|
|
Avaşin Yorulmaz
Cezaevi Yolu Öyküleri (6. sayı)
90'lı yılları yaşayanları derinden etkileyeceğine, sorular sordurtacağına, bazılarında vicdan muhasebesi yaptıracağına inandığım bir konuyu yazıyorum.
'Görüşmeler-ziyaretler' konulu bir yazı dizisi olacak. Konunun içine girdikçe o kadar çok acı öykü var ki hepsi birbirine benziyor, ama hepsi birbirinden çok farklı öyküler. 'Roman hayatlar' var ki hangisini yazacağını bilemiyorsun.
İlk görüşmemi SELİS kadın danışmanlık merkezinde çalışan E.K. ile yaptım.
E.K., hikâyesini anlatırken gözleri doldu. Sitem vardı, 'yapılanlar boşa mı gidecek' diyen bir sitem daha doğrusu bir haykırış… Buna izin verilmesin çağrısı da vardı sesinde.
Konuşurken sözcükler bitiyordu, heyecanlandı. O günleri tekrar yaşadı. Yaşadığı günler ile şimdiki durumu kısaca da olsa kıyasladı; içi acıdı. İçindeki çığlıklar duyulabiliyordu ses tonundan.
E.K. tam 17 senedir eşinin ziyaretine gidiyor. Her defasında başka bir şey öğrenmiş; bazen öfke çok az da sevinç duymuş. Karşılaştığı sorunlar, trajik-komik olaylar neye yorumlayacağınızı bilmediğiniz birçok hikâye yaşamış E.K.
İlk gözaltı 93 yılında olmuş. 1993 yılı Batman’da deyim yerinde ise cehennem yılıydı. Her gün birkaç kişinin ‘faili meçhul’ cinayetlere kurban gittiği, hemen hemen herkesin bir taraf olduğu veya taraf olmaya zorlandığı bir atmosfer hâkimdir. PKK’nin ilan ettiği ateşkes 33 asker olayı ile bozulmuş, çatışmalar en yoğun dönemini yaşıyor.
Daha önce yaptığımız bir röportajda Batman Belediyesi Müdürü Recep
Kavuş, o dönemi şöyle açıklıyordu:
“Arkadaşlarımız istihbarat-haber almak için kullanılmaya zorlandı. Bundan dolayı bazı arkadaşlarımız burayı terk etti. Ya devletin ya da örgütün yanında yer alabilirdiniz. Bu bir dayatma idi. Taraf olmanız istendi. Bırakın gazeteci olmak, sıradan biri olmak bile riskliydi. Her gün ölüm haberleri merkezlere geçiyordu. Bu da bizde büyük psikolojik tahribatlar yarattı.”
Böylesi bir ortamda E.K’nin eşi gözaltına alındı. E.K olayı açıklarken o günleri tekrar yaşadı, sesi titredi:
“Evimize ilk baskın 1993 Şubat’ında yapıldı. Baskının yapıldığı gece üç bayan arkadaşımla birlikte evdeydim. Çocuklarımız da yanımdaydı. O zaman kızım iki yıllıktı. Eşim kırsala gitmişti. Evde yalnızdık. İşte bazen böyle arkadaşlarım bize gelirdi. Gece saat üçe kadar konuştuk, güldük, eğlendik. Evimiz küçüktü. Bayan arkadaşların bende kalması o kadar mümkün değildi. İki arkadaşım evi büyük olan arkadaşa gitti. Gece geç saatlere kadar süren arkadaşça neşenin ardından
derin bir uykuya dalmıştım.
Sabah erken kapımız çalındı. Kapı vuruşundan bir tehlike olduğunu anladım. Tedirgin oldum, kesin bir şey vardı. İçimdeki korkuyla kapıya gittim. ‘Kim o’ dedim. Gelen ablamdı. Kapıyı açtım. Eve baskın yapıldığını ve eşim ile birlikte beş akrabamız da gözaltına alınmıştı.”
Bir kadın ve iki yaşında bebek sahibi bir anne, ne yapacağını bilmez durumda sağa sola gitmiş. Evden hemen ayrılması gerektiğini anlamış. Kızını battaniyeye sararak çıkar evden. Kimseyi tanımıyor. Babasının ev kayınlarının evinde özel harekât timleri karakol kurmuş gittiği an gözaltına alınacağını biliyor. Bir akrabasına gidiyor. Herkesin taraf olduğu veya taraf olmaya zorlandığı bir dönemde kırsala gitmiş birinin eşini evinde saklamak çok büyük bir cesaret istiyordu. Gözaltı, tutuklama hatta ölümü dahi göze almak gerekiyordu. Fişlenmeniz ensenizden ya da kafanızdan bir kurşun almaya yetiyordu. Hizbullah bir taraftan devlet güçleri bir taraftan… E.K. en çok akrabalarının evinde zorlandığını belirtiyor:
“Akrabalarımdaydım. Aslında beni istemiyorlardı. Çok korktukları belliydi. Bana direk ‘git!’ diyemiyorlardı, ama hal ve hareketlerinden bana hemen buradan git diyorlardı. Bu çok zoruma gitti. Seni istemeyen birine sığınmak çok acı verdi bana. Yapacağım başka bir şey yoktu. Ya eve gidip ki gittiğim an gözaltına alınacaktım ya da ‘seni istemeyene sığınma işkencesini’ çekecektim. Sığınma işkencesi bana daha ağır geldi. Ne olursa olsun gideceğim, dedim. Kızımı kucağıma aldım karakolun kurulduğu babamın evine gittim. Babam, son anda kurtulmuş gözaltına alınmaktan. Evi gösteren kişi, baba kırıkçı olduğundan bu eve geldiklerini, onu zorladıklarını söylemiş. Babam da kırıkçı olduğunu söylemiş. Tam o esnada bir kadın kucağında çocuğuyla babamın yanına gelmiş. Oğlunun kolu kırılmış babamın yapmasını istemiş. O kadın gitmiş beş dakika arayla başka biri gelmiş tedavi için babamın yanına. O zaman babam gözaltına alınmaktan kurtulmuş. Ben eve gittiğimde evde karakol kaldırılmıştı. Ben de rahat bir nefes aldım, ama eşim ve akrabalarım gözaltında
olduğundan çok tedirgindim yine.”
19 yaşında bir kadın iki yaşındaki kızı ile eşini bekleyecek. İnsan, yeni hayat kurmak, hayatın zorluklarına birlikte göğüs germek için evlenir. Sözüm öylesine yapılmış evliliklere değildir. İnsanlar yalnızlıklarını eşleri ile paylaşırlar. Birlikte hayat kurmayı umduğu, hayallerdüşler ile andığını eşini ondan uzaklaştığında kendini çok kötü hissetmiş E.K. iki yıllık kızı ile birlikte hayatını örmeye çalışacak. E.K. eşinin tutuklandığında her şeyini yitirdiğini sanmış:
“Kızım E.. daha iki yıllıktı; babasını tanımıyordu. Belki de içimi en çok acıtan da babasını ancak büyüdüğünde tanıyacak olmasıydı. Eşim tutuklandığında kendimi çok kötü hissettim. Dünyam karardı derler ya tam anlamıyla dünyam kararmıştı. Ne yapacağımı tam olarak bilmiyordum. Şimdiki kadar politik bilincim yoktu. O dönemde ‘iyi’ bir duygu hissettiğimi hatırlamıyorum.”
Eşi daha gözaltında olan E.K, eve dönmüştü, ama hala gelip onu götürecekleri korkusu içindeydi. Evde kalmaktan huzursuzdu. Hiç şüphe çekmeyen bir evde kaldı.
“Evde korkuyordum. Ben de hiç kimsenin şüphelenemeyeceği bir eve sığındım. Ev yıkılmak üzereydi. Aile çok yoksuldu. Akrabalarımdan daha iyiydiler. Özel olarak ihbar dahi edilseydi zor bulunurdu ev. Geceleri bu evde kalıyor, gündüz de evime gidiyordum.”
Her an bir şey olacakmış korkusu, gelecekte ne olacağını bilmem, eşinin durumunun daha netleşmemiş olması E.K.’yi hayatta da ne yapacağını bilmez bir duruma getirmişti.
E.K.’nin eşi 31 gün gözaltında kaldı. Eşinin cezaevine götürüleceğini öğrendiğinde rahatlamaya başlamış. En azından eşi sağdı ve eve bir gece yarısı ansızın baskın yapılmayacaktı.
E.K.’nin 17 yıl sürecek ve hala süren cezaevi yolu macerası başladı. Hayatında ilk kez birinin görüşüne gidecekti; hem de en yakını olan kişi eşinin ziyaretine.
“Avukat, eşimin cezaevine götürüldüğünü söyledi. Annem, ablam ve ben cezaevinin önüne gittik. Kucağımda taşıdığım küçük kızım ağlıyor. Ne olacağını bilmiyorum; görüşülüp görüşülmeyeceğimi de bilmiyorum. Garip bir duygu ile cezaevinin nizamiyesine geldik. Kimliklerimiz alındı, isimlerimiz yazıldı. Kimin ziyaretine gideceğimizi belirttik. Eşim kırsalda olduğu için onu bir bucuk seneden fazladır görmemiştim. Onu ilk gördüğümde ne olacağını kestirmeye çalışıyordum. Nasıl davranacağımı, ne diyeceğimi bilemiyordum. Eşim görüş kabinine geldi. Aramızda tel vardı. Normalde elini tutabilirdim, ama bunu yapamadım. Hem eşim olarak görüyordum hem de yabancı birisiymiş gibi. İçimde garip hisler vardı.”
E.K., haftada üç kez görüşe gidiyordu. Her defasında farklı bir şey öğreniyor ve alışıyordu yeni hayatına. Artık kendini tutuklulardan biri gibi görüyordu. Onların sorunları onun da sorunuydu. Sadece eşi için değil, diğer tüm tutuklular için bir şeyler yapmak istiyordu. Onlardan, ‘hepimiz biriz’ anlayışını öğrenmişti; çünkü onlar öyle yaşıyordu. Politika tartışılıyordu. Gündemdeki sorunlar, Partideki (HADEP) sorunlar tartışılıyordu. Her ziyaret E.K. için yeni bir bilgi ve gözlem birikimiydi.
|
|