle, en azından Kurtuluş'un sonuna kadar bir tahribata ve tasfiyeye uğramadan kalabilmiştir. Cumhuriyetin ilanının hemen arifesinde, 1 Mayıs 1923 kutlamaları için dağıttıkları bildiriler nedeniyle, Şefik Hüsnü ve arkadaşları kısa süre tutuklanmışlardır. Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye Komünist Hareketi'ne asıl en önemli darbeyi 1925'teki Takrir-i Sükun Kanunu'yla vurmuştur. Artık bundan sonra Komünistler için bu ülkede tutuklanma ve hapis resmigeçidi başlamıştır. Denilebilir ki Türkiye Cumhuriyeti tarihinde “Mahsus Mahal”e düşenler ya da girenler en çok komünistlerdir. 1925 Mayısı'nda yapılan, o zamana kadarki en geniş tutuklama ile “Mahsus Mahal”e düşen Komünistler, ertesi yılın, yani 1926'nın Ekim'ine kadarki vakitlerini Ankara Hapishanesi'nde okuyup yazarak, kendi aralarında seminerler ve konferanslar düzenleyerek geçirmiştir. Bundan sonraki 1927 ve 1929 tutuklamalarında, Türkiye Komünist Hareketi'nin içinden teoride ve pratikte hızla temayüz eden bir isim öne çıkmaya başlar: Doktor Hikmet Kıvılcımlı… Bundan sonra Türkiye Komünist Hareketi'nin seçkin kuram ve eylem adamlarından birisi olacak olan Doktor Hikmet Kıvılcımlı, “Mahsus Mahal”e en çok düşüp, en çok hapis yatan kişi olarak da rekor kıracaktır. Ve “Mahsus Mahal”de en çok üreten komünist de Doktor Hikmet Kıvılcımlı olacaktır. “Kızıl Bir Profesör” Olma Yolunda Yukarıda değindiğimiz gibi, Türkiye Komünist Partisi'nin İzmir ve çevresi ağırlıklı gösterdiği faaliyet, 1929 Mayıs'ında geniş bir tutuklamayla sonuçlandı. Kıvılcımlı da TKP Merkez Komitesi'nden Hüsamettin (Özdoğu) ve Laz İsmail'le (Marat) birlikte İstanbul'da tutuklandı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, I. Şube Komünist Masası polislerince yapılan ilk soruşturmada, ağır işkencelere karşı direnerek; ne partili olduğunu ne de partide taşıdığı sıfatlarını kabul etti. MK üyesi arkadaşlarından Laz İsmail'in (Marat) kendisiyle ilgili atfı cürümlerini (suç atımlarını), muvacehede (yüzleştirmede) reddetti. 25 Haziran 1929 tarihinde İzmir Ağır Ceza Mahkemesi'nde 34 Komünist Partiliyle birlikte “taklib-i hükümet” (hükümeti devirmek) ve “ameleden adamları mevki-i iktidara getirmek istemek” suçlarından dava açıldığında; zamanın günlük basınında, Kıvılcımlı'nın konumu, “Maznunlardan (sanıklardan) Doktor Hikmet'ten maadası (dışındakiler) ilk tahkikatta cürümlerini (suçlarını) kamilen (tümüyle) itiraf etmişlerdir” şeklinde yansıdı. Yargılama sonunda 4 yıl 6 ay 15 gün ağır hapis cezasına mahkum edildi. Kararın okunmasından sonra, yargı heyetine; “Bu kadar süre kızıl bir profesör olmak için yeterli bir zamandır” dedi. Cezanın temyizce onanmasından sonra, bir kısım arkadaşları Diyarbakır Cezaevi'ne, kendisi de 6 kişiyle Elazığ Cezaevi'ne sürüldü. Orada yatarken Marxizm-Leninizmi -kendi deyimiyle- “Alfabesinden cebri alasına dek” öğrenmeye ağırlık verdi. Bir yandan “Zindan” adını verdiği bir duvar gazetesi çıkarırken, öte yandan komünist hareketin içinde geçirdiği ilk 10 yıllık teorik ve pratik deneyimi özümsemesi ışığında “Yol” adını verdiği bir dizi inceleme üzerinde çalışıyordu. Çıktıktan sonra kendisinin de içinde bulunduğu MK'ye “Bir tartışma platformu yaratmak” umuduyla sunduğu -kendi yazdığına göre MK'ce hasıraltı edilen- “Yol” ana başlığı altındaki araştırma-inceleme çalışmasının kitapları şunlardı: Genel Düşünceler, Partide Konaklar ve Konuklar, İhtiyat Kuvvet: Milliyet (Şark), Taktik Ana Halkası: Legaliteyi İstismar, Parti ve Fraksiyon, Yakın Tarihten Birkaç Madde, Strateji Planı. Bu dönem cezasının bitimine az bir süre kala Cumhuriyet'in 10'ncu yılı dolayısıyla ilan edilen afla, 1933 yılı Ekimi'nde hapisten çıktı. 1935'te; “İçeride kurallarını hazırladığı strateji planına uygun legalite taktiğini uygulayarak” partiye bir çığır açmak için, “Marksizm Bibliyoteği” yayınevini kurdu.
“Hapishane Tuhaf Yerdir…” Aynı yıl, yayınevinin ikinci kitabı olarak çıkan “Edebiyatı Cedide'nin Otopsisi”ne (Marksizm Bibliyoteği No:II, 1935, İstanbul, Necmi İstikbal Matbaası) hapishaneyi, dolayısıyla “Mahsus Mahal”i anlatarak girer: “Hapishane tuhaf yerdir. Fakat insan- bütün ‘hayvanlar' onun bu olağanüstü yatkınlık (adaptasyon) yeteneğine bol bol şaşar, tedirgin olur ve gocunabilirler!- dört duvar arasında, insanlar ve insanların türlü türlü ilişkilerini ayna içinde imiş gibi gösteren söz, kitap, gazete vs'den uzak, yani ‘görüşüp konuşmaktan yasaklanmış' bir halde yaşarken de insandır. Kaba Türkçesi (sosyal) bir hayvandır. O kadar sosyal bir hayvandır ki, o durumda bile kendisini, -Edebiyatı Cedidecilere göre- kendi ‘hali pürmelal'ini düşünecek yerde, kendisi gibi olanların duygu ve düşüncelerini merak eder, kendi benzerleri ile ilgilenir. Bu dört duvar arasında, insanı insanlarla ilişkiye geçirecek en yakın araç nedir? Tabii tavan ve tabanla birlikte, altı çıplak duvar. İşte, toplumla olan tüm ilişkileriniz, bir vuruşta balta ile ortasından kesiliverip de, siz, böylece dört duvarın arasında ‘tecrit' ediliverdi miydiniz, ilk konuşacağınız en yakın, -yine onların diliyle- ‘aşina' duvarlar olur. Hayır, çıldırmadınız. Yalnızca yaratılışınızı hatırladınız, doğanızdan ayrılamıyorsunuz, o kadar… Yani, erken bunaklar gibi duvarların taşıyla, toprağıyla konuşmuyorsunuz: Oradan yankılanan sese ve söze kulak kabartıyor, göz atıyorsunuz. Üzülmeyin! Bu ses ve sözler de ‘hallucination' değildirler. Elbet, bu girdiğiniz yer, özel olarak sizin için, sırf sizin ‘aciz' kişiliğiniz, ‘ölümlü benliğiniz' için yapılmamıştır. Elbet, bu yapılan yapının anlamı, ne kadar izafi olursa olsun, kişisel hatta kısmi olmaktan çok daha geniştir. Demek sizden önce buralara girmiş çıkmış, buralarda sizin gibi, dilsiz duvarlardan başka muhatap, konuşulacak şey bulamamış insanlar vardır. Emin olabilirsiniz ki, toplumun en aşağı, tortu, lumpen yaratıklarından, en yukarı, en uç devrimcilerine kadar, burada, bu duvarlarla karşılaşmış olanlar -hele bunların biraz ‘ipomanyak' denilenleri- çok kere, en içten, en samimi duygularını ve düşüncelerini bu duvarlarla konuşmuşlardır. Orada, kocaman bir yüreğin okla delinmiş, kanayan görünüşüyle yan yana durur ‘Esrar kabağı'ndan, bütün bir dünya üstüne yaslanmış ‘Orak-Çekiç'lere kadar çeşit çeşit resimlere ve ‘Ah felek! Yandı yürek' çığlığından, ‘Bütün ülkelerin işçileri birleşiniz' haykırışına dek, her telden sloganlara, özlü sözlere, parolalara rastlayabilirsiniz… ve bunlar, bir dem, bir göz kırpımı zamanda, sizi sizden önce bu dehlizden gelmiş geçmişlerle acı tatlı tanıştırırlar.” Kıvılcımlı, 1929'daki ünlü İzmir Komünist Tutuklamaları sırasında konulduğu “Mahsus Mahal”de, yani “bu kitapsız, insansız ve ıssız bucakta” iken karşısına “Edebiyat-ı Cedide” adında bir şiir dergisi çıkagelir… İşte onun üzerinden Edebiyat-ı Cedide'yi otopsi masasına yatırır. İşte size “Mahsus Mahal”deki zamanını hiç boşa geçirmeyip, karıncalar gibi çalışan Doktor Hikmet Kıvılcımlı'nın yaşamından bir kesit…
|
||||||||||||||