![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Gök solmuştu. Hava ağır, nemli ve ıslak… Rüzgar firari, sarhoş… Tarçın ve zencefil kokusu arasında bankta oturmuştu kadın. Deniz ayakları dibinde uzanırcasına masmaviydi. Güneş ışınları yatay denizde parlıyordu. Yılgın, kederli mahmur ve hüzünlüydü kadın. Yörüngesinden kopan akan yıldız gibiydi… İçi kurtçuklar tarafından oyulmuş ve kırılmaya yüz tutan çardağın orta direği gibi çatırdıyordu beli. Ruhu avucundaydı. Sıksa avucunu boğacaktı, bir kelebek gibi ruhunu. Bilinmezlik, dağınık düşünceler sarmıştı onu. Gri eskimiş bir balıkçı teknesi aborte etti rıhtıma. Kadının gözünde dalgalar, şövalyeler gibi saldırıyordu dalgakırana. Yüzünde kılıç izleri taşıyordu dalgakıran. Yosun ve köpük… Gün ikiye bölünmüştü. Sigarasını çıkardı cebinden. Dertlere deva… Kısıp gözlerini baktı ufka. Çığlık çığlığa martıları, albatroslar ve balıkçı kuşları. Balıkları ve yüzen pet şişelerini düşündü. Sevmeyi ve sevilmeyi aklına getirmeye çalıştı. Bu düşünce, iki ıslak dudak kadar zevkli ve tatlı… Ama eriyordu avuçlarında her şey. Kim bilir, belki birazdan kopacak fırtınayı hayalinde canlandırıyordu. Dalgıçlar… Cankurtaranlar… ve siren sesleri… Ayakta duran adam kollarını birleştirdi göbeğinde… Güzel, korkunç, oynak ve şuh hayatı düşünüyordu durmadan. Kadın iç geçirdi. Sigarasını kırıp fırlattı uzağa ve sıktı yumruklarını tıpkı kasılan bacakları gibi. Düşlere yelken açtı. Kasılmanın sebebini bulmaya çalıştı. Bunun psikolojik, sosyolojik, biyolojik bir nedeni olmalı diye sordu kendi kendine. Onların dışında her şey iyiydi. Hayat devam ediyordu tek düzeliğinde. Adam bir sigara yaktı. Kadın ellerini bacaklarının arasına sıkıştırdı ve ince çenesini, titreyen dizlerine koydu. Alaca sakallı, kirli yüzlü, ön dişleri çürümüş, gözlerinin altında mor halkalar, hayata doymuş, bıkmış, amaçsızca gün geçiren, tüm pejmurdeliğiyle bir balıkçı geçti. İlerisinde iki genç el ele tutuşmuştu, neşeli ve coşkulu görünüyorlardı. Adam banka döndü, kadının yanına oturdu. Parmaklarını kadının sarı saçlarına geçirdi. Bir zamanlar parmaklarını bu saça geçirmeyi ne kadar da arzuluyordu. Kadın mahmur gözlerle süzdü erkeği. On günlük zaman. Onu on yıl kadar yıpratmıştı. Saçların kirlenmiş, yıkamadın mı? Yıkadım. Ama telaşla. İyi temizlendi mi bilmiyorum her şeyi telaşla yaptığımı görüyorsun? Ne olacak halimiz? “Ne olacaksa olsun. Nerede inceyse oradan kopsun.” Dedi adam. “Şu gençlerin ne kadar neşeli olduklarını görmüyor musun? Onların yerinde olmak ister miydin dedi. Evet anlamında başını salladı kadın. Kırılgan ve hayıflanan bir edayla. Biz hayatımızdan ne anladık diye düşünüyordum da… “Hayat” dedi kadın, sözünü keserek adamın “Hayat boktan bir saray. Güneş vurdukça keskinleşiyor kokusu. İnsanlar her gün biraz daha günaha batıyor. Şu andaki halimizi hayal bile edemiyorum. Ama oldu bir kere… Nasıl olduğunu anlamış değilim. Acaba bu bizim kaderimiz mi?” Bilmem var mı sence böyle bir durum. Bilmiyorum… şimdi annem çıldırmış olmalı. Hele babam, küplere binmiştir. Bu işi ölüm paklar dediğini duyar gibiyim. Ne zaman bir erkeğin elimi tuttuğunu biliyor musun? Adam bilmiyorum anlamında başını salladı. Gerdek gecesinde kocamın, pardon aptallık işte. Yıllar bazı sözcükleri insanın ağzında sakız ettirip bırakıyor. Bunları ancak yine zaman değiştirebilir. Eski kocam. Kim bilebilrdiki onu bir gün bırakıp seninle kaçacağımı. Bu büyük bir cesaret mi, yoksa aptallık mı? Öyle büyütülmüştüm, sadakatli ve iffetli… seninle gelirken doğru bir şey yapmadığımı biliyordum. Çünkü Allah'ın affetmediği tek suç zinaymış, diyorlardı bize… Bu dünyada çektiğim çile ve ızdıraplar bana yeterdi. Öbür dünyada cehennem azabını çekmek niyetinde değildim. Zaman zaman sana karşı içimde bazı kıpırdanmalar oluyordu, ama sonradan bundan büyük pişmanlık duyuyordum. Evimize gelmene çok kızardım. Her gelişinde mutfakta ne kadar gözyaşı döktüğümü bilmiyorsun? Gizli gizli ağlardım çünkü aldatmaktan korkuyordum. Burnunu çekti. Sağ eliyle, gözlerinin yaşını silerken, erkek elindeki mendille silmeye devam etti kadının gözyaşlarını. Kadın devam etti konuşmasına “… ama sen gelmediğinde de yine üzülürdüm, yine ağlardım. Gönlümün içinde senin gönlün vardı. gönlümüz tek çiçek, tek yıldız açardı. Her seni gördüğümde, gözlerim sevinçle parlardı. Çocuklar gibi sevinir, tüm dertlerimi unuturdum.” Derin bir of çekti sonra. - Demek hayat boktan bir saraymış öyle mi? Ya biz neyiz? - Bizler mi? Bizler o sarayın içindeki hizmetçileriz. Yani bok böcekleri. Yuvarlanıp gidiyoruz. Ne yaptığımızı, ne yapacağımızı bilmiyoruz. Her dam başında çiftleşmeye hazır mart kedileri gibiyiz. - Bence bu son söylediğin şey hayatın en mükemmel yanıdır. Bana göre hayat ipekten bir elbisedir. Ya da senin o giydiğin kışkırtıcı jartiyer ve tangandır. Hayat aşk meyvesini bize sunuyor. Bundan ancak deliler kaçar… yok efendim, günahmış, ayıpmış, bunlarda neyin nesi. - Öyle mi düşünüyorsun? - Aynen öyle. - Haydi canım sende. Düne kadar günahtır diye televizyon seyretmezdim. Adam gülümsedi. Kadına; - Komik ya da aptalca bir şey mi söyledim? - Hayır canım onu da nereden çıkardın. - Ama ben konuşunca gülüyordun. - Ha!.. sana gülmedim. Günah dedin de aklıma bir fıkra geldi ona güldüm. - Çok mu komik. - Evet komiktir. Sana anlatayım. Kadının biri on beş yıl boyunca hayat kadınlığı yapmış. Biriktirdiği paranın bir kısmıyla, bir cami yaptırmış. Ardından imama sormuş; “on beş yıl boyunca hayat kadınlığı yaptım. Biriktirdiğim parayla bir cami yaptım. Bu durumda günahım mı çok yoksa sevabım mı? İmam kadına “günahın ve sevabın eşittir. Ama bu on beş yıl boyunca yaptığın şey sana kâr kalmış.” Kadın gülümseyerek başını salladı. - Yani yaptığımız şey bize kâr mı kaldı ha? - Öyle sayılır. Bana göre günah göreceli bir kavramdır. Mesela çok eskilerde iki kardeş arasında evlenmek serbestti. Bu günah sayılmazdı. Evlenme sözleşmeleri yoktu. Eğer o zamanlarda yaşasaydık şu an da yaptığımız şeyden kaygı duymazdın. “Ama o zamanlar” dedi kadın. “Şu an ise yaptığımız, şeriat'ta cezası recmdir. Aile meclisinin kararı töre cinayeti, hukukta hapis, siyasette ahlaksızlık, komşuluk hukukunda ise komşusunu kazığa oturtmaktır.” - Beni bayağı hayal kırıklığına uğratıyorsun. Sanki seni zorla kaçırmışım. Hani aramızda aşk denen bir bok vardı, kokusu nereye uçtu gitti peki. O zaman niye geldin kızım. Ben de senin gibiyim. Hatta daha beter. Geride üç çocuk ve kalbi kırık bir kadın bıraktım. Seninki nasıl olsa kendine bir tane bulabilir. - Öyle diyorsun da ben de onların kalbine kan ve nefret tohumları ektim. Şimdi ikimizi yakalarlarsa ne yapacaklarını biliyor musun? Elini tabanca gibi yaparak ‘tak…tak...' yaptı... “Haydi canım sen de” dedi adam, “Karısını başkasına kaptıran erkekten adam mı çıkar.” Kadın elini, erkeğin omzuna vurarak. - Sen piçin tekisin. - Öyleyimdir, evvelallah. Yalan mı söyleyeyim. Yoksa ondan korkuyor musun? - Korkmuyorum diyen insan yalan konuşuyordur. Korku insanın ruh ikizidir. Ne senden ayrı ne de seninle yapabiliyorum. Ölüm ne zaman kapımı çalacak, ne zaman soframa oturacak bilmiyorum. Bazen bu deniz dalgası gibi ayaklarımı yerden kesiyor, bazen de şu rüzgar gibi eteğimi belimden sıyırıyor. - Niçin geldin? - Bilseydim onu da sana söylerdim. İçimde şaha kalkan kısrağa gem vuramadım. - Ya şimdi vurabiliyor musun? - Şimdi de vuramıyorum. Şekilde görüldüğü gibi çifte atıyor, kimseyi kendine yaklaştırmıyor. - Ne olacağını da bilmiyorum. - Pişman olmuş gibi konuşuyorsun. - Pişman değilim. Vicdan ateşi bedenimi yakıyor. - Sebebi ben miyim? - Öyle demedim. - Kastın ne o zaman? - Kastım vicdanıma. İçimdeki arsız kısrağa. Seninle niye yatmadığımı biliyor musun? - Ben de on gündür sana aynı soruyu soruyorum. Eski kocanla hiç sevişmiyor muydun? - Gören anlatsın diyecektim de gören olmadı. Şaşırdı adam. Tedirgindi. - Bu duruma seni ben mi getirdim? - Hayır. Seninle gelmemek için kendimle çok uğraştım. Başaramadım. Gece-gündüz acılar içinde kıvranıyordum. Şayet gelmeseydim kendimi öldürecektim. Ama gelirken de ahlaken doğru bir şey yapmadığımı biliyordum. Fakat içimdeki acılardan kurtulurum diye düşünüyordum. Geride enkaza dönmüş bir hayat bıraktım. Her sevişmeye başladığımızda yanlış ve ahlaksız bir şey yaptığımı fısıldıyor vicdanım bana. İşte kasılmamın sebebi bu. Adam başını ellerinin arasına aldı. - Ne olacak bu aptallığın sonu. “Gayet basit” dedi kadın. “Aynı çıkmaz sokakta dolaşıp duruyoruz. Bak hemen halledecem bu sorunu.” Adam şaşırdı. Dönüp kadına baktı. Kadın yerinden kalktı, olanca hızıyla koşarak kendini denize attı. Suyun üstünde baloncuklar bir belirip bir kayboldu.•
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||