|
|
Ahmet Akgün
Felizasyon
Her şeyin güvenlik amaçlı gerçekleştiği bir yerdir hapishane. Başlangıçta kulağa hoş gelse de, gerçekliğinin ise hiçte hoş olmadığıdır. Güvenlik odaklı bir stratejinin iki amacı var. Birincisi, kontrol edilebilir toplum yaratmak, ikincisi, marjinal bir alanda insanlarda ne tür sorunlara (fiziki psikolojik) yol açtığını görmektir. İkdidarın “yeni” toplumsal projesine F tipindekiler birer denek oluyorlar. Bu düşünülen karşı bir soyutlama değil, uygulanan gerçekliktir. “Güvenlik olmadan özgürlük olmaz” stratejisi büyük toplumsal yönlendirmenin ufkunu oluşturur. Yaşama hakkının varoluşsal gerçeklikten değil, denetim altına alınmasından doğduğunu kanıtlamaya çalışmaktır. F tipi bu ütopya dışı modelin laboratuarı olarak kullanılmaktadır. Ve şunu belirtmekte yarar olduğu kanısındayım, toplumun tam saha felizasyonu, F tipini, F tipinde yaşayanların sorunu olmaktan kısmen de olsa çıkardığı inancındayım.
Çünkü uygulamalar insanlar arası kabul edilebilir bir ilişki kalitesini yaratmıyor. Altüst ayrımcılığına dayanan hiyerarşik düzen oluşturuyor. Resmiyet “sosyalitesi” ile kontrol altına alınmaya ve kabul ettirilmeye dönük gerçeklik. Bütün taleplerin dilekçe ile çözümlendiği bir zorunluluk. Diyelim ki hastalandın dilekçen yoksa revire çıkamazsın. Acil bir durum çıktığında mesai saati ya da günü değilse öylece kalabilirsin. Bir de hastane sevklerinin zamana yayılması ve iptalleri var. Bununla yoğun beklenti hali yaratılıyor. Yararlı olan hiç bir şey tam yapılmaz, yarım yapılır, bölünmelere ayrılır. Bunu bir kalıba yerleştirmek girişimi olarak da algılamak mümkün. Düşünceler, duygular şartlandıkça insan kontrol edebilme özelliği kazanıyor. Yani kendi gerçekliğinin uzağına kendisinin dahi farkına varmadan taşınmasıdır. İnsan kontrol edilebilir durumdaysa, ya zımni ya da gönüllü kabul ediyorsa “ayrıcalıklı” olanaklar elde edebiliyor. Tersi durumda ise her şeyin en azını ve en kötüsünü kullanabiliyor. Bir tercih değil, dayatma desek daha doğru söylemiş oluruz. Kontrol ediliyorsan duygusunun, düşüncesinin her an yaşatılmasına dönüktür.
İktidarın fiziki yapısından bir tanesinin olduğu bilinmektedir. Uygulamaları ve yapısı bakımından diğerlerinden farklılık gösterdiğinden gelecekte nasıl bir toplum ön görüldüğünün ipuçlarını da vermektedir. İnsanlar arası dayanışmanın, güven verici bağların onarılamaz biçimde kopması istenmektedir. Gözlenen her denek gözlenen tarafından etkilenmesi hedeflenmektedir. Yoğun dayatıcılık ve kontrol, insan ne kadar kabul etmezse de ama bir biçimiyle bazı yönlerini etkileyebilmektedir. Böylesi bir durum karşısında tutsakların kendi gerçeklikleri oluşmuyor. Tutsaklar arasındaki her dayanışma bağı kendilerini farklı alternatif biçimde yaratma zeminidir. Yaklaşık olarak 3 bin adet (120 siyasi tutuklunun, hepsinin ortak) kitabımız var. Bazı arkadaşlarımıza bazı nedenlerden dolayı kitap gelmiyor, ya da getirtemiyorlar. İdarenin kütüphanesindeki kitapların birçoğunu ya daha önce okumuşuz, ya da ilgi alanlarımıza cevap vermiyor. En azından kendi kitaplarımızı kullanarak bir dayanışma ağı yaratmak istiyoruz. Basit bir gerekçeyi iyi bir amaçla donatmak yani iktidar ilişkileri dışında kendi gerçekliğimiz, hayata dair gerçekliliğimizi yaratmak. Sadece insan ve sosyal varlık olmaktan kaynaklı dayanışma duygusunun gelişmesidir. En azından muhalif durmanın nişanesi olur. Gerçek bir dayanışma doğurmadığının farkındayız; ama dayanışmaya az da olsa bir ufuk açar. Yani içerdekine kendin olabileceği kimlik kazandırmaya çalışır. Bir kısım da olsa insanın kendini gerçekleştirdiği alandır, dayanışma duygusu. Her hangi bir kimliğini gerçekleştiremediğin zaman (insanlar artık çoğul kimliktirler) insanlar arası her tür olumsuzluğun normalleşmesi demektir. F tipine geldikten sonra kendini gerçekleştirme düşüncesinin, insanın kendi anakaresi olduğunu gördük. Kesinlikle keşfedilmemiş bir yerdir. İnsanların birlikte doğurdukları birikimsel güçlerinin iyi şeylere yol açacağını biliyorlar. Bunun için dayanışma insanın kendine ait en eski kazanımıdır: Böyle bir duygunun tüketilmiş olması kanımca insanın felaketi olur.
İnsanlara bıktırıcı şeyler yaptırmak en çok hapishanelerde, kışlalarda, yatılı okullarda olur. Haftada bir defa sohbete çıkma hakkımız var. Başına bir kaza bela gelmezse çıkıyoruz. 3 saat sohbet yerinde kalıyoruz. Orada sıkıştıysan ya odana geleceksin bir daha sohbet yerine götürülmeyeceksin, ya kendini tutacaksın, tutmazsan altına edeceksin ya da sohbet yerine gelmeyeceksin. Yönetmelikte haftada 10 saat faaliyetlerden yararlanma hakkından 4 saat yararlanabiliyoruz. Son dönemde sohbetspor yerlerine de kamera takılmış, artık oraya da insanın gidesi gelmiyor. Rahatsız edici bir durum. Rahatsız edici olan kendi amacını gerçekleştirirken başka bir amacı da yaratıyor, onlardan kurtulma amacını.
Yöntem olarak, basit ve karmaşık sorun arasında ciddi bir farklılık görmüyorum. Basit ve karmaşık sorun da bir amacın hizmetindedir. Basit sorun, çözülürlüğü kolay olan ve karşısında direnç olmayan sorunlardır. Karmaşık sorun ise, karşısında ciddi bir güç olan sorundur. Çözümlenmesi dolaylı ve zaman alan olaylar bütünlüğü oluşturur. Onun niteliği amacın niteliği ile değil, çözülebilirliği ile ilgilidir. Sorunu yaratan amacın kendisidir: iki haftaya yakındır bize plastik kaşık vermişler. “Büyük” düşünenler için basit bir sorun, günde üç defa iğrenerek yemeğe oturulduğunda büyük sorun olur. Kaşığı her ağzından çıkardıktan sonra üstü yağ kaplıdır. Bir türlü temizlenmiyor, her seferinde kirli bir kaşıkla yemek yiyiyormuşsun hissi uyandırıyor. Günde üç defa iğreneiğrene yemek yemek insanda sağlık mı bırakır? Sorunun basitliği ulaşılmak istenen amacın gerçekleşiyor olmasıyla alakalı. Bu durum sevilmeyen bir şeyi dayatarak, zorla sevdirmeye çalışmadır. Elbette bir adı vardır.
Felizasyon çağın gelecek projesidir. Geçen yıllarda Heinz R. Dagles’e ait “Kozmik Kod” adlı kitabında kuantum tekinsizliği denilen bir kavram öğrenmiştim. Kitapta şöyle geçiyordu. “Elektrona baktığınız anda o bir parçacıktır. Fakat ona bakmıyor olduğunuz anda o tekrar bir dalga gibi davranır. Bu oldukça tekinsizdir ve hiçbir alışılmış nesnellik fikri buna yer vermez”. Bundan iki sonuç çıkarabiliriz; birincisi gerçeklerin insan gözlemlerinden bağımsız geliştiği düşüncesinin sonuna gelindiği, ikincisi gerçekliklerin kısmen de olsa gözlemlerle yaratılabileceğidir. Bilgi teknolojilerine sahip güçler uzun zamandan beri bunu iyi özümsedikleri inancındayım. Eski mekanikkutuplaştırıcı düşünce yerine, toplumun, insanların tamamını kapsayacak “maddi” ve “manevi” değerler düşüncesi oluşturulmaktadır. Artık sorun insan farklılığı değil, üretilen bilgi tipine göre davranıpdavranmadığıdır. İnsanların tek bir bilgiyle yönetilmesi hedeftir. İhtiyaçları, sorunları, düşünce yapıları aynı, benzeşik olan bir toplumu kontrol etmekten daha kolay ne olabilir ki…
İlginç bulduğum nokta F tipi toplumunun bu teoriye göre gerçekleştiriliyor olmasıdır. Şimdiler de giderek yaygınlaşan F tiplerinin toplumun onayı dışında gerçekleşmediğidir. Toplum katılımcı rol üstlenmiştir. Deniz’ler asıldığında susan, işkenceler yapıldığında susan, “Hayattan götürmeler” (dönüşler) olduğunda susan felizasyon gerçekliğinin oluşumunda rol oynamıştır. Gözlemleyerek yarattıkları bu gerçekliğin kendi gerçeklikleri olduğunu bilmeleri gerekir. Bireyleri olmayan bir toplum suskun toplumlardır. Felizasyonu Big Brother’in gelişine benzetmek yerinde olur.
Kısaca; Demokrasi yüzyılı olarak adlandırılan 3. bin yılın kontrol dünyasının yaratılmaya çalışıldığı bir yüzyıl olacak. Kuşatma ve denetim evlerin içine kadar girecek. Yaşam hakkının kutsallığı yerini denetim hakkının kutsallığına bırakacak. Gelecek daha fazla kontrol daha fazla denetimdir: Teknolojik bilgi buna hem uygundur hem de kullanırlılığı açısından da fazla sorun oluşturmuyor. Dışarıdakilerin daha büyük bir F tipine kapatıldığını söylemek yanlış olmayacaktır. Tek şanssızlığımız yerimizin dar olmasıdır.
|
|