İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal... İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal...

 

 

 
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Sayılarımız
Öyküler
Şiirler
Denemeler
Karikatürler

Adnan Özyalçıner

Nasıl Yazmalı?

Öncelikle yazamak çok okumaktan geçer. Yaşadıklarımızdan öğrendiklerimiz olduğu gibi okuduklarımızdan da öğreneceğimiz çok şey var.

Bir olayı ya da insanı yazmak istediğimizde önce ne için, kimin için yazdığınızı düşüneceksiniz. Ne için, kimin için yazmak önemli olduğu kadar nasıl yazmak da önemlidir.

Öyküde yazılanlar, anlatılanların daha iyi anlaşılabilmesi, öne sürülen düşüncenin açıklık kazanabilmesi için okurlara en etkili biçimde ulaştırmak adına iyi bir kompozisyon (iyi bir kurgu) özgün bir biçim içinde aktarılmalıdır. Çünkü Nazım Hikmet'e göre: “Toplumcu gerçekçilik bir biçim sorunu değil, bir dünya görüşü”dür. Bunun için de: “İçerik toplumcuysa eğer, varsın milyonlarca biçim osun. Böylelikle insanca, en insancıl ve karmaşık idealler “düşünce ve duygularımız daha iyi verilebilir.

İçeriği yaşadıklarınızdan, biçimi okuduklarınızdan geliştirebilirsiniz. Yazacağınız öyküler, anlatılar toplumsal ya da bireysel olaylara yer verebilir. İnsan ilişkileri üstün de durabilir. Ama biçim yönünden başladığı gibi bitmek zorundadır. Her türlü ayrıntı genel düşünceyi (ana fikri) ya da iletiyi destekleyici, güçlendirici olmalıdır. Öyküde bir yere bağlanmayan dağınık ayrıntılar, onu hantallaştırmaktan, asıl anlatacağımızdan uzaklaştırmaktan başka işe yaramaz.

Öyküde betimleme, öyküyü canlı kılma, olayı gözle görülüyormuş gibi algılatma açısından önemlidir. Ama olay örgüsü içinde, olayın akışını engellemeden yapılmalıdır. Her türlü betimleme olayla at başı gitmeli, dahası öyküyü geliştirici olmalıdır. Karşılıklı konuşmalar da böyledir. Olayı destekleyici ve geliştirci olmalıdır.

Orhan Kemal, karşılıklı konuşmalara çok önem verirdi. Orhan Kemal'in anlatım özelliklerinden biridir karşılıklı konuşmalar. İlk bakışta kolaycı bir yöntem gibi görünen bu yazış biçimi, aslında kişilerini davranışlarıyla dış gözleme dayanarak çizmeyi yeğleyen Orhan Kemal'in dikkat edilmesi gereken önemli bir özelliğidir. Çünkü anlattığı kişilerle, olaylarla bütünleşir bu tutum. Orhan Kemal, karşılıklı konuşmalarla bir durumu, bir davranışı, bir çelişkiyi belirlemede ustaca kullanmıştır bu yöntemi. Bu arada karşılıklı konuşmalarla uzun uzadıya ruh çözümlemeleri yapmadan öykü kahramanlarının ruhsal durumunu, karakter yapısını da ortaya koyar.

Öyküde gözlemin de önemli bir payı vardır. Önemli olan gözlemlediklerimizden yola çıkarak toplumsal çelişkileri, sınıfsal ayrımlardan kaynaklanan gerçekleri görmek, gösterebilmektir.

Dış gözlemlerden kaynaklanarak toplumsal gerçeklere ulaştığımız gibi iç gözlemlerden kaynaklanarak ruhsal durumları da dile getirebiliriz. Her ikisinde de bir toplum içinde yaşayan insanın dış gözleme dayanan davranışları kadar iç gözleme dayanan duygu, düşünce düş dünyası da bir bütünlük içinde yansıyabilmelidir.

 

Sait Faik bu dengeyi ustaca sağlamıştır.

Sait Faik'in öykücülüğünün en belirgin özelliği, öykücülüğümüze yaşanılanı getirmiş olmasıdır. Yaşanılan yaşayışla içiçe olmak, yaşamayı kendinde duymak.

Yaşamayı kendinde duyuş, Sait Faik'in öykülerinde anlattığı bütün kahramanlarının yaşamlarını da kapsar. Onun için o, “bir takım insanlar”ın yazarıdır:

“Adam konuşuyordu. Tatlı munis bir Anadolu şivesiyle:

Ağabey, dedi, buradan bana benzer bir takım adamlar geçti mi?

Bana benzer adamlar... Bütün insanlar birbirine aşağı yukarı benzemez mi? Bana benzer adamlar ne demekti?

Evet adamın hakkı vardı. Ona benzer adamlar, ötekilerinden kolaylıkla ayrılabilirdi. Kış günü bir şehirde insanlar palto, şapka giyer, ayaklarında fotin vardır. Belki paltolarının renkleri, şapkalarının kurdelaları ve alamerikan yahut alaturka şapkalarıyla birbirinden ayrılabilirler, icap ederse.

Bu adamın ne paltosu, ne şapkası, ne de ayakkabıları vardı. Buna mukabil sırtında mor pamukları yer yer, parça parça dökülen bir hırkası, belinde ipi, ayağında yazlık, tüy gibi bir pantolonu ve ayaklarında yine iplerle bağlanmış çuvalı...”

 

Sabahattin Ali'nin öykülerindeyse dış gözlemlere dayanan güçlü doğa betimlemelerinin yanı sıra sergilediği katı gerçekler, anlatımını da etkilemiştir. Onun için öykülerinin sert ve çarpıcı bir havası vardır.

Sabahattin Ali, “Bahtiyar Köpek” adlı öyküsünde hep acı gerçekleri yazmak zorunda kalışını alaya alır. Ama bu alay, acı bir alaydır:

“Niçin hep acı şeyler yazayım? Dostlar, yufka yürekli dostlar bundan hiç hoşlanmıyorlar. 'Hep kötü, sakat şeyleri mi göreceksin?' diyorlar. 'Hep açlardan, çıplaklardan, dertlilerden mi bahsedeceksin? Geceleri gazete satıp izmarit toplayan serseri çocuklardan; bir karış toprak, bir bakraç su için birbirlerini öldürenlerden; doktor bulamayanlardan; hakkını alamayanlardan başka yapacak şeyler, iyi güzel şeyler kalmadı mı? Niçin yazılarımdaki bütün insanların yüzü soluk, yüreği kederli? Bu memlekette yüzü gülen, bahtiyar insan yok mu?”

Sabahattin Ali bu sözleriyle öykülerinde en çok hangi konuları ele aldığını, hangi gerçekleri vermeye çalıştığını da ortaya koymuyor mu?

Kısacası öykü, başlangıcı olan, belirli bir süreç içinde gelişen ve bir sonuca ulaşan bir kompozisyona, kurguya sahip olmalıdır.

Öykünüzü kurgularken içinde bulunduğunuz ortamı (yeriyle, zamanıyla) yaşananları ele alarak -gerekiyorsa geçmişle gelecekle de bağlarını kurarak- ister toplumsal, ister doğrudan doğruya bireye yönelik insansal açıdan olsun çelişkileri belirtmeli, bunların evrensel boyutlarını, değişen olaylardaki değişmeyen özü ( temel çelişkiyi) ortaya koymalıdır.

Dille anlatıma gelince öykü, bu yönden yalın olmak zorundadır. Türkçenin yalın ama bir duyguyu, bir düşünceyi, bir durumu anlatacak en güzel sözcükler seçilmelidir. Öykülerinizde yaşadıklarınızı, ya da yaşananları özentiye kaçmayan yalın bir anlatım, içtenlikli bir biçimde aktarmanız yeterli olacaktır.


 
Mektup Bekleyenler
Dergiyi Edinmek
Bağlantılar
İletişim
Ortak Kitaplar
Basında Kitaplar
Kitap Çıkaranlar
Mahsus Mahal Türküsü
Bize Yazın
 
Google
 

eXTReMe Tracker