![]() |
|||||||||||||||
|
Mahsusmahal Mektupları(3. sayı) Her geçen gün çoğalıyor mahsusmahal yazıları. Yazılarınız birikiyor. Daha şimdiden büyük bir mahsusmahal arşivi oluştu. Bazı mahpuslar şiir ve öykülerinin dışında dosya çalışmalarını gönderiyor. Bunlar oldukça sevindirici ve bizi mutlu eden şeyler. Birçoğu yayınlatmak amacıyla gönderiyor. Bu çok normal ve haklı bir istek elbette. Ama bu son derece haklı bir isteğin uygulama aşamalarında sorunlar yaşanıyor. Bu konuda yaşanan sıkıntıları aktarmak isterim. Eski bir mahpus olarak 6-7 yıl önce benzer sıkıntıları ben de yaşadığım için oldukça can sıkıcı bir süreç olduğunu biliyorum. İçerden çok önemsediğim yayınevi ve dergilere yazılar dosyalar gönderiyordum mahpus yazar heveskarlığımla. Bazılarından cevap bile alamadım. Bazıları da iki-üç cümlelik cevaplar yazdılar. Şimdi öğrendiğime göre (içerden bana yazılan mektupların dediği) artık cevap bile yazmıyorlarmış. N. G. mektubunda “.. yaklaşık bir yıl önce… yayınevine bir dosya gönderdim. Kaç kez sonucu öğrenmek için mektup yazmama rağmen hâlâ cevap alamadım.” Bir başka mahpus yazar E.T. mektubunda “…. dosyamı yayınlamayacaklarsa hiç olmazsa iki cümle ile bana bildirsinler. Bir yıl oldu neredeyse..” diyor. Mektuplarınızı okuyorum ve her defasında eski mahpus halimi görüyorum. Mektuplarınızı 10 yıl önce yazıp aynı adrese gönderdiğim mektupla karşılaştırıyorum. İçerisinin aynı heveskarlığı dışarının aynı aymazlığı sürüp gidiyor. Mahpuslardaki yazma heveskarlığını gördükçe heyecanlanıp dergiyi on gün-on beş gün önce çıkarıyoruz. Elimizden ancak bu geliyor. Dışarıdaki yayıncıya sözüm şu; mahpus yazarın dosyasını yayınlar ya da yayımlamazsınız. Bu insiyatif tamamen size ait. Ama içerde yazanı binbir sıkıntıya rağmen size ulaştırdığı dosya hakkında iki cümle de olsa bilgilendirmek sorumluluğunuz olmalı. Sus pus yaparak mahpusun ‘düşünceyi açıklama ve yayımlama' özgürlüğünü engellediğinizin farkında mısınız? Cevapsız bıraktığınız her mahpus günün birinde dışarı çıkabilir ve karşılaşabilirsiniz. Hiç olmazsa birbirimize bakacak yüzümüz olsun. İnsan yüze bakarmış. Bu konuda bir anımı anlatayım durumun vehametini anlayın. 1997 yılında Bursa hapishanesinden yayınlanması için yayınevinin birine dosya gönderdim. Aynı yıl içinde üç mektup yazdım hiç birine cevap verilmedi. Sonra yazmadım bir daha. 2001 yılında hapishaneden çıktım. Dosyamı almak için yayınevine uğradım. Yayınevi yerinde ama muhatap yok. ‘4-5 yıl önceki dosyayı zor buluruz ama yine de şu bölüme bir bak' denildi. Baktığım yerde 5 yıl önce gönderdiğim mektuplardan birinin açılmadığını, kapalı zarfından anladım. Sessizce aldım mektubu ve çıktım. İçerden yazan heveskar mahpusa diyeceğim ya da hatırlatacağım şey şu; yazmak ve yayınlatmak denilen süreç böyle bir şeydir… “Rağmen” yazmaktır. Eğer hatırlatırsak mahsusmahal'in ilk sayısının kapak yazısı ‘her şeye rağmen yazmak'tır. Evet, her şeye rağmen yazmak! Aslında dışarıdaki yayın dünyasının içerde yazana duyarsız kalması edebiyata ve yazı sanatına o kadar çok yakışıyor ki… Yazmanın ve yaratmanın sırrı burada gizli. Dışarının aymazlığını fazla dikkate almayın, hevesinizi kıracak şey dışarısı olmasın. Adınız Geçiyor Mahsusmahal'in mahpus yazarları içerde ama dışarıda adları geçiyor. Adının geçmesi, adının anılması unutulmaya, unutturulmaya direnir. Kelimenin en uzun ve en geniş anlamıyla tecrit unutturmak ise, yazmak buna hatırı sayılır bir muhalefet olur. Adınız geçiyor aramızda, okurlar arasında. Adınız geçiyor söyleşilerde. Mahsusmahal 12. İzmir Kitap Fuarı'nın konuğu oldu. İzmirlilerle mahsusmahal'in kelamını yaptık. Bir hafta boyunca adınız geçti. Adınız geçiyor internet ortamında www.mahsusmahal.com adlı bir sitemiz var. Dergide yayınlanan yazıları sitede de yayınlıyoruz. Günde ortalama 30-40 kişi ziyaret ediyor. Sitenin kurucu emekçisi eski bir mahpus yazar arkadaşımız Mehmet Göcekli. Siteyi düzenli biçimde güncelleştiriyor. Dışarının Yazmadığı Mahpusların Almadığı Mektuplar Yaşlı dünyamız dijital bir biçim alınca, elle tutulup kalemle yazılmış ‘mektuplar' yavaş yavaş hayatımızdan çıkıyor. Sms ve internet ortamı hayatımızdan çıkardı mektuplaşmaları. Artık ‘mektup' denilen şey dışarıda kırmızı zarf görünümünde resmi devlet kurumları arasında dolaşıyor. Postacıların yükleri her geçen gün biraz daha hafifliyor. Ama bu demek değildir ki mektup bekleyen yerlerimiz kalmadı. Mektup bekleyen bir yerimiz var hâlâ. Dışarının yarattığı içerisi. Yani hapishane. Yani oranın sakinleri mahpuslar. Son yıllarda mahpuslara yazanların azaldığını mahpuslardan gelen mektuplardan okuyorum. ‘mahsusmahal'in yapmak istediği ve anlam yüklediği ‘mektup arkadaşlığı' henüz dışarıda karşılığını bulamadı. Dışarısı ile içerisi ‘arkadaş' olamadı. Sayıları az da olsa yazanlar var ama cevapsız bırakılan mektupların olduğunu biliyorum. Dışarıdaki yazarlar eğer kıymetini bilirse günlük yaşamından uçup giden mektupla buluşma şansı var hâlâ. Başkalarını bilmem ama kalemle yazılmayan mektup bilgisayar tuşları kadar mekanik geliyor bana. Günlük yaşamda heyecanla uğradığım yerlerden biri de posta kutusudur. Yazdığım mektubun cevabını ve beklediğim şiiri-öyküyü oradan alıyorum. Bir yazarın en kıymetli hazinesinin mektupları olduğuna inanırım. Mektupların her daim edebiyatın iyi bir yerinde demlendiğini biliyorum. Büyük edebiyat metinlerinin mektuplardan beslendiğini dünya edebiyatına adını yazdırmış yazar metinlerinden biliyorum. Bir mahpusun yazmaya ilk önce mektuplardan başladığını biliyorum. Her mahpusun kendi kendine içlendiği mektupları vardır zulasında. Peki mektup bir mahpusun neresine düşer? İyi yerine, tam kalbinin orta yerine. Mahpusu diri tutan, onu dışarıya yaklaştıran büyülü bir nesnedir. On yıl mahpus kalıp da bir tek mektup almayan mahpuslar tanıdım içerde. Son yıllarda bunların sayısının çoğaldığını öğrendim. Mektupsuz mahpus şimdi dışarıya daha uzak. Kendim yaşadığım için biliyorum. 10 yıl sonra dışarı çıktıktan sonra bazı yakınlarımla yakınlaşamadım. Bunlar mahpus yıllarımda mektuplarımı cevapsız bırakanlardı. Demek ki çok içlenmişim, bir türlü yakınlaşamıyorum. Şimdi birer yabancı gibiyiz. Uzun yıllar içerde içlenmiş şimdi dışarıda olan eski mahpuslar tanıyorum. İnsanı yakını kırarmış. Kırılmış eski mahpus kitlesi var dışarıda. Dışarı çıktığında içlenmeyen bir insan bekliyorsak mahpuslara mektup gönderelim. Günün birinde çıkıp gelir aramıza katılırsa birbirimize bakacak yüzümüz olsun. Yeri gelmişken mahsusmahal'in dört mektup alacağı var içerden o mahpuslar kendilerini biliyor. Aman geç kalmayalım gözümüz yolda kalmasın…! |
||||||||||||||