İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal... İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye köprü kuran dergi; mahsusmahal...

 

 

 
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Sayılarımız
Öyküler
Şiirler
Denemeler
Karikatürler

A. İbrahim

Manolya Çiçeği

Ruşen Özkan’a

Elazığ  İstanbul arası yaptığım yolculuklarda, Sivas’ın Gürün ilçesi mola yeriydi. Yolculuklarım çoğunlukla kış aylarında olurdu. Sivas’tan geçerken buzdan harfleri olan bir şehir demiştim içimden. Şehirlerin yüzleri çoğunlukla orada sana ait nelerin olduğuyla ilgilidir. Sivas’ta tanıdıklarım, sevdiklerim olmadı hiçbir zaman. Üstelik yolculuklar sırasında mola verdiğimiz bu şehrin donduran yüzünde hiçbir samimiyet izi de gözleyemedim. Belki de ninemin anlattığı Pir Sultan hikayelerinde; kendisinden olmayanları taşlayan bir şehir olarak da kalmış olabilir hafızamda. Her neyse kendimi bildim
bileli içim hiç ısınmadı şu Sivas’a.
Sevdiklerim olmadığı gibi, sevdiklerimi öldüren bir şehirdir de aynı zamanda. Asım Bezirci bunlardan biriydi. Buzdan harfleri olan bu şehir, şimdi de yüzünde yanık izi olarak kalan bir şehir oldu. Sivas bana hem soğuk kış günlerini, hem de küllerinden boğulmuş bir şehri hatırlatacak her zaman.
Yazdığın hikayelerle tanıdım seni biliyorsun. Yazdıklarını okudukça Şeyh Beddredin’in müritlerinden birinin “neden yazdıklarını nehre atıyorsun” diye sorduğu soruya verdiği cevabı anmadan geçemeyecem. Evet, yazmak neye yarar? Şeyh, yazdığı kimi yazılarının sayfalarını nehre atarken. “Yazdıklarım insanlığın derdine çare olmuyorsa yazmak neye yarar” demişti.
Bizim yazdıklarımız da kimsenin derdine derman olmayacak biliyorum. Yazmak bizim için uzak kendimizle konuşmaktır bekli de. Mesela sen yazarken; o uzak geçmişten kendine ve bize seslenmiyor musun? Öyle olmasaydı eğer nasıl bulabilirdik seni. Ya da sen nasıl kavuşurdun o uzak geçmişine. Yasemin’i yıllar sonra İstanbul’ da bulduğumda yüzünde, bozkıra dönen dağ imgesiyle karşılamıştı beni. Diyor ya şair “insan yaşadığı yere benzer” diye. Yaşadığı yere benziyordu işte. Sormuştum yüzündeki imgeye. “Dağ yürüyüşünde hızlımı yürünmeli” demiştim. Yanıtı yıllardır bir soru işareti olarak duruyor hâlâ belleğimde. “Hızlı yürümek değil, ritmik yürümek” diye yanıtlamıştı. Bu yanıtın bende soru olarak kalması ise hâlâ rahatsız ediyor beni. Ritmik yürümek gibi yazmak, biraz da rahatsız olmaktır sanırım. Yazmak ve yürümek acı çektiriyorsa insana ve derdine derman ol
muyorsa insanlığın bu çaba niye.
Sokrat, baldıran şurubuyla ölüm cezasının infaz edileceği sabahın gecesinde, notalarıyla bir şarkıyı öğrenmeye çalışıyormuş. Ben yanıtın söylemeyeceğim Sokrat’ın ama yazmak ve yürümek ölüm nedeni olmuşsa birinin, ölünceye kadar öğrenmek ve şarkı
söylemeye devam etmek lazım.
Belki insanlığın derdine derman olmayacak yazdıklarımız ama insan iyileşmeyi yaralarından öğrenmez mi? O zaman yazalım ve iyileşsin yaralarımız.
Sevgili Ruşen; sana göndereceğim şu mektubun içine bir manolya çiçeği koyup gönderecektim. Burada yeni tanıştığım şizofren bir ressam uyardı beni.” Uzaktan koklamalı manolya çiçeğini, yoksa paslanıyor” dedi. Çiçek paslanır mı dedim. “Evet” dedi. “dalında koparıp saksıya koyduğunuzda büyüyor bir günlüğüne, sonra tohumları dökülmeye başlıyor. Ona dokunduğunuz için kahverengine dönüşünce paslanıyor işte” dedi. Elime aldım manolya çiçeğini. Dokundum yapraklarına. Kauçuk ağacının yapraklarına benziyor. Dışı sonbahar, içi bahar olan yaprakların koynunda uyuyan bir çiçekmiş manolya. Ne ben koklayabildim. Ne de sana gönderebildim. Dokununca paslanıyor diyor ressam… Sonra aldım manolya çiçeğini yazdı
ğın öykünün üstüne koydum.
Sevgili Ruşen; Yasemin’i ziyarete gidecem bu hafta sonu. Manolya ürkekliğine benzemiyorsa teniniz, sarılıp koklayacam yasemini doyasıya. Acaba diyorum; koklasam yasemini doyasıya, sizin de kokunuz gelir mi bana. Hani belki uzaktan koklamalı, dokununca kırılacak kadar inceldiniz ne de olsa. Derginin kapak başlığını biliyorsun. “Cezaevinde kalan birine dokunmak istiyorsanız ona yazın” diyor. Yine de korkuyorum sizlere dokunmaya. Ne de olsa göndermek istediğim çiçek manolya çiçeğiydi.

 
Mektup Bekleyenler
Dergiyi Edinmek
Bağlantılar
İletişim
Ortak Kitaplar
Basında Kitaplar
Kitap Çıkaranlar
Mahsus Mahal Türküsü
Bize Yazın
 
Google