İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal... İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal...

 

 

 
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Sayılarımız
Öyküler
Şiirler
Denemeler
Karikatürler
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Köprüleri Kurmak...

Tarih boyunca siyasi tutsaklar nezdinde cezaevleri, halkın gelecek umutlarını söndürmenin, toplumsal mücadeleleri tasfiye etmenin kurumları olarak işlev görmüştür. Türkiye'de cezaevleri demokratik-toplumsal mücadeleye karşı vardır denilebilir.

Başka bir yanıyla toplumsal mücadele dönemleri, edebiyata ve sanata kaynak teşkil eder. Burjuvazi öncülüğünde yükselen kapitalizm, Reform ve Rönesans hareketlerinden doğdu. Sheakspare, Goethe, Cervantes, Voltaire, Stendhall, Victor Hugo, Balzac ve dünya edebiyatının önemli eserlerine imzasını atmış daha nice isim en önemli eserlerini, geçiş çağının çalkantıları içinde yazdılar. Günümüzde dünya edebiyatının köşe taşlarını oluşturan Rus edebiyatının Çehov, Turganyev, Gogol, Gonçarov, Çernişevksi, Dostoyevski, Tolstoy gibi edebiyat dehalarının eserleri, pagan kültürden modernizme geçişin edebiyat dünyasındaki yansımalarıdır. Rus edebiyatının ikinci dönemi olarak adlandırabileceğimiz Sovyet edebiyatı da Ekim devriminin çocuğudur. Devrimin ilk yıllarında Mayakovski'nin şiirleri, Gorki' nin, Şolohov'un, Makarenko'nun romanları büyük kuruluşta, işçi sınıfı ve mujiklerin esin kaynağı olmuştur.

Ülkemizde de durum bundan farklı değildir. “Biz edebiyattan buralara geldik” derken bu gerçeğe işaret eder Deniz Gezmiş… Nazım'ın şiirlerini, Sabahattin Ali'nin öykülerini, Aziz Nesin'in o kıvrak zekasından süzülen mizah yazılarını, 40'lı yılların toplumcularını, Yaşar Kemalleri yok sayarak kimlik kazanmış bir soldan bahsedemeyiz.

Konu cezaevi olunca edebiyat daha bir önem kazanıyor. Yazmak ve okumak, içerdeki insan için yaşama açılan yeni bir kapıdır. Dışarıyı yaşamaktır… Kitapların dünyasında kendini yeniden inşa ederek kendini sürdürmektir. Yaşayan bir insan olarak bilirim, dört duvar arasına sıkıştırılmış bir insanın dünyasından kitapları alıp götürdüğünüzde, geride kalanın halini tasavvur etmek bile güç…

12 Eylül'ün ağır baskı ve işkence koşullarında kitapsız kaldığımız yıllar, her kitabın bir dünya kadar kıymetli olduğunu gösterdi bize. Elimize geçen yırtık bir gazete parçasını bile defalarca okurduk. Birçok arkadaşımız sigara kağıtlarının köşelerine, kağıt mendillere yazdıkları şiirlerle direndiler zorlu mahpusluk günlerine… İnsan denen varlık, koşullar ne olursa olsun, kendini ifade edebilecek araçları yaratıyor. Öyle olmasaydı, 12 Eylül cezaevlerinden onlarca edebiyatçı arkadaşımız çıkabilir miydi?

90'lı yıllarda hapiste bulunanlar bu açıdan daha şanslıydı. Her cezaevinde yüzlerce kitap vardı. Bizim kuşağımız kalemsiz kalmanın ne demek olduğunu bilir, ama 90 sonrasında tutsaklar rahatlıkla okuyabiliyorlar, yazabiliyorlar ve yazdıklarını zor da olsa dış dünyaya ulaştırabiliyorlardı. 90'lı yıllarda cezaevlerinden onlarca yazar ve şairin yetişmesi gerekirdi. Vaziyet bunu göstermiyor... Bunun, solun aydına bakış açısıyla ilgisi olabilir. Siyasal mücadelenin cezaevlerinde ağırlık kazanarak edebiyat ve sanat alanını geri plana atmasıyla da ilgisi olabilir. Ama bu bir eksikliği ve eleştirilmesi gereken bir durumun mevcudiyetini ortadan kaldırmaz.

Bizler 12 Eylül'e karşı bir hesaplaşma hareketi geliştirirken, bunu sadece siyasal alanda değil; edebiyat, sinema, tiyatro, müzik, plastik sanatlar ve diğer sanatsal alanlarda da geliştirme çabası içindeyiz. Bu yaklaşım, sol-demokratik mücadele ile sanat arasında epeydir kopuk olan ilişkileri yeniden kurmak için de bir köprü olabilir, diye düşünüyorum.

12 Eylül'ün 26. yıldönümünde Bilgi Üniversitesi'nde 13 dalda atelye çalışması, Tütün Deposu ve BASAD Kültür Merkezi'nde resim, fotoğraf, karikatür, cezaevi ürünleri, Cumartesi Anneleri, Genç Kalanlar sergileriyle birlikte çeşitli kültürel ve sanatsal etkinlikler düzenlendi. Tüm etkinliklere gösterilen ilgi ve çalışma bildirgelerinde açığa çıkan sonuçlar yeni bir heyecan ve sanatsal dinamizm doğurdu. Bu bakış açısından yola çıkarak, Mahsus Mahal dergisinin 90'lı yıllardan bugüne cezaevinde kalan siyasi tutsaklara ‘mahsus' bir dergi olarak, son 15 yıllık cezaevi edebiyat birikimini açığa çıkaran, duvarların arkasına hapsedilen edebiyatı dış dünyaya taşıyan bir işlev görme hedefini olumlu ve sürdürülmesi gereken bir çaba olarak görüyoruz.

Mahsus Mahal, kendi cephesinden yakın tarihin trajedisine edebi bir yanıt olma çabasında ısrarcı olursa, bu bizleri sadece mutlu edecektir.

Bu dileklerimle Mahsus Mahal'e bir başlangıç olarak ancak “Hoş geldin!” demek düşüyor bana…

 

 
Mektup Bekleyenler
Dergiyi Edinmek
Bağlantılar
İletişim
Ortak Kitaplar
Basında Kitaplar
Kitap Çıkaranlar
Mahsus Mahal Türküsü
Bize Yazın
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


Google
 

eXTReMe Tracker