![]() |
|||||||||||||||
|
En İyi Hapishane Olmayan Hapishanedir (2. sayı) Hapishanenin Kapsam Alanı Bunları anlatmamın nedeni hapishane sorununun bir kapatma ve kapı sorunu olduğunu vurgulamak. Çünkü ilk girerken garaj kapısı büyüklüğündeki kapı çıkmak isterken iğne deliği kadar küçüldü ve bir saatte girdiğim kapıdan 10 yılda çıkabildim ancak. İktidar için iyi bir hapishane, kapılarını iyi kapatmış olandır, bir mahpus için ise kapıları gevşek olan. Hapishanenin dışardan açılan kapısına dönelim. Dış kapıya çözüm bulunursa içerdeki kapılara gerek kalmaz. Bir ülkede hapishanenin kapsam alanı herkesi kapsayacak genişliktedir. Hele bu ülke Türkiye olunca Başbakanlarını bile kapsar. Onun olduğu yerde herkes kapsam alanı içerisindedir. Zamanı ve sırası geleni çok iyi çeker. Bu kadar kapsam alanı geniş olan reel bir olguyu toplumun büyük bir bölümü duymak bile istemez. Sanılır ki hapishane ve toplum birbirine uzak iki ayrı şeydir. Gerçekte ise hiç öyle değildir. Hapishane Cumhuriyet tarihi boyunca toplumun en sık uğrak yerlerinden biri olmuştur. Keşke bir istatistik yapılmış olsa da bu rakamları görebilsek. Bu ülkede ailesinden yolu hapishaneye düşmemiş kimse var mı? Yaşar Kemal bir röportajında “Anadolu'da jandarma dipçiği vurulmamış kimseyi az bulursunuz” diyordu. Türkiye toplumu hapishaneli bir toplumdur. Hapishane günlük yaşamın önemli bir parçası olmasına rağmen bu konuda insanı hayretlere düşürecek bir kayıtsızlık örneği yaşanıyor. İnsan bazen şöyle düşünmeden edemiyor. Türkiye'de sadece 12 Eylül'den sonra hapishanelere girip çıkanlar bu konuda duyarlı olsa bu konuda epey yol alınırdı. Ama olması gerekenin olmadığı bir ülkede yaşıyoruz. İstedim ki bu yazıda bunları tartışalım. Birçok konuda olduğu gibi hapishane sorunu konusunda da ezberlerin bozulması gerekiyor. Solcusundan sağcısına, devletinden toplumuna ezberlerin gözden geçirilmesi gerekiyor. Bazen diyoruz ya bu işte bir iş var; bir yerlerde hata yapıldığı kesin. Hatanın olduğu yer önce algılarımızda, hapishane olgusuna yaklaşımlarımızda. Hapishane İçerinin Değil Dışarının Sorunu Olmalıdır İçeriden zorlayıcı eylemlerin dışarıda yeterli bir karşılığının olmadığını görüyoruz. Elbette içerde kötü koşulların iyileştirilmesi için her mahpus insan onuruna yakışır bir tavır ve duruş koyabilmelidir. Bu duruşun ve eylem biçiminin ne olması gerektiğini kötü koşullara maruz kalanlar belirleyebilir elbette. Ama bu yapılırken aşırı zorlama yapılmış, dışarıda geniş toplum kesimleri tarafından kabul görmeyen eylem biçimlerinin tercih edilmesinin tartışması bile yapılamamıştır. Şimdi tekrar başa dönersek hapishane olgusu Türkiye'de neden dışarının, yani geniş anlamda toplumun sorunu olamamıştır. Üstelik ülke nüfusunun önemli bir kısmı hapishanede kalmış olmasına rağmen. Yeri gelmişken bir gözlemimi aktarmak istiyorum. 1990'larda hapishanede kalmış birçok kişi ile dışarıda yeniden buluşma imkânım oldu. İnanılması biraz acı ama şu an hapishanelere en duyarsız olanlar bir dönem hapishanede bulunanlardır. Birçoğu hapishane adını anmak, duymak istemiyor. Bence sorun burada gizli. Kötü geçmişle yüzleşememek! Bu toplumun en büyük açmazı geçmişle yüzleşememektir. Hapishanelerin kara kutusu hapisten çıkanlardır. Dikkatle izliyorum bu süreci. Bugünlerde hapishanelere ilişkin herkes bir şey söylüyor. Ama nedense on yıl, yirmi yıl hapiste kalmışlara kimse bir şey sormuyor ya da soramıyor! Sadece 1990'la 2006 yılları arasında Türkiye hapishanelerinde 5 ile 10 yıl arası kalan siyasi mahpus sayısı 20-25 bin civarındadır. Bunlardan 4 bini halen içerde ama 20 bini dışarı çıkmıştır. Yine bu yıllarda içeri girip çıkan adli mahpus sayısı yüz binlerle açıklanabilir ancak. Bu sayısal çokluk ve yaşanmışlığa rağmen bugün F tiplerinde yaşanan sorunlara olan duyarsızlığın nedenlerini iyi anlamamız lazım. Hapishane dışarının yani geniş anlamda toplumun, herkesin sorunu olmalıdır derken, ne demek istediğimi biraz daha ayrıntılandırmak isterim. Bir ülkede hapishane dışarının sonucu olduğu kadar sorunudur da. Her anlamıyla bunu böyle algılamakta yarar var. İçeri kapatılan mahpus dışardan alıkonulmuştur. Dışarıdaki koşulların sonucu olan bu süreç sorun olarak da dışarının tam orta yerinde durmaktadır. Her toplumun kiri hapishaneye doğru akar; bu kirin bireysel olmadığını toplumsal bir kir olduğunu belirtmem gerekir. Bir ülkede hapishanelerin durumu o ülkenin uygarlık seviyesinin en önemli göstergesidir. Bu yönüyle bakıldığında hiç de temiz bir karneye sahip olunmadığı anlaşılır. Hapishane olgusu her ne kadar bir iktidar sorunu ve sonucuysa da toplumu dıştalamaz. Ortada geniş anlamda bir suç varsa bu suç toplumsaldır. Hapishaneleri iktidarlar kurar ama işletmesi topluma aittir. Mahpus kitlesi, mağdurları ve hapishane sisteminin yürütücü özneleri toplumdur. Hapishaneye kimin gireceği önemli değildir. Sırası ve zamanı gelen girer. Bu anlamıyla hapishane kuran bir sistem konuklarını da fazlasıyla yaratır. Bugün Türkiye'de en işlek yerler arasında süper marketler, hastaneler ve hapishaneler ilk sırada yer alıyorlar. Bu yüzden bir gün herkesin yolu düşebilir hapishaneye. İçeri ile dışarı arasındaki duvar her geçen gün biraz daha incelmektedir. Herkesin Yolu Bir Gün Hapishaneye Düşebilir Sorun niyetlerden öte bir sorun. ‘Karşıyım' demekle olmuyor. Buna benzer inkarcı tutumlar hapishanelerin çoğalmasına yarar. Hapishaneler üzerine düşünürken ham hayaller yerine daha gerçekçi düşünme biçimleri yaratılması gerekiyor. Bugün hapishanede mahpus olan yarın dışarı çıktığında aramıza katılacak belki birimize komşu, bazılarımıza arkadaş olacak. İşte bu mahpus her kim olursa olsun içerden sağlıklı çıkmalı. Hiç küçümsenmeyecek bir insan kitlesi var hapishanelerde ve her gün yeni konuklarıyla dolup taşıyor. Eğer zihinsel ve bedensel sağlığını kaybetmemiş üretken bir toplum tasarlıyorsak bunu önce hapishanelerde yaratmamız gerekiyor. Hapishanelere mutlaka duyarlı olunması gerekiyor. Hapishane koşullarının iyileştirilmesi, insana yakışır bir ortam yaratılması içerdekilerin çabası ile gerçekleştirilemez. Yıllardır içerden yapılmaya çalışıldı. Ama sonuçta hapishaneler bugün daha iyi bir noktada değildir. Hapishaneler sorunu hepimizin sorunudur. Eğer Türkiye'de STK'lar bu alana ilişkin çaba içinde olurlarsa inanıyorum ki Türkiye'de hapishane gerçeği her gün ölüm haberlerinin gelmediği bir yer olabilir. Hapishaneleri ortadan kaldırmak hayal ama bu son söylediğim gerçekleşebilir. Bu tamamen konuya duyarlı STK'ların elinde. Bugüne kadar STK' ların hapishanelere duyarlı olmamasını, ilgisiz kalmasını da eleştirmek lazım. STK'lar hapishane sorunlarına devletin bir sorunu gibi yaklaşmıştır. Bu konuda duyarlı olduğunu düşünen soldan dernek ve kurumlar ise hapishanelere bütünlüklü bakmamış, sadece siyasi mahpusların sorunlarına kulak vermişlerdir. Oysa biliniyor ki tüm dünyada hapishanelerde büyük sayısal çoğunluğu oluşturan adli mahpuslar daha ağır koşullarda yaşamaktadır. Türkiye'de her ne kadar siyasi mahpusların sorunu öne çıksa da bu yaşanan trajik gerçeği görmemiz lazım. Bugün bile 4 bin siyasi mahpusa karşılık 65 bin adli mahpus bulunuyor hapishanelerde. F tiplerinde yaşanan sıkıntılar ve ölüm oruçları geniş anlamda hapishane sorunlarını gölgede bıraktı. Fotoğrafın büyük karesini görmek durumundayız. Bu konuda STK'lara büyük sorumluluklar düşüyor. Buradan hareketle Türkiye'de bir STK'lar sorunu olduğunu da vurgulamak istiyorum. Sayısal anlamda STK'ların artışı bir toplumu sivil toplum yapmaz. Eğer kafalarda sivilleşme ve sivil toplum zihniyeti oluşturulamamışsa -ki oluşturulamamıştır- bu konuda çabalar amacına ulaşamaz. Türkiye'nin çok ağır ve güncel sorunlarına devlet gibi düşünerek proje üretilemez. ‘Ölüm orucu' yapana ‘solcu yıkıcı' diyenler, ‘Kürt sorunu vardır' diyene ‘bölücü' diyenler bu konularda proje üretemez. Önce kafalardaki devletçi ve milliyetçi zihniyetin yıkılması lazım. Hapishane Sorunu Sadece Tip Sorunu Değildir Burada unutulmaması gereken bir şeyin altını çizmek istiyorum. Koğuş sisteminden hücre sistemine geçiş operasyonel bir geçiştir. Buna karar verenler bu geçişin zorlu ve sonuçlarının ağır olacağını bilmeliydiler. Hem devlet açısından hem de F tipine direnen örgütler bunun kolay olmayacağını tahmin etmeliydiler. Sonuçta zor olan tercih edildi. Hapishane sorunu gibi bir konuda tipler üzerinden konuşmanın çok doğru olmadığını düşünüyorum. Hapishane sorunu tip sorunu olarak ele alınmamalıdır. Bu bizi yanıltabilir. Bir hapishanenin mimari tipi ile değil içerisinde bulunan mahpuslara yapılan uygulama biçimleriyle ele alınması gerekir. Hapishane dünyasında bu uygulama biçimlerine ceza infaz sistemi deniliyor. Bir hapishanede koşulların ne durumda olduğunu o hapishanenin hangi tipte olduğuyla değil ceza infaz sisteminin uygulama biçimiyle tanıyabiliriz ancak. Bunları söylerken bir hapishanenin mimari yapısının önemsiz olduğunu ileri sürmek gibi bir düşüncede değilim. Ama şunu biliyoruz ki duvarların eli yoktur işkence yapamaz, kapıların dili yoktur insanı aşağılayamaz. Her ikisini de insan insana yapar. Şöyle hapishane geçmişimize dönüp baktığımızda 12 Eylül döneminde Diyarbakır ve Mamak hapishanelerinde yapılan işkenceler hâlâ belleklerdeki yerini koruyor. Adı geçen bu iki hapishane de koğuş tipinde hapishanelerdir. Hapishane sorunu tip sorunu olarak ele alınmamalı derken tüm bunları bilerek söylüyorum. Elbette bugün F tipleri bir sorun. Fakat bu sorun daha çok ceza infaz sisteminin uygulama biçiminden kaynaklanıyor. F Tipinde tecrit söz konusudur. Tecrit F tiplerinde ortak kullanım alanlarının kullandırılmamasından kaynaklanıyor. Her mahpus günün belli bölümlerinde ortak kullanım alanlarından yararlanabilmeli. Her hapishane bu ortamı sağlamak zorundadır. Tecrit bunun yapılmadığı yerlerde vardır. Hapishanenin kendisi başlı başına tecrittir zaten. Ortak kullanım alanının işletilmesi mahpuslara açılmasını çok önemsemek gerekir. Hapishane koşullarında bir mahpus bireysel yeteneklerini ancak bu ortak kullanım alanı dediğimiz mekânlarda geliştirebilir. Türkiye'de F tipinde yapılamayan şey bu ortak kullanım alanlarının kullandırılmaması ya da yetersiz kullandırılmasıdır. Bu yapılamadığı müddetçe F tiplerinde çok daha ağır sorunlarla karşılaşabiliriz. Uzun süre yalnızlaştırma insanı çıldırtır. Uluslararası ceza infaz standardı derki: “Kapatmanın kendisi en büyük cezadır. Mahpus yeni cezalara maruz bırakılamaz”. Türkiye'de mevcut F tipinde günlük yaşamın her anında yeni cezalar mevcut, çünkü ortak kullanım alanlarından yararlandırılmayan her mahpus yeniden cezalandırılıyor demektir. Bu durum sadece F tipi için değil diğer tipler için de geçerlidir. Belki F tiplerinde daha yoğun yaşanıyor ama E, M, H tiplerinde sorunlar yok anlamına gelmemeli. Hapishanelerin ortaya çıkması sorunlardan olmuş ama hapishaneler sorun üreten mekânlara dönüşmüş. Dünyanın hiçbir ülkesinde iyi hapishane yoktur. Tüm hapishaneler kötüdür ama daha az kötü olanlar vardır. Hapishanelere dair yapmak istediğimiz şeyler daha az kötü hapishaneye ulaşmak içindir. Ama bu ‘daha az kötü' olanı kesinlikle küçümsemeyelim. Çünkü en iyi hapishane olmayan hapishanedir.• |
||||||||||||||